|
|
|
|
Galatasaray bir efsanedir. Halkın hafızasına kazınmıştır. Son Milan galibiyeti ile yazdığı destana yeni bir sayfa eklemiştir. Destan daha sonra ermemiştir. Kimbilir daha bu hikâyeye ne kadar şanlı sayfa eklenecek. Manzara böyle iken, bu tabloyu zedeleyecek ne olabilir? Dilimizde şöyle bir söz var: "Yiğidi kılıç kesmez, bir acı söz öldürür". Bu sözleri ne yazık ki rakipler değil de Galatasaray'ın kendi bünyesi üretiyor. Söz veya hareket, sonuç değişmez. Balkanların Maradonası, gerçek bir futbol efsanesi olan Hagi "kendini ısıran ejder" misali efsaneyi zedeledi. O artık dillerde dolaşan pasları, golleri, inanılmaz performansı, bir futbol bilgesi olmasının yanısıra "hakemin yüzüne tüküren" biri olarak da anılacak. Galatasaray yönetimi de ondan geri kalmıyor. Yok "Kutsal ittifak" yok hakem oyunları, yok Federasyon.. Gözler irileşmiş, yüzler gerilmiş, demeçler veriliyor. Sahadaki mücadele saha dışına çekiliyor. Efsane vakur olmalıdır, dik durmasını bilmelidir, ufak esintilerin, oyunların kendini yıkamayacağına inanmalıdır. Böyle durduğu sürece olağanüstü varlığı efsane olarak devam eder. Ayrıca F.Bahçe'nin bir rakip olarak öncelikle-lig bir yana -biryerlerden bir UEFA Kupası almadan aynı perdeden, aynı mertebeden konuşması yakışık almaz. Üstelik G.Saray Şampiyonlar Kupası için finale doğru gittiği bir sırada. Zaten F.Bahçe'nin böyle bir tavrı ve niyeti de yok. G.Saray'ın başarılarını alkışlıyor, hakkını teslim ediyorlar. Mustafa Denizli'nin "şansı" hâlâ yaver gidiyor. Kanal 7 Spor Müdürü Kemal Belgin'le konuşuyoruz. Denizli'nin "şanslı" olduğunu söyleyip duruyor. Sürekli başarıyı "sadece şansa" bağlamak akla uygun değil. Ama Kemal Belgin'e de neredeyse hak verecek hale geldik. Neydi o Yimpaş-Yozgat maçındaki şans faktörü. Galibiyeti hemen herkes meleklere havale etti. Denizli dahil. Hadi onu geçtik, şu Antalya maçına ne demeli. İlk devre Fenerbahçe'nin tozunu attı. Öyle ki Uğur'un harcadığı pozisyonlar -daha doğrusu Rüştü'nün kurtardıkları- gol olsa idi, daha ilk yarıda Fenerbahçe iki, üç fark yiyecekti. Fenerbahçe böyle "sıkı" takımlara karşı bocalıyor. Ama hakkını teslim etmeli: ikinci yarıda bu defa Fener büyüklüğünü, performansının yüksekliğini sergiledi. Oyunu rakip kaleye yıktığı gibi, kontrataklara da fırsat vermedi. Kendini ısıran ejder benzetmesini belki de Beşiktaş için kullanmalıydık. Geçen yıl izlediğimiz filim tekrarlanıyor. Takımı tanıyan, on iki maç üst üste galibiyete koşan, Türkiye'ye ve hocalığa ısınan Briegel gönderilmişti. Yerine Scala geldi. Hep umutlandık. Yönetim yenilenmiş, takım tazelenmişti. Umuluyordu ki, Scala ile Beşiktaş uzun bir süre birlikte çalışacak. Ama ligin tepesinde böyle sabır ne gezer. En baba hocaya bir devre zor tahammül ediliyor. Scala da taraftarın, yönetimin, medyanın hasılı Türkiye şartlarının kurbanı oldu. Tuhaf bir biçimde -hastalık bahanesi ile- gönderildi. Daum'un gelişi ise -kokain yüzünden- neredeyse bir skandala dönüşüyor. Trabzon'un derdi -hep söylüyoruz- iki başlı olmasından. Hani dilimize pelesenk ettiğimiz bir tabir var "Birlik ve beraberlik". Bu yoksa başarıya inanç da oluşmuyor. Mehmet Ali Yılmaz ile muhalifleri "anlaşarak" bir ortak noktada birleşmediği sürece Trabzon'a rahat yüzü yok. İnanmak deyince Erzurumspor başkanının sözlerini anlamayız. Şöyle konuştu: "Futbolcular en az benim kadar başarıya inanmış olsalar iş bitecek. Çünkü biz kötü bir takım değiliz". Ama bu inancın oluşması kolay değil. Rüzgârı yakalamak gerek. Tıpkı Kocaeli gibi.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
|
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © ALL RIGHTS RESERVED |