T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Toplum mühendisleri de işten çıkartılmalıdır!..

Eskiden diplomasız uzmanlara "alaylı" denilirdi.. Şimdi bol miktarda, "master"li, "Phd"li uzmanımız var..

Ama yine de, "alaylılar" ve "diplomasızlar", her alanda ağırlıklarını hissettiriyorlar..

Özellikle "alaylı toplum mühendisleri", etkinliklerini hep sürdürüyor.. Ve bunlar sosyo-politik yaşamda etkin oldukları sürece, Türkiye'nin başının beladan kurtulması çok zor..

Bu toplum mühendislerinin tasarladığı model, yurt ve dünya gerçekleri ile uyumlu değil..

Bu toplum mühendisleri, sosyoloji, tarih, ekonomi gibi bilim dalları ile kavgalı oldukları için, aldıkları her karar, işleri içinden çıkılmaz hale sokuyor..

Ürettikleri "resmi ideoloji", dünyadaki çökmüş ve yok olmuş bütün resmi ideolojiler gibi, hem çağ-dışı, hem gerçek-dışı..

Bu toplum mühendislerinin, toplumun ortak beynine soktukları sloganlar, hem birbirleri ile çelişiyor, hem de ülkeyi dünyadan kopartıyor..

Bunlar, 28 Şubat sürecinde, "laikçi-Kemalist-merkeziyetçi" bir yapıyı canlandırdılar.. Sonuçta "Devlet" ile "Halk"ın arası iyice açıldı.. "Başörtüsü Sorunu", zaten biriktirilmiş çözümsüz sorunlarımızın arasına eklendi..

YÖK, üniversitelerin özgür araştırma merkezleri olmasından çok, yasakçılığın egemen olduğu bir yapıya girmesinin kaynağı oldu..

Bu toplum mühendisleri, karmaşık beyinleri yardımıyla ürettikleri "Kemalist ideoloji" ile, "Atatürk gerçeği"ni de çarpıttılar..

Atatürk, bir "Batılılaşma", bir "modernleşme" hareketinin önderiydi..

Bu hareketin geliştirilmesi, "modernleşme"nin içeriğine, "demokrasi", "insan hakları", "globalleşmenin gereklerine uymak", "serbest rekabet", "hukukun üstünlüğü" ve benzer öğelerin eklenmesi ile mümkün olabilirdi..

Ama bizim alaylı toplum mühendisleri, kendi yapımları olan "Kemalizm"in içeriğinden, "anti-emperyalizm"i, "Batı'nın Türkiye'yi bölmek istediği"ni, "Sevr fobisi"ni öne çıkarttılar..

2000'li yıllara dönük "Yeni Türkiye"yi ve "toplumsal uzlaşmalar"ı arayacak yerde, "10'uncu Yıl Marşı" ile, 1930'ların "sanal devr-i saadet"ini, özlemlerin odağına getirdiler..

2000'li yıllarda, "Kemalizm", bir "3'üncü Dünyacı" ideoloji olarak sunuldu ve beyinler, bağımlı medya yardımıyla böyle yıkandı..

Şimdi bu toplum mühendisleri de, onların iğvasına kapılmış değişik kesimlerden toplum katları da, genel olarak Türk toplumu da, bunalıma girmiş durumda..

Kafalar karmakarışık..

-Acaba İMF, Türkiye'nin yanında mı, yoksa Türkiye'nin düşmanı mı?

-Kemal Derviş, Amerika'nın görevlendirdiği bir yabancı mı, yoksa ülkesine hizmet etmeye çalışan bir yurtsever mi?

-Amerika Türkiye'yi esir mi alıyor, yoksa Türkiye'nin "dünyalı bir müttefik" kimliğine kavuşması için, reform yapılmasını mı istiyor?

Böyle sorular, toplum mühendislerinin yıkadığı beyinleri alt-üst etmekte bugünlerde..

Mümkün olsa, şu andaki krizden çıkışın tek yolunun "askeri darbe" ile mümkün olacağını, bütün uluslararası ilişkilerin kopartılması gerektiğini, "Türk Parasını Koruma Mevzuatı"nın canlandırılmasını, döviz bulundurmanın suç olmasını falan da isteyecekler..

Hepimiz biliyoruz ki, bunların kafasındaki "Kemalizm"e, şu anda bölgede en fazla benzeyen model, Irak'taki Saddam rejimi..

Dünyadan kopuk, sefil, halkı yoksullaşmış ve anti-emperyalist mücadele verdiği iddia edilen bir "Irak modeli" var, bunların anlattığını tam tutan..

Oysa "Atatürk'ün yaşaması", Türkiye'nin Batı ile entegrasyonuna, gelişmiş evrensel kurumlara ve kurallara uymasına, modernleşmenin bütün gereklerine uyum göstermesine bağlı..

Bizim "Alaylı Toplum Mühendisleri" de, bu kriz vesilesi ile işten çıkartılabilirse, Türkiye'nin önü ve beyni açılabilir..

ŞAKA

Adam nasıl şaşırmasın?

IMF Avrupa Temsilcisi Deppler, "çerçeve anlaşma"yı açıklarken, şöyle dedi..

-Bizi, Türkiye'deki ekonomik krizin yoğunluğu şaşırttı!..

Ah Deppler ah!..

Sana nasıl anlatalım ki, bu koalisyon iktidarı ayakta kaldıkça, daha ne yoğun krizler olabilir ve biz Türkler hiç şaşırmayız..

Dileriz, senin ülkenin de Ecevit gibi bir başbakanı olur ve o zaman, hiçbir şeye şaşırmazsın..

SİVASLILAR

İlhan Kesici'ye övgü!..

Pazar günü Çırağan Sarayı'nda, "Sivaslı Sanayici ve İşadamları Grubu" ile beraber olduk.. İlhan Kesici'nin yönettiği panelde, bu satırların yazarı ve Hüsamettin Kavi ile İshak Alaton da, konuşmacılardı.. Bakanların, valilerin, kaymakamların, belediye başkanlarının ve müteşebbislerin bulunduğu, "atanmışlar" ve "seçilmişler"in çoğunlukta olduğu, ağırlıklı bir dinleyici kitlesi vardı..

Hepimiz, sansürsüz, tabusuz konuşmalar yaparak, içinde bulunulan krizin sebeplerini ve boyutlarını anlatmaya çalıştık.. "Seçilmişler" de, "atanmışlar" da, değerli alkışları ile, sansürsüz konuşmalara, cesaret verdiler..

Türkiye'deki "bozuk tablo"nun, her kesimin canına tak ettirdiği, ortadaydı..

Sivas'ı temsil eden seçkin bir topluluğun bu açık-yürekliliğini görünce, Atatürk'ün, ulusal hareketin ilk adımını, neden Sivas'ta attığını, daha iyi anladım..

Bu arada, mesleği olan "politika"yı, gereken ciddiyet ve emekle sürdüren İlhan Kesici'yi de, yürekten kutlamalıyım..

Kesici, "politika"yı, bir mahalle kahvesi sohbeti veya bir dedikodu üretim mesleği olmaktan öteye sürdürüyor.. "Politikacı"nın var olabilmesi için, parlamento içinde veya dışında bulunmanın, fazla önem taşımadığını kanıtlıyor.. Okuyor, araştırıyor, konuşuyor, çözüm üretiyor, Anadolu'yu dolaşıyor..

İlhan Kesici de, "Türkiye'li Türk" olmaktan ötürü, "liderler oligarşisi"nin kıyımına hedef olan bir politikacı..

Keşke o da, 30 yıl Amerika'da yaşayıp, şimdi bu "oligarşi"ye "rağmen" yönetime gelebilseydi..


20 Mart 2001
Salı
 
MEHMET BARLAS


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED