|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Sizin de dikkatinizi çekiyordur; gazetelerimizin Batı ülkelerinin başkentlerinde görev başında olan muhabirlerinin büyük bölümü biz okurları "bayat" haberlerle idare etmeye çalışıyorlar. Eskiden durum böyle değildi, çünkü henüz internet adında bir iletişim ağı ortada olmadığından bir Batı başkentinde izlenen bir televizyon kanalından ya da kioska taze ulaşmış gazetelerden derlenen haberlerin bir değeri vardı. Oysa şimdi öyle mi? Artık eğer isterseniz, birçok televizyon kanalı ve gazete elinizin hemen altında... Birçok büyük gazete gibi Hürriyet'in de Paris'te bir muhabiri var. Muammer Elveren, yıllardır bu başkentten Hürriyet'e haber taşıyor. Gazetenin dünkü sayısına da Paris'ten bir haber geçmiş. Haberin başlığı tahmin ettiğiniz gibi: "Paris yumuşak ellere teslim"(!) Tabii işin aslını bilmiyoruz; acaba bu muhteşem başlık da Elveren'in elinden mi çıktı, yoksa yazıişlerinin bir katkısı olarak mı tasarlandı? Tabii şu da var: Eğer bu muhteşem başlığın atılmasında Elveren'in bir dahli yoksa, başlık bir kez yayımlandıktan sonra ses çıkartmazsa muhabir de bu sorumluluktan kolay kolay kaçamaz... "Paris yumuşak ellere teslim"(!) Doğrusu diğerlerinin de hakkını yemeyelim; bu başlıkta kendisini gösteren yaratıcılık sadece Hürriyet'e ait değil. Fransa'daki son yerel seçimleri büyük basının diğer üyeleri de benzer hassasiyetle izledi. Anlı şanlı medyamız yerel seçimlerden ilk tur öncesi şu başlıklarla söz etmişti: "Yumuşak devrim" (Milliyet); "Paris 'yumuşuyor'" (Akşam); "Paris'e gay başkan" (Sabah); "Paris'te ilk tur eşcinsel adayın" (Hürriyet). Uzatmaya gerek yok; Avrupa Birliği'ne tam üyelik başvurusu yapmış bir ülkenin medyasının bir Avrupa ülkesinde yapılan ve çok önemli sonuçları olan bir yerel seçim karşısındaki merakı ve ilgisi "yumuşak"lıktan ibaretti! Türkiye'nin "Avrupalı" olmayı çoktan haketmiş bir ülke olduğunu sürekli tekrarlayan da aynı medya... Oysa sen kim, "Avrupalı" olmak kim? Türk medyasının bu "cinsel saplantılar üzerinden tiraj ve reyting alma refleksi"ne pazar günü Radikal 2'de Ahmet İnsel de değindi. İnsel'in de belirttiği gibi, evet gerçekten de şimdi Paris Belediye Başkanlığı koltuğuna oturmuş olan Bertrand Delanoe, cinsel tercihini gizlemeyen bir adaydı. Ama Delanoe, bu tercihinden dolayı aday değildi ki... Adayı olduğu Sosyalist Parti içinde yıllardır siyaset yapmış, üst kademelerde görev yapmış "kelli felli" bir siyaset adamıydı. İnsel'in işaret ettiği bir husus çok önemli: "Türkiye'de basının sistemli biçimde kullandığı, 'Sosyalist Parti'nin eşcinsel adayı' tabiri, Fransız basınında telaffuz edilmedi. Delanoe'nin eşcinsel olduğu, adaylar ilan edildiğinde konuşuldu ve sonra siyasal konulara geçildi." Bundan tabii ne olabilir? Madem ki konu bir siyasal seçimdi, kampanyayı cinsel tercih tartışmalarıyla geçirecek halleri yoktu ya! Ama Türk medyası öyle mi? Onun siyaset miyasetle samimi bir ilgisi yok; o "saplantılar" üzerinden yayın yapmadan var olamaz ki... Paris'te yönetim yıllar sonra Sol'a geçiyormuş; ilk kez yasa gereği aday listelerinde erkek ve kadın adaylar eşit sayıdaymış; ilk kez belli bir süre o belediye sınırları içinde oturan yabancılara yerel seçimlerde oy hakkı tanınmış; bu gelişmenin bin sonucu olarak partiler aday listelerine "kültürel cemaatlerin sesini duyuracak kişileri" almışlar... Bütün bunların ne önemi var? Varsa yoksa "Yumuşak devrim", yoksa varsa "Paris yumuşak ellere teslim"... Saplantılı ve saplantılarla vakit geçirmeyi iş edinmiş bir medya... Oysa bilmiyor ki, söz konusu "kültürel cemaatler" içinde hiç değilse dilini paylaştığı Türkler de var... Bu çerçevede şunu da hatırlatmak isterim: Sosyalist Delanoe'nin cinsel tercihini siyasi malzeme yapmak, ilk tur sonuçlarının belli olmaya başladığı saatlerde televizyonda kendisini görmezden gelen gazetecilere verip veriştiren, onları "Sovyetik sistem"i yürütmekle suçlayan ırkçı Le Pen'in aklına bile gelmedi! Yani "bizimkiler"e kıyasla o bile ne kadar ilerde! Ahmet İnsel, "Fransa'da yeni burjuvazi" başlıklı bilgilendirici yazısında Parisli seçmenlere ilişkin çok önemli gelişmeden de söz ediyor. Bu seçimlerle daha iyi görülmüştür ki, "Avrupa'nın en aptal sağı" olarak nitelenen Fransız sağ partileri Paris'te "yeni burjuvazi" olarak adlandırılan kesimi artık elinden kaçırmaktadır. İnsel, bu "yeni burjuvazi"nin başkentin orta ve üst gelir gruplarında yer alan ücretlilerinden oluştuğunu söylüyor. Bu kesim "liberalizmle siyaseti birleştiren", "gelir ve yaşam tarzı itibariyle 'sağda' olan ama 'sola' oy veren" şehirlilerden oluşmaktadır. Yani "cüzdanları sağda" ama "kalpleri solda" olan ve yüzde 62'sinin sol ve çevreci adaylara oy verdiği "burjuva bohem" yeni bir kesim... Yani "yumuşak"la gün geçirmeyi seçmeyenler için ortada ilgilenilecek ve anlaşılacak o kadar önemli sorunlar ve sorular var ki...
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |