T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

K Ü L T Ü R

27 Mayıs devam ediyor

27 Mayıs darbesinin üzerinden 41 yıl geçti. Geçen süre içinde darbeyi onaylayan, DP iktidarının hatalarının darbeyi meşrulaştırdığını iddia eden yayınların yanısıra, 'milli irade'yi savunup darbenin yanlışlığını ve haksızlığını anlatan yayınlar da yapıldı. İhtilal mi, inkılap mı yoksa devrim mi olduğu hala tartışılan 27 Mayıs üzerine son kitabı, Davut Dursun yazdı. Dursun'la kitabı "27 Mayıs Darbesi"ni ve o dönemi konuştuk.

Kitabınıza 27 Mayıs Darbesi adını koymuşsunuz. 27 Mayıs gerçekten bir "darbe" mi, yoksa "ihtilal" veya "devrim" mi?

27 Mayısta olan olayın ne olduğu konuyla ilgili literatürde tartışmalı özelliğini korumaktadır. Genellikle bu kavramlaştırmada kişilerin olay karşısındaki duruşları ve konumları belirleyici oluyor. Şayet olayı tasvip ediyor, bu olayla birlikte Türkiye'nin pek çok kazanım elde ettiğini söylüyorsanız 27 Mayısı "devrim" veya "ihtilal" olarak değerlendiriyorsunuz demektir. Buna karşılık seçimle iş başına gelmiş ve milli iradenin ürünü olan bir iktidar kadrosunun seçim dışında hiçbir yolla ve asla görevden uzaklaştırılamayacağını savunuyor, darbe türü olaylara ilkesel olarak karşı çıkıyorsanız o zaman 27 Mayısı bir "darbe" olarak değerlendiriyorsunuz. 27 Mayıs üzerine yazılanlardan DP yanlılarının yani mağdurların yazdıklarında "darbe", CHP ve sol kesimlerin yazdıklarında ise "devrim" veya "ihtilal" sözcüklerinin kullanıldığını görmekteyiz. Ben kitabıma 27 Mayıs Darbesi adını koydum. Çünkü sandıkta halkın oylarıyla iktidara gelmiş bir kadronun bir silahlı güçle ve gayri hukuki yollarla asla iktidardan uzaklaştırılmasının meşru olmadığını, bunun demokratlığa, insan haklarına ve genel olarak inasaniliğe aykırı olduğuna inanıyorum ve savunuyorum.

DP iktidarının yanlışlarından söz ediliyor. Anayasayı ihlal ettikleri, muhalefete baskı yaptıkları, özgürlükleri kıstıkları gibi...

Doğrudur. DP iktidarını ve Menderes'i anayasayı ihlal etmekle suçlayanların söz konusu anayasayı toptan kaldırdıklarını, ihlal ettiklerini unutmayalım. Daha da ilginci, iktidarı Atatürkçülükten taviz vermekle suçlayanlar Atatürk'ün 1924 Anayasasını ortadan kaldırmışlardır. Menderes iktidarının muhalefetle birlikte yaşama konusunda yanlışları var. Hürriyetlerin kısıtlanması konusunda ciddi sorunlar var. Ama bunlar asla ve hiçbir zaman darbeyi meşru hale getirmez.

O günün muhalefet partisi olan CHP'nin darbenin içinde olduğu ileri sürülür. Bu doğru mu?

Maalesef doğru. Maalesef diyorum, çünkü bir siyasi partinin darbecilerle birlikte olması asla kabul edilemez bir durumdur. CHP ile darbeciler arasındaki ilişkinin boyutunu ortaya koymak biraz zordur. En azından CHP'nin darbeden haberi olduğunu, önlemek için herhangi bir çaba içerisinde olmadığını, darbeden sonra kendisinin önünün açılacağını düşündüğünü sanıyorum. Zaten darbecilerin darbe sonrası için fazla bir hazırlıkları ve planları yoktu. Darbeden sonra ipler CHP'lilere geçmiştir. CHP'nin 1958'de kabul ettiği İlk Hedefler Beyannamesi aynen anayasaya ve diğere temel yasalara girmiş, yasalaşmıştır. 1961 anayasasını hazırlayan Temsilciler Meclisi sadece CHP eğilimindekilerden oluşmuştur. Yine darbecilerden oluşan Milli Birlik Komitesi içerisinde CHP konusunda bir bölünme yaşanmıştır. Ülkenin yönetiminin CHP'lilere teslim edilmesine karşı direnen Ondörtler, bilindiği gibi tasfiye edilmişlerdir.

Darbeden sonra Yassıada Yargılamaları ve idamlar derin yaralar açtı. O günlerde bu olumsuzluklar görülemedi mi? İdamları önlemek için bir çaba gösterilmedi mi?

Darbelerde çoğu kez mantık, izan ve rasyonalite işlemez. Darbeci grup bir yola girer ve geri dönülemez bir şekilde devam eder. 27 Mayıs sonrası da böyle olmuştur. Her darbe öncelikle kendi taraftarlarını basınını, aydınlarını, yandaşlarını yaratıyor. Muhalefet yapma imkan olmadığından hiç kimse yapılanları yanlışları eleştiremiyor. Herkes iktidardakilere alkış tutuyor. Kimisi menfaat için yapıyor, kimisi de korkudan. Yassıada yargılamaları ta baştan beri olağanüstü bir ortamda yapıldı. Sanıklara adil savunma hakkı tanınmadı, avukatlar doğru dürüst çalışamadı, aleyhte deliller dinlenmedi. Kimse idam beklemiyordu, ama sonunda onbeş idam çıktı. İdamların infaz edilmemesi için son anda özellikle dış dünyadan büyük çabalar geldi. Ama bunlar başarılı olamadı. İsmet İnönü'nün de çalıştığı söylenir. Sanıyorum İnönü en son anda teşebbüs ettiyse de artık iş işten geçmişti ve bir etkisi olmadı. Belki ta baştan konuyla ilgilenseydi önleyebilirdi.

27 Mayıs'ın etkisi hala devam ediyor mu?

Elbette devam ediyor. Ondan sonra 12 Mart yaşandı, 12 Eylül yaşandı, 28 Şubat yaşandı. Ama bunların yolunu açan 27 Mayıs darbesi olmuştur. Düşünüyor musunuz 27 Mayıstan sonra bir de yıllarca Hürriyet ve Anayasa Bayramı kutladık. Anayasayı silah zoruyla kaldırıyor, toplumun yarısını sosyal ve siyasal hayattan izole ediyor ve bu olayı bayram olarak kutluyoruz! Olacak şey mi? ama oluyor, işte. Temel problem şu: Türk siyasetinde darbe veya darbe türü dışarıdan müdahaleler meşru bir siyaset aleti olarak görülüyor. Halkın desteğiyle iktidara gelemeyen siyasi kadrolar askeri darbelerle iktidara gelmeyi bir yöntem olarak benimsiyorlar. Sorun işte burada. 27 Mayısa CHP destek verdi ve bu destekle iktidara geldi. 12 Marta sağ kesim destek verdi. 12 Eylüle nerede ise bütün kesimler destek verdi. 28 Şubata sol ve Kemalist kesimler destek sağladılar. Niye? Çünkü sandıkta yenemedikleri sağ ve gelenekçileri asker eliyle bertaraf ettiler. Siyasetimizin temel açmazı işte budur. Darbecileri alkış yeni darbeler getirir. Darbecilerin rengi, ideolojisi, tarafı ne olursa olsun, darbe darbedir.

Hatıralarla ve gözlemlerle 27 Mayıs Darbesi

27 Mayıs darbesi üzerinde şimdiye kadar çok şey yazıldı, çizildi, söylendi. Bunlardan kimisi lehte, kimisi aleyhteydi. Kendini demokrat olarak takdim edenlerin dahi darbenin yanında yer tutmaları hayli ilgi çekici. "Darbe darbedir, onun iyisi kötüsü olmaz. İlkesel olarak her türlü darbenin karşısında durmak gerekir" diyen ise pek az. Siyaset Bilimci Doç. Dr. Davut Dursun, son kitabı '27 Mayıs Darbesi' ile 27 Mayıs külliyatına önemli bir katkıda bulunuyor. Kitap iki ana bölümden oluşuyor. Giriş bölümünde yazarın kaleme aldığı yazıda 'Darbeye Giden Yol' anlatılıyor. Burada özellikle siyasal kültürümüz ve iktidar-muhalefet ilişkilerindeki sorunlar inceleniyor. Bunu izleyen bölümde ise 27 Mayıs çerçevesinde olayın aktörleri, gözlemcileri ve ilgilileriyle yapılmış röportajlar yer alıyor. İçlerinde Numan Esin, Hüsamettin Cindoruk, Sadettin Bilgiç, Aydın Menderes, Mehmet Barlas, Oktay Ekşi, Bedii Faik gibi önemli isimlerin toplam on beş kişiyle yapılmış konuşmalar bulunuyor. Konuşmalarda Demokrat Parti dönemi, iktidar-muhalefet ilişkileri, darbe, darbecilerin yönetimi, yargılamalar ve benzeri konular inceleniyor. Daha önce başka bir yerde yayınlanmamış pek çok bilgiyi içeren kitap, Türkiye'nin siyasi hayatına ilgi duyanların ilgisini çekecek nitelikte.
Şehir Yayınları Tel: 0 212 519 17 28

Arzu Bircan

 
Çingeneleri tanıyalım

Tek kişilikler 'uluslararası' oluyor
Nazım Hikmet'in şiirleri ilk kez dans için bestelenecek. Sanatçının 10 ayrı şiiri, "Nazım'a Dans'' adlı eserle Ankara Devlet Opera ve Balesi Modern Dans Topluluğu tarafından sahneye taşınacak. Koreografisini Yasemin Altıoklar'ın hazırladığı eserin müzikleri Mehmet Göktepe'ye ait. Şairin Dizboyu Karlı Bir Gece, Ceviz Ağacı, Yaşamak Kasideleri, Rodos Heykeli, Yaşamaya Dair 1-2, Karıma Mektup, Mor Menekşe, Son Otobüs, Ben Bir Yolculuk Yaptım ve Nikbinlik şiirlerini bestelenecek.
ETEV Sanat ödülleri verildi
Emin Türk Eliçin Vakfı (ETEV) 2001 Sanat Ödülleri, tiyatro sanatçıları Genco Erkal ile Macide Tanır'a verildi. Öğretmen, araştırmacı, yazar ve çevirmen Emin Türk Eliçin'in 1966'da ölümünün ardından eşi Asiye Eliçin tarafından kurulan ETEV, ülkemize hizmet eden kişi veya kuruluşlara verilmesi amacıyla oluşturulan ödüllerine bu yıl, Genco Erkal ile Macide Tanır değer görüldü. Genco Erkal ile Macide Tanır, ödüllerini, Prof. Dr. Afşar Timuçin ve Asiye Eliçin'den aldılar. Ayda bir yayınlanan NTV Magazin dergisi MAG, bu sayısında da Türkiye ve dünya gündeminin nabzını tutmaya devam ediyor. Derginin bu ay ki dosya konusu Avrasya satranç tahtasında yaşanan enerji oyunları. Ümit Sezgin, Cumhurbaşkanı Sezer ile Başbakan Ecevit arasında yaşanan gerginliklerin nasıl 'kuvvetler kaosu'na dönüştüğünü yazıyor. Murat Akın, devalüasyonun önceden kapıda beklediğini, Sezer ve Ecevit arasındaki krizin başbakan tarfından kasten çıkarıldığını belirtiyor. Dr. Mahfi Eğilmez, ekonomik krizin ana sebebinin IMF'nin bankacılık sektöründe reform istemesinden kaynaklandığını ileri sürüyor. Derginin röportaj konuğu ise ÖDP Genel Başkanı Ufuk Uras.
20 Mart 2001
Salı
 
Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu
Ana Sayfa | Gündem | Politika| Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon| Hayat| Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED