|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Türk milletini ikiye ayrıyorlar. Sanki bir "parya sınıfı" var; bir de seçkinler. Parya sınıfından bir kişinin hakkı çiğnendi mi, olay tabii karşılanıyor. Ama -soyguncu da olsa, kanunları hiçe saysa da- diğerleri, adeta dokunulmazlık zırhına bürünmüş. Onlar Hindistan'ın "mukaddes inekleri". Etrafı kirletseler dahi kimse ilişemiyor. Fatih Üniversitesi
Yüksek Öğretim Kurulu (YÖK), Fatih Üniversitesi'nin faaliyetine, bir yıl ara veriyor. Bir eğitim kurumu baltalanıyor; çıt yok. Yok efendim, izin almadan uygulama- araştırma merkezi açılmış, tıp merkezleri kurulmuş. YÖK'ün olumsuz görüşüne rağmen rektör vekili yerinde tutulmuş... vs. Aslında bunların hepsi içi boş iddialar. Zaten Fatih Üniversitesi'nden yapılan açıklamada da, uygulama-araştırma merkezlerinin kurulması için bir yönetmelik hazırlandığı ama, YÖK'ün karşı çıkması üzerine bu merkezlerin kurulmasından vazgeçildiği belirtiliyor. Keza, onay verilmeyen Konya Meram'daki tıp merkezi faaliyete geçirilmemiş. YÖK acaba, hangi gerekçeyle, uygulama-araştırma ve tıp merkezlerine karşı çıkıyor? Bunu anlayamadık. Herhalde Kemal Gürüz, Fatih Üniversitesi'nin gelişmesiyle, irticaın gelişmesini birbiriyle eşdeğer görüyor. Zaten 1 yıllık cezanın gerekçesini aşağıdaki cümleler ortaya koyuyor: "Akademik ve idari personel ile öğrencilerin bir bölümü, kılık kıyafet kurallarına uygun davranmadı. İdare, bunlara müsamaha gösterdi hatta teşvik etti. İrticai eğilimli kişiler akademik ve idari görevlere getirildi. Öğrencilere laiklik karşıtı bir hayat tarzı telkin edildi..." Acaba YÖK Başkanı, "irtica eğilimli" kişilerden bahsederken, "öğrencilere laiklik karşıtı bir hayat tarzı telkin edildi" derken, tam olarak neyi kastediyor? Bu kişiler laik cumhuriyeti yıkıp, dînî temellere dayalı bir devlet mi kurmak istiyorlar; yoksa dînî inançlarına göre yaşamayı mı talep ediyorlar? Türkiye ve Tunus
Türkiye'nin bir benzeri Tunus. Bunun haricinde çağdaşlaşma adına kendi dinini tehlike olarak gören bir başka ülke tanımıyoruz. İslâmiyet'i, bütün kurallarıyla yaşayanlara, memleketimizde parya muamelesi yapılıyor. Dinini geniş kitlelere yaymak, dindar bir toplum yaratmak isteyenler, irtica odağı olarak görülüyor. Fethullah Gülen'e çete reisi suçlaması yöneltenler, dünya gerçeklerinden de, tarih bilgisinden de kopuk insanlar. Gülen, inançlı kesimleri yatırım ve eğitime yönlendiriyor. Vicdanlı, vatanına sahip çıkan, dindar bir gençlik yetiştirmek istiyor. Üstelik, orman arazisine, ağaçları keserek üniversite de kurmuyor. Sırtını medyaya dayayarak banka sahibi olmuyor; paraları hortumlamıyor. Devlet ihalelerine girip onun bunun hakkını da yemiyor. ABD ve Püritenler
Amerika Birleşik Devletleri, bugün sadece Türkiye'den değil, Avrupa'dan da fersah fersah ileride. Bu ülke, Allah inancı, insana saygı ve hürriyet fikri üzerine inşa edildi. İngiltere'deki baskılardan kaçan dindar insanlar -kimilerine göre mürteciler- ilk defa bugün Plymouth denilen şehre 1620 yılında ayak bastı. Sonra New England'ın 6 eyaletine yayıldılar. Bütün Amerikan sisteminin temelini teşkil eden hürriyet düşüncesi, işte bu eyaletlerden çevreye yansıdı. Püritenler olmasaydı, Amerika sadece maceraperestlerin eline kalacaktı. Püritenler dindardı, tahsilliydi, orta tabakaya mensup kişilerdi. Toplumda düzen ve ahlâk değerleriyle hareket ediyorlardı. Anayasalarına din, vicdan ve düşünce hürriyetinin hiçbir surette sınırlanamayacağını yazdılar. ABD'nin kurucu iradesi, bireyi ve haklarını üstün tuttu. Buna rağmen zenci-beyaz eşitsizliği ancak 20'inci yüzyılın ikinci yarasında ortadan kaldırıldı. Türkiye'nin kaderi
Eğitim hürriyetini, din ve vicdan hürriyetini, düşünce hürriyetini hiçe sayan bir Türkiye, bir değil bin tane Kemal Derviş ithal etse de, arzu edilen sonuca ulaşamaz. Buna mukabil, korkularını yenmiş, gerçekten özgür bir ülke olsak, beyin ihraç etmek yerine, kabiliyetleri bu topraklarda yeşertip, geliştirebiliriz. Kimseye parya muamelesinin yapılmadığı, fırsatların ve imkânların adilce pay edildiği bir ülke... Siyaset tıkandığı için bu amaca ulaşamıyoruz. Siyaseti, askeri müdahaleler ve parti içi demokrasinin işlememesi aslında bu derece itibarsız hale getirdi. Yapılan kamuoyu araştırmalarında Tayyip Erdoğan'a % 50'den fazla destek var; ama o, siyaseten yasaklı. Fazilet davası Anayasa Mahkemesi'nde. Bir ihtimal, parti odaktan kapatılırsa, Abdullah Gül'den Bülent Arınç'a, Abdüllatif Şener'e kadar, -bendeniz de dahil- bütün yenilikçiler biçilecek. Parya muamelesi
Bizler bu ülkenin paryasıyız(!) Dolayısıyla yazdığımız gazeteyi Türk Hava Yolları yolcusuna dağıtmaz. Ecevit, Ankara temsilcimizle görüşmez. Partimiz, kapatılır... Üniversitemiz kapatılır. Kızlarımız, kadınlarımız baskı ve kötü muameleye maruz bırakılır. Sessiz çoğunluk, üzülür, devletine küser ama tepkiler, medya tekelini aşıp dışarıya gür bir ses olarak yansıyamaz. Buna mukabil, diğerleri... Banka soygununda, devlet ihalesinde, borsa manipülasyonunda faaliyet gösteren seçkin grup; o pişkin ve kendilerinden emin insanlar. Onlar "Türkiye'nin mukaddes inekleri". Dokunulmazlık zırhına bürünmüşler, her yeri kirleterek dolanıp duruyorlar. Kıllarına dokunsanız kıyamet kopar. Türkiye alt üst olur. Kemal Derviş'le Amerika'dan, sadece ekonomi bilgisi ve para değil, bence, bir zihniyeti de ithal etmeliyiz. Çünkü zenginliğin asıl kaynağı, bireyin önündeki engelleri kaldıran özgür düşüncedir.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |