T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Bir devletlu görevini yapamaz hale gelmişse...

Bazen aklıma anlamsız bir soru takılır, cevabını almasam rahat edemem. Geçen gün, haberleri izlerken, birdenbire, "Acaba" diye düşündüm, "Önemli mevkideki bir devlet adamı, herhangi bir sebeple görevini yerine getiremiyorsa, nasıl uzaklaştırılır?" İnsanın zihninde böyle münasebetsiz sorulara da yer olabiliyor.

Aslında demokratik ülkelerde bu sorunun basit bir cevabı var: O toplumlarda, önemli mevkilere getirilecek kişilerin her türlü ârâzdan sâlim olması şartını onu seçenler akıllarında tutarlar. Ağır hastalığı bulunan biri hassas yerlere getirilmez. Diyelim geldi, görevini iyi yapamadığı anlaşılan kişi, kim olursa olsun, uygun yollarla oradan uzaklaştırılır. Japonya'da kırdığı gaflar sebebiyle gülünç olan başbakan Mori, partisi tarafından uyarıldı ve istifaya zorlandı.

Bizde de, ileri yaşı sebebiyle olaylara hâkim olamadığını anlayan İsmet İnönü, başbakanlık gibi ağır sorumluluk gerektiren bir görevden, kimseyi üzmeden, kendisi ayrılıvermiştir. O günleri 'evden' izleyen Metin Toker'in yazdıkları yeterince açıklayıcı: "1965'in başlarında ben de İnönü'de yılgınlık ve bezginlik sayılmasa bile bir bıkkınlık seziyordum. Adeta bu işin üzerinden alınması onu da rahatlatacak gibiydi. Sadece Gümüşpalalar, Alicanlar, Dinçerler veya Oğuzlar değil, kendi partisi içindeki bir takım insanlar da onu yormuşlardı, yoruyorlardı. Onların gösterdikleri anlayışsızlık bu bunalımlı dört yıl içinde İsmet Paşayı en fazla kızdıran husus oldu. Ben zaman geçtiğinde o günleri Fransa'da General de Gaulle'ün son günlerine benzetmişimdir. De Gaulle de, görevinden ayrılmayı kendisi istemiş, âdeta kendisi hazırlamıştır." ("İnönü'nün Son Başbakanlığı: 1961-1965"; Bilgi Yayınevi, s. 226).

Bir de Cemal Gürsel olayı var.

27 Mayıs darbesinin lideri Cemal Gürsel, dayatmayla cumhurbaşkanlığına getirilmiş, ancak 1965 sonlarında hastalanmıştı. Çiçeği burnunda başbakan Süleyman Demirel, ailenin iznini de alarak, Gürsel'i, tedavi için ABD'ye gönderdi. Gürsel, 2 Şubat 1966 tarihinde, ABD başkanı Johnson'un gönderdiği özel uçakla Walter Reed Hastanesi'ne gitti. 9 Şubat'ta durumunun ağırlaştığı haberi ulaştı ve arayışlar başladı. 11 Mart günü, liderler, Genelkurmay başkanı Cevdet Sunay'ın kontenjan senatörlüğü yoluyla cumhurbaşkanı olmasına karar verdiler. 14 Mart'ta senatör atandı Sunay, 17 Mart'ta yemin edip göreve başladı. 25 Mart'ta komadaki Gürsel Türkiye'ye getirildi. 26 Mart'ta, Gülhane Askeri Tıp Akademisi'ne mensup 37 kişiden oluşan sıhhi kurul, "Gürsel görevine devam edemez" raporu verdi. Meclis 28 Mart'ta Sunay'ı cumhurbaşkanı seçti. Gürsel, aylar sonra, 14 Eylül 1966'da vefat etti.

O dönem Hürriyet'i Ankara'da temsil eden Cüneyt Arcayürek, Cemal Gürsel'in 'görevini yerine getiremeyecek durumda olduğunu' 19 Mayıs vesilesiyle gençliğe mesajını almak üzere çıktığı Çankaya'da fark etmiş. Mesajı yazarken, bir süre sonra, Gürsel'in sesi homurtuya dönüşmüş... Köşkün genel sekreteriyle özel kalem müdürü, "Sen yaz, biz bakalım, Gürsel'in mesajı diye yayımla" demişler... "Gazetecilik yaşamımda ilk ve son kez, bir cumhurbaşkanının gençliğe mesajını, bir demecini ben yazmıştım" diyor Cüneyt Bey... ("Cüneyt Arcayürek açıklıyor: 5"; Bilgi Yayınevi, s. 81).

Basın her öğle üzeri başbakanlıktan ayrılan Gürsel'le binanın basamaklarında görüşüp ağzından demeç alırmış o günlerde. Bir gün, başbakanlığın aldığı, "Gazeteciler binaya sokulmayacak, uzakta bekleyecek" kararı bürolara iletilmiş... O günden sonra gazeteciler Gürsel'i uzaktan seyretmişler... Acaba, uzakta durmayı temin için, girişe, kırmızı kalın şeritten bir kordon da çekmişler miydi?

Münasebetsiz bir soru, bana neleri hatırlattı, görüyorsunuz...

Bir açıklama

Adalet bakanlığı ceza ve tevkifevleri genel müdürü Ali Suat Ertosun, "Bayraklı tabut" başlığını taşıyan Kulis'e (24 Ocak 2001) bir açıklama gönderdi. O yazıda, cezaevinde ayağı kayarak hayatını kaybeden İbrahim Cici'nin tabutunun bayrağa sarılmasındaki garipliğe temas ediyor ve "Gelecek duruşmada önemli açıklamalarım olacak" dedikten sonra hiçbir duruşmaya çıkarılmadığı iddiasını naklediyordum. Ertosun'un gönderdiği açıklamanın özeti şu:

İddiayı araştıran Eskişehir Cumhuriyet başsavcılığı, İbrahim Cici'nin Eskişehir özel tip cezaevinde kaldığı süre içerisinde, yargılandığı Bakırköy 3. ağır ceza mahkemesinden duruşmalarında bulundurulmasına ilişkin 5 adet müzekkere geldiğini bildirmiş. Üçünde, Cici'nin dilekçeleri üzerine yapılan muayenelerde 'yatak istirahatının uygun olduğu' raporla tespit edildiği için duruşmalara sevk edilmediği, bir kere duruşma günü bakanlıkça resmi tatil ilân edildiği, bir kere de jandarma personeli eksikliği ve araç yetersizliği nedeniyle duruşmaya götürülemediği anlaşılmış. Cici'nin ifadesinin talimatla alınması için Eskişehir ağır ceza mahkemesi ve başsavcılıklarında yapılan tüm oturumlarda hazır bulundurulduğunu bildirmiş başsavcılık.

Buradan çıkan sonuç şu: Günaydın gazetesi sahibi Bekir Kutmangil cinayetinde azmettirici olarak yargılanan İbrahim Cici, "Gelecek duruşmada önemli açıklamalarım olacak" dedikten sonra yapılan beş duruşmaya bazısı kendinden mâzeretler sebebiyle gönderilmemiş. Bilginize sunarım. T.K.


13 Mart 2001
Salı
 
TAHA KIVANÇ


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED