|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Devlet Bakanı Kemal Derviş, "Ekonomik Program" çalışmaları hakkında açıklamalar yaparken gelecek yıl "tek haneli" enflasyona varılmasının biraz zor olduğunu belirterek "yüzde 15 civarında bir enflasyon hedefi ile 2002 yılına gireceğimizi tahmin ediyorum" dedi. İnşaallah öyle olur. Ama birazdan açıklayacağım gibi bu konuda "çok dikkatli" olmak ve mutlaka "dış kaynak" sağlamak gerekiyor. Enflasyonu azdıran "kamu açıkları" konusunu "iyi anlamış" olan Derviş, neşteri kamu bankalarına vuruyor. Bu, hem "çok gerekli ve şart", hem de "içinde hiper enflasyon tehlikesi taşıyan" önemli bir karar. Hükümetlerin "bütçe açıklarını gizlemek için" yıllardır oynadıkları bir oyunu Kemal Derviş bozuyor. Devlet kamu bankaları yoluyla çiftçiye, esnafa, düşük faizli krediler veriyor ve bir çeşit sübvansiyon yapıyordu. Ziraat, Halk ve Emlak Bankası, sırf bu yüzden 20 milyar dolara yakın "görev zararı" sahibi oldular. Sistem doğru ve güzel işlese, bu bankaların her yıl uğradıkları "görev zararı" Hazine tarafından karşılanacak ve bu bankalar "sistemi tehdit eder" hale gelmeyeceklerdi. Hazine bu bankalara şimdiye kadar "beş kuruş" ödeme yapmadığı için, aslında bir "bütçe açığı" olan bu durum katlanarak bu günlere geldi. Kemal Derviş, dün bu yaraya "neşter" vurulacağını bir kez daha açıkladı. Zaten kamunun üzerinde olan ve "yüksek maliyetlerle finanse edilen 20 milyar dolarlık yük"ün Hazine tarafından üstleneceğini açıkladı. İşte tehlike bu noktada başlıyor. Hazine bu bankalara "20 milyar dolarlık Hazine Bonosu" verecek. Bu bonolar "piyasada" alıcı bulamayacağına göre Merkez Bankası kaynaklarından karşılanacak. Şimdi bu bankalar, zaman zaman Merkez Bankası'na gidip ellerindeki Hazine Bonosu'nu verecekler ve para isteyecekler. Para nerede? Merkez Bankası "mecburen" Banknot Matbaası'nı çalıştırıp para basacak. İşte bu noktada "dış kaynak" ihtiyacı, hem de "çok acil" olarak ortaya çıkıyor. Eğer basılan paranın karşılığını "döviz olarak" dışarıdan bulamazsak, Kemal Derviş'in 2002 yılında yüzde 15'lik enflasyon hayali, "tam bir hayal" olarak kalır ve hedeflenen "tek haneli" rakamların yerini, "üç haneli" rakamlar alır ve bir de "hiper enflasyonla" tanışmış oluruz. Hiper enflasyon ise halkı soyup soğana çeviren bir çeşit "vergi" ve yapılabilecek "en büyük soygundur." Ülkeyi bu hale sokanlar hâlâ yerlerinde duruyor
Liderler, "Kemal Derviş gölgesinde" kalmamak için sık sık "liderler zirvesi" yapıyorlar. İşte bu zirveye katılan iki liderin eskiden yaptıkları "zırvalar" yüzünden, ekonomi bu hale geldi. Hatırlarsınız 1993, 1994, 1995 yılları sırasında "Telekom'un satışı" gündemin birinci sırasını alıyordu. DYP- SHP ve DYP- CHP koalisyonları "Telekom'u satmak" için Meclis'ten yasa çıkarıyorlar. DSP'li Bülent Ecevit ve ANAP'lı Mesut Yılmaz, "Milli egemenliğimiz tahrip olacak" diyerek Anayasa Mahkemesi'ne başvuruyorlar ve yasayı iptal ettiriyorlardı. O sıralar yabancı bankalar "Telekom'un değerini" 40 milyar dolar tespit etmişlerdi ve yarısına ödenecek miktar da 21 milyar dolar olarak alıcılar tarafından hazırlanmıştı bile. O yıl, "enflasyonu azdıran" iç borç ise sadece 18 milyar dolar idi. Bir Telekom'u satarak bütün iç borcu ortadan kaldırıp enflasyonu bitirecektik. Aradan çok değil 7-8 yıl geçti. Bugün Telekom'un yüzde 51'ine artık kimse para vermiyor. 2- 3 milyar dolar veren alıp gidecek. Merak ediyorum, beceriksizlikleri ve cehaletleri yüzünden ülkeyi bu hale getiren bu iki lider yataklarında rahat uyuyabiliyorlar mı?
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |