|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Makinenin başına bu yazıyı yazmak üzere oturdum. Önce güzelce başlığını kondurdum. Yazılara başlığı önce koyduğum da oluyor, sonra koyduğum da oluyor. Önce koyduğum başlığı değiştirdiğim de oluyor tabii. Üniversite eşiğinde kara kara sınav gününü bekleyen başörtülü kızım masanın yanından geçerken yazının başlığını görüyor ve okumuş oluyor ki soruyor bana: "Attila İlhan mı?" Bir gülme alıyor / tutuyor beni. "Attila İlhan, haa?" (O konuda bir dergide filan "ciddi" bir araştırma yazısı çıkabilir elbette.) Benim aklımdaki konu bambaşka oysa. Son zamanlarda Ahmet Haşim'den kimi dizelerin güncel siyaset ve ekonomi yazılarında karşıma çıkmasından söz etmek istiyorum. Geçenlerde Fehmi Koru, bugünlerde ülkede olup bitenleri değerlendirmek üzere kaleme aldığı yazısına Haşim'in bir dizesini başlık olarak seçmişti: "teş doludur, tutma yanarsın..."" (Kızımdan rica ediyorum, o gazeteyi buluvermesini. Sağolsun, bulup getiriyor ve gazetenin tarihini öğrenip buraya yazıyorum: Yeni Şafak, 14 Mart 2001) Ahmet Haşim, Piyâle adlı şiirini aynı adlı kitabının başına "Mukaddime" başlığıyla yerleştirmiş. "teş doludur, tutma yanarsın" diye sözünü ettiği şey de bütünüyle aşkın ve aşk şarâbının simgesi olan "piyâle", yani "kadeh". (Günümüzde lise öğrencilerinin çoğu, "piyale"yi duyunca makarna, puding, vb. markasını anımsıyor hemen!) Hâşim'e göre, bu gül renkli kadeh, ne güldür, ne lâledir; yakıcı bir ateşle doludur. Fuzûlî, o kadehteki alevden içmiştir. Mecnun'u şiirin anlattığı duruma düşüren de o kadehteki iksirdir. O kadehten içenler, yanmaktadır ve aşk gecesini baştan başa çığlıkların ve inleyişlerin doldurması bu yüzdendir. (Bülbül, eti için öldürüldü ve şiir katledildi, farkındayım. En iyisi, siz şiiri bulup okuyun.) Fehmi Koru, o güzelim şiirin bir dizesini, ülkemizin karşı karşıya bulunduğu İMF (ABD) reçeteleri için kullanmış ve "teş doludur, tutma yanarsın..." deyivermiş. İyi mi etmiş? Bence, iyi etmiş. Kızıma sorarsanız, iyi etmemiş. Şairin "özel, yüce, büyük" niyetlerle söylediği sözün, "siyaset ve ekonomi" gibi "kirli" bir alanda kullanılmasını, bir çeşit "kötüye kullanma" sayıyormuş o. (Ne diyelim?) 18 Mart Pazar günü de Milliyet'te Güneri Civaoğlu'nun yazısında karşıma çıktı Ahmet Haşim. Bu kez, ünlü Merdiven şiirinin iki dizesiyle: "Sular sarardı... yüzün perde perde solmakta Kızıl havaları seyret ki akşam olmakta." Civaoğlu, hiç gereği yokken "yüzün" kelimesinden sonra parantez içinde (yüzler) eklemesi yapmış. Sanki okuyucusu, bireyden topluma sıçrayacak yetenekten yoksun! Okuyucusunu aptal sanan yazarlara sinir oluyorum. Haşim'in böyle popüler olması, neyin habercisi? Ateşli günler, karanlık geceler mi var önümüzde? Merdiven 1920'de yazılmış, Piyâle 1922'de.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |