T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R

"28 Şubat mağdurları"

Bahsetmek istediğim "mağdurlar" ilk nazarda hatırınıza gelenler, Refah Partisi mensupları veya başörtülü hanımlar değil. Post-modern darbeyi zil takıp oynayarak karşılayan veya tetikleyenlerden, kısacası "silahsız kuvvetler"den söz etmek istiyorum. Şimdilerde bunların çoğu "28 Şubat mağduru" konumuna düştü. Aslında post-modern darbenin yıldönümünde bu konuyu yazacaktım. Bekledim ki içlerinde bu münasebetle günah çıkaranlar, "o günkü çıkışımızla hata etmişiz" diyenler olur. Yıldönümünde o eski coşku kalmadı, dahası sessizce geçiştirildi; ama açıkça günah çıkaran da olmadı.

Hatırlayın o günleri: İşveren kesimi, belirli işçi kuruluşlarını da peşlerine takarak destek vermişlerdi, 28 Şubat'a. Şimdi kapanan işyerlerinin, fabrikaların sayısını kendileri dahi unuttu. İşçiler, sabit gelirliler o günkü yaşam düzeylerinin hayli gerisindeler. Küçük bir rantiye müstesna işveren de kan ağlıyor işçi de. "İrtica" ile mücadele aşkı bu kesime pahalıya maloldu. İşleyen bir çarkı durdurmak kolay, ancak onu yeniden çevirmek gerçekten zor. Hele böyle beceriksiz ve bilgisiz bir siyasi kadroyla... İşveren ve işçi temsilcileri o gün temsil ettikleri kitlelere ihanet etmişlerdi, bugün faturasını temsil ettikleri geniş kitleler ödüyor. Şimdi hepsi "28 Şubat mağduru..."

Medya da büyük destek vermişti 28 Şubat'a. Promosyon yasağını getiren iktidarı cezalandırdık, kimin hakim güç olduğunu gösterdik diye bayram ediyorlardı. Pireyi deve yapıyor, medyatik linçlerle istemediklerinin ipini çekiyorlardı. Ancak önce satışları düştü, halk yanlış odağı destekleyen medyayı sessizce cezalandırdı. Sonra hakim güç odaklarıyla balayıları sona erdi. Bunda pastadan pay alırken gösterdikleri açgözlülüğün de rolü var. Şimdilerde kadrolarını azaltıyor, gazetelerini kapatıyor, televizyon kanallarını devrediyorlar. Yakında bir çoğunu yargı önünde hesap verirken görürsek şaşırmayalım. Çark tersine döndü, şimdi bir şekilde onlar da "28 Şubat mağduru..."

Parlamentonun tavrı da evlere şenlikti o günlerde. Millet iradesinin temsilcileri bu iradenin rafa kaldırılmasına hiç ses çıkarmadılar. İktidarın kendi iradeleri dışında değişmesine seyirci kaldılar. Kimi alacağı bakanlığı, kimi amortiden elde edeceği başbakanlığı düşündü. Bu sessizliğin parlamento etkinliğini ve itibarını sıfıra indirdiğini belki şimdi farkediyorlar. Kimse kendilerini dikkate almıyor. Cumhurbaşkanlığı seçimi gibi anlık etkinliklerin dışında tümüyle devre dışı kaldılar. Sorguya çekmek istedikleri kamu görevlilerini dahi sorgu mahalline getiremez oldular. Hiçbir yolsuzluğun üzerine gidemediler, sivil siyasetin etkinliğini sıfıra indirdiler. Mağdurlar artık başka odaklarda hak arıyor. Halkın % 40'a yakınının siyasi partilerin, temsilcilerin hiçbirini istemiyorum demesi nasıl dibe vurduklarının göstergesi. Açıkçası 28 Şubat öncesi itibarlarının çok gerisindeler. Yani bir anlamda onlar da "28 Şubat mağduru..."

İhtilaller önce evlatlarını yermiş. Bu kuraldan post-modern darbeler istisna değil. 28 Şubat'ı destekleyenler, tetikleyenler bir şekilde, bizzat veya yakınlarının şahsında "mağdur" duruma düştüler.

Kural hiç değişmiyor. Bir haksızlığa destek verenler, eninde sonunda onun kurbanı oluyorlar.


13 Mart 2001
Salı
 
M. AKİF AYDIN


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika| Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED