T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R

Yılmaz'a tam "güle güle" diyecekken "günaydın" demek

Türk siyasetçisi, siyaseti; ya koltuk umudunu bütünüyle kaybettiği zaman ya da Mesut Yılmaz gibi, altındaki koltuğun artık kendisine ait olmadığın hissettiği zaman doğru okuyabiliyor. İktidarda bulunan ya da iktidara talip olan siyasetçiler, bu okumalardan oluşan tecrübeyi değerlendirebilseler bugün siyaset kurumu adına şikayet ettiğimiz birçok şeyin gündemden kalkacağına şüphe yoktur. Sadece Mesut Yılmaz'ın yakın dönemdeki siyasi kariyeri ve bu kariyerin doğal bir sonucu olarak ettiği şu sözler bile yeterince tecrübe içermektedir:

"Bir irade, siyaseti etkisizleştirme operasyonu içerisindedir. Bunu yapanlar biraz da İtalyan modelinden etkileniyorlar. Orada siyasi kadrolar, boğazına kadar yolsuzluğa batmıştı. Bu olay, İtalyan siyasetinde, yeniden düzenlemenin başlangıcı oldu. Bundan esinlenerek, Türkiye'de de, benzer bir senaryo uygulanmak isteniyor. Amaçları mevcut siyasi yapının tasfiyesini sağlamak... Ve yeni siyasi oluşumların başlatılması yolunu açmak amaçlanıyor... Buradaki hedeflerden biri de benim."

Bu sözlerin sahibinin, 28 Şubat'ın Başbakanı oluşu ve birtakım Şubatist yasaları zorla çıkartırken, "siyasi hayatıma mal olsa da bunu Meclis'ten geçireceğiz" demiş olmasını ekleyerek tabloyu tamamlayalım. Mesut Yılmaz bugün, siyasetin etkisizleştirilmesi ve siyaset kurumunun zayıflatılması ve nihayet içinde kendisinin de bulunduğu bir grup siyasetçinin tasfiye edilmesi operasyonunun altını çiziyor. Çok doğru... Aynen böyledir.

Ama, herkes tarafından gözlemlenen bu "doğru"nun aylar sonra farkedilmesi şaşırtıcıdır. Çünkü, varoluşu ile halk desteği arasındaki bağı kendi elleriyle koparan ve iktidarının devamlılığını siyaset dışı güçlere emanet eden bir politikacının gün gelip bu gayr-ı meşru sistemin kurbanı olması kaçınılmazdır.

Türk siyasi tarihi bu tür örneklerle doludur ama sadece 28 Şubat'ın öncü partileri DTP, CHP ve nihayet ANAP'ın içine düştüğü durum da bu yargıyı doğrulamaya yetmektedir.

Siyaset dışı müdahalelerden konjonktürel avantajlar sağlayan her siyasetçinin birgün kendisine bu avantajı sağlayan güçlerle ödeşeceğini bilmesi ve bu hesap gününü kestirmesi lazımdır. Halkoyuna ihtiyacı olan, halk oyuyla varolan bütün parti ve liderlerin; aynı gemide olduklarını unutmadan, bir ya da birkaçı o gemiden cebren indirilirken olup-bitenlere gözlerini kapayıp kayıtsız kalarak kurtulamayacaklarını anlamaları gerekir.

Bu, 28 Şubat'ın da bugünün de siyasi gerçeğidir.

Bugün de Mesut Yılmaz'ın ya da bir başka siyasetçinin ya da bir başka partinin cebren tasfiye edilişine göz yummak, aynı yanlışa ortak olmak demektir. Yılmaz'ın başına gelenleri hak edip etmediği başka; siyasetin dışarıdan müdahale yoluyla dizayn edilmesinin demokrasiye uygun olup olmadığı gerçeği başkadır. Yılmaz'ı veya herhangi bir lideri tasfiye edecek olan sadece halktır. Bir partiyi kapatacak olan da bir başkasının önünü açacak olan da halktır.

Bu, herhangi bir politikacının şahsi ya da herhangi bir partinin kurumsal sorunu değil doğrudan Türkiye'nin yoluna demokrasi ile devam edip etmeyeceğine istinad eden bir olgudur. Ülkenin sürekli darbe haline alıştırılması ve seçilmişlerin itibarının düşürülmesi, bireyle devletin karşılıklı oturduğu terazinin devlet kefesinin ağırlaştıkça daha da ağırlaşması demektir.

ANAP liderini tam siyaseten "güle güle" denilme noktasında keşfettiği müthiş gerçek nedeniyle "günaydın"la selamladıktan sonra; siyaset kurumunun ve dolayısıyla demokrasinin karşı karşıya bulunduğu tasfiye tehdidiyle mücadelenin Yılmaz'a emanet edilemeyecek kadar önemli ve hayati bir mesele olduğunu unutmamak gerekiyor.


13 Mart 2001
Salı
 
MUSTAFA KARAALİOĞLU


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika| Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED