|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
27 Mayıs devam ediyor
Kitabınıza 27 Mayıs Darbesi adını koymuşsunuz. 27 Mayıs gerçekten bir "darbe" mi, yoksa "ihtilal" veya "devrim" mi? 27 Mayısta olan olayın ne olduğu konuyla ilgili literatürde tartışmalı özelliğini korumaktadır. Genellikle bu kavramlaştırmada kişilerin olay karşısındaki duruşları ve konumları belirleyici oluyor. Şayet olayı tasvip ediyor, bu olayla birlikte Türkiye'nin pek çok kazanım elde ettiğini söylüyorsanız 27 Mayısı "devrim" veya "ihtilal" olarak değerlendiriyorsunuz demektir. Buna karşılık seçimle iş başına gelmiş ve milli iradenin ürünü olan bir iktidar kadrosunun seçim dışında hiçbir yolla ve asla görevden uzaklaştırılamayacağını savunuyor, darbe türü olaylara ilkesel olarak karşı çıkıyorsanız o zaman 27 Mayısı bir "darbe" olarak değerlendiriyorsunuz. 27 Mayıs üzerine yazılanlardan DP yanlılarının yani mağdurların yazdıklarında "darbe", CHP ve sol kesimlerin yazdıklarında ise "devrim" veya "ihtilal" sözcüklerinin kullanıldığını görmekteyiz. Ben kitabıma 27 Mayıs Darbesi adını koydum. Çünkü sandıkta halkın oylarıyla iktidara gelmiş bir kadronun bir silahlı güçle ve gayri hukuki yollarla asla iktidardan uzaklaştırılmasının meşru olmadığını, bunun demokratlığa, insan haklarına ve genel olarak inasaniliğe aykırı olduğuna inanıyorum ve savunuyorum. DP iktidarının yanlışlarından söz ediliyor. Anayasayı ihlal ettikleri, muhalefete baskı yaptıkları, özgürlükleri kıstıkları gibi... Doğrudur. DP iktidarını ve Menderes'i anayasayı ihlal etmekle suçlayanların söz konusu anayasayı toptan kaldırdıklarını, ihlal ettiklerini unutmayalım. Daha da ilginci, iktidarı Atatürkçülükten taviz vermekle suçlayanlar Atatürk'ün 1924 Anayasasını ortadan kaldırmışlardır. Menderes iktidarının muhalefetle birlikte yaşama konusunda yanlışları var. Hürriyetlerin kısıtlanması konusunda ciddi sorunlar var. Ama bunlar asla ve hiçbir zaman darbeyi meşru hale getirmez. O günün muhalefet partisi olan CHP'nin darbenin içinde olduğu ileri sürülür. Bu doğru mu? Maalesef doğru. Maalesef diyorum, çünkü bir siyasi partinin darbecilerle birlikte olması asla kabul edilemez bir durumdur. CHP ile darbeciler arasındaki ilişkinin boyutunu ortaya koymak biraz zordur. En azından CHP'nin darbeden haberi olduğunu, önlemek için herhangi bir çaba içerisinde olmadığını, darbeden sonra kendisinin önünün açılacağını düşündüğünü sanıyorum. Zaten darbecilerin darbe sonrası için fazla bir hazırlıkları ve planları yoktu. Darbeden sonra ipler CHP'lilere geçmiştir. CHP'nin 1958'de kabul ettiği İlk Hedefler Beyannamesi aynen anayasaya ve diğere temel yasalara girmiş, yasalaşmıştır. 1961 anayasasını hazırlayan Temsilciler Meclisi sadece CHP eğilimindekilerden oluşmuştur. Yine darbecilerden oluşan Milli Birlik Komitesi içerisinde CHP konusunda bir bölünme yaşanmıştır. Ülkenin yönetiminin CHP'lilere teslim edilmesine karşı direnen Ondörtler, bilindiği gibi tasfiye edilmişlerdir. Darbeden sonra Yassıada Yargılamaları ve idamlar derin yaralar açtı. O günlerde bu olumsuzluklar görülemedi mi? İdamları önlemek için bir çaba gösterilmedi mi? Darbelerde çoğu kez mantık, izan ve rasyonalite işlemez. Darbeci grup bir yola girer ve geri dönülemez bir şekilde devam eder. 27 Mayıs sonrası da böyle olmuştur. Her darbe öncelikle kendi taraftarlarını basınını, aydınlarını, yandaşlarını yaratıyor. Muhalefet yapma imkan olmadığından hiç kimse yapılanları yanlışları eleştiremiyor. Herkes iktidardakilere alkış tutuyor. Kimisi menfaat için yapıyor, kimisi de korkudan. Yassıada yargılamaları ta baştan beri olağanüstü bir ortamda yapıldı. Sanıklara adil savunma hakkı tanınmadı, avukatlar doğru dürüst çalışamadı, aleyhte deliller dinlenmedi. Kimse idam beklemiyordu, ama sonunda onbeş idam çıktı. İdamların infaz edilmemesi için son anda özellikle dış dünyadan büyük çabalar geldi. Ama bunlar başarılı olamadı. İsmet İnönü'nün de çalıştığı söylenir. Sanıyorum İnönü en son anda teşebbüs ettiyse de artık iş işten geçmişti ve bir etkisi olmadı. Belki ta baştan konuyla ilgilenseydi önleyebilirdi. 27 Mayıs'ın etkisi hala devam ediyor mu? Elbette devam ediyor. Ondan sonra 12 Mart yaşandı, 12 Eylül yaşandı, 28 Şubat yaşandı. Ama bunların yolunu açan 27 Mayıs darbesi olmuştur. Düşünüyor musunuz 27 Mayıstan sonra bir de yıllarca Hürriyet ve Anayasa Bayramı kutladık. Anayasayı silah zoruyla kaldırıyor, toplumun yarısını sosyal ve siyasal hayattan izole ediyor ve bu olayı bayram olarak kutluyoruz! Olacak şey mi? ama oluyor, işte. Temel problem şu: Türk siyasetinde darbe veya darbe türü dışarıdan müdahaleler meşru bir siyaset aleti olarak görülüyor. Halkın desteğiyle iktidara gelemeyen siyasi kadrolar askeri darbelerle iktidara gelmeyi bir yöntem olarak benimsiyorlar. Sorun işte burada. 27 Mayısa CHP destek verdi ve bu destekle iktidara geldi. 12 Marta sağ kesim destek verdi. 12 Eylüle nerede ise bütün kesimler destek verdi. 28 Şubata sol ve Kemalist kesimler destek sağladılar. Niye? Çünkü sandıkta yenemedikleri sağ ve gelenekçileri asker eliyle bertaraf ettiler. Siyasetimizin temel açmazı işte budur. Darbecileri alkış yeni darbeler getirir. Darbecilerin rengi, ideolojisi, tarafı ne olursa olsun, darbe darbedir. Hatıralarla ve gözlemlerle 27 Mayıs Darbesi
27 Mayıs darbesi üzerinde şimdiye kadar çok şey yazıldı, çizildi, söylendi. Bunlardan kimisi lehte, kimisi aleyhteydi. Kendini demokrat olarak takdim edenlerin dahi darbenin yanında yer tutmaları hayli ilgi çekici. "Darbe darbedir, onun iyisi kötüsü olmaz. İlkesel olarak her türlü darbenin karşısında durmak gerekir" diyen ise pek az. Siyaset Bilimci Doç. Dr. Davut Dursun, son kitabı '27 Mayıs Darbesi' ile 27 Mayıs külliyatına önemli bir katkıda bulunuyor. Kitap iki ana bölümden oluşuyor. Giriş bölümünde yazarın kaleme aldığı yazıda 'Darbeye Giden Yol' anlatılıyor. Burada özellikle siyasal kültürümüz ve iktidar-muhalefet ilişkilerindeki sorunlar inceleniyor. Bunu izleyen bölümde ise 27 Mayıs çerçevesinde olayın aktörleri, gözlemcileri ve ilgilileriyle yapılmış röportajlar yer alıyor. İçlerinde Numan Esin, Hüsamettin Cindoruk, Sadettin Bilgiç, Aydın Menderes, Mehmet Barlas, Oktay Ekşi, Bedii Faik gibi önemli isimlerin toplam on beş kişiyle yapılmış konuşmalar bulunuyor. Konuşmalarda Demokrat Parti dönemi, iktidar-muhalefet ilişkileri, darbe, darbecilerin yönetimi, yargılamalar ve benzeri konular inceleniyor. Daha önce başka bir yerde yayınlanmamış pek çok bilgiyi içeren kitap, Türkiye'nin siyasi hayatına ilgi duyanların ilgisini çekecek nitelikte.
Arzu Bircan
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon| Hayat| Arşiv Bilişim| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
|
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © ALL RIGHTS RESERVED |