T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Gazete değil, kişisel hesaplaşma bülteni...

Milliyet'in manşet gövdesinde fotoğrafını görünce birdenbire irkildim. İki yıl öncesine kadar Zaman'da, epeydir de Türk Edebiyatı dergisinde yazan İlhan Bardakçı'nın fotoğrafıydı bu. Meğer 'unutulmayan ajanlar' kategorisine giriyormuş İlhan Bey. Milliyet, onun, "Gazeteci Murat Bardakçı'nın babası" olduğunu özellikle vurgulayarak, "Irak ve Libya'ya bilgi sızdırdığı için 1985'te köşe yazarlığı yaptığı gazetede yakalanıp vatana ihanetten yargılandığını, 15 yıl hapis cezası alınca dışarı kaçtığını" yazdı dün...

Bonn'da küçücük bir dairede, fakr u zaruret içerisinde yaşayan İlhan Bardakçı'yı bir kaç kez ziyaret etmiştim Zaman'dayken... Çeşitli hastalıklarla boğuşan kırılgan yapılı nâzik biridir İlhan Bey; kendisiyle uğraşan birilerinin oyununa geldiğine inanır. İstediği 12 Eylül histerisine kurban giden dâvânın yeniden görülmesidir. Gıyabında pasaport konusunu görüştüğüm Emniyet kökenli bir siyasetçi, "İlhan Bey kendisine yapılanlara müstahak değildir, yardım etmeliyim" demişti bana. Libya ve Irak'a 'casusluk' anlamına gelebilecek ne tür bir yardımı olabileceğini düşünür, bulamam... Bildiğim, İlhan Bardakçı'nın yüreğinin Türkiye hasretiyle yandığıdır...

Her görenin kolayca kabul edebileceği bir gerçek de şu: Hakkındaki itham ve yargı kararı doğru olsa bile, İlhan Bardakçı, "007'nin bile pabucu dama atıldı" ve "Unutulmayan ajanlar" başlığı altına girebilecek biri değildir. O halde, Milliyet, durup durduğu yerde kendisini neden hatırladı ve böyle iddiaları yeniden niçin gündeme getirdi dersiniz?

Aslında haberde bu sorunun ayrıntısı var: Murat Bardakçı... Baba oğuldan birini tanıyanlar, aralarının hiç iyi olmadığını, yıllardır birbirlerini arayıp sormadıklarını bilirler. Milliyet, buna rağmen, casusluk haberinin hem spotunda hem de içinde, ısrarla, Murat Bardakçı'nın adını geçirmiş...

Burada durup bir soru daha sormamız gerekiyor: Milliyet'in Murat Bardakçı ile alıp veremediği ne olabilir?

Bu sorunun cevabı da bir gün önceki Hürriyet'te, Murat Bardakçı'nın kaleme aldığı "Lânetli yalının gerçek öyküsü" başlıklı yazıda. Milliyet'in "Lânetli yalı" diye manşetine çektiği Erol Aksoy'un yalısıyla ilgili bilgilerin doğru olmadığını Yeni Şafak okurları Mehmet Barlas'ın düzeltmesinden öğrenmişlerdi; Hürriyet okurlarını da Murat Bardakçı aydınlattı. Bardakçı yazısını şöyle bitirmişti: "Ve sonuç: Bir olayın geçmişini araştırmak, eskiyle bağlantısını kurup bugüne uyarlamak tabii ki hoş bir iştir; ama bilenler tarafından ve doğru dürüst yapılması şartıyla..."

Milliyet'i hazırlayanlar bu bilgiç tavırdan hoşlanmamış olmalılar; "Senin de baban casus" tepkisi için gazetenin manşetini kullanmaları ilginç bir gazetecilik örneği... Oysa, doğrudan patrona şikâyet edip Murat Bardakçı'nın kulağının bükülmesini sağlayabilirdi Milliyet yönetimi...

Kulak bükme olayları Aydın Doğan Grubu'nda bayağı sıklaştı. Kemal Derviş'in Türkiye'ye ilk geldiği günlerde, Kanal-D yayın yönetmeni ve Milliyet yazarı Tuncay Özkan, taze bakanın bir telefon görüşmesini dudak okuma tekniğiyle değerlendirmişti, hatırlamışsınızdır... Olay büyüdü, büyüdü ve Aydın Bey'in bizzat duruma el koymasına kadar vardı. Milliyet'e gelişi henüz bir ay olmayan Tuncay Özkan'ın sütununun kapatılması bile düşünüldü. Sonunda, "Bir daha tekrarlanmasın" temennisi ile 'uyarma' yeterli sayıldı.

Aydın Doğan Grubu gazeteleri, şu sıralarda, verdikleri haberlerden çok görmedikleri haberler veya haberler içerisinde atladıkları ayrıntılarla dikkat çekmeye başladılar. Hergün, biraz da "Bugün hangisi neyi yazmamış bir bakayım" dikkatiyle eğiliyorum grup gazetelerine. İster inanın ister inanmayın, hemen hergün bir veya bir kaç malzemeyle kalkıyorum masanın başından...

İşte örnek: İlhan Bardakçı ile ilgili 'casus' haberinin yer aldığı Milliyet'te, başka gazetelerin değişik büyüklükte gördüğü "Barış için kadın dayanışması" haberi bütünüyle yok... Oysa, Milliyet'i ilgilendirmesi gereken bir haber bu. Aynı haber, Milliyet'in kızkardeşi Hürriyet'te var sözgelimi. Ancak, Milliyet'te yokluğuyla dikkat çeken haber, Hürriyet'te görmek istemediği isimlerle karşımıza çıkıyor...

"Görmek istemediği isimler de ne?" diye sormayınız lütfen... Hürriyet yönetimi vaktiyle gazeteyle irtibatlı bazı isimler konusunda müthiş hassas şu günlerde. Hürriyet muhabiri (ya da haberi gazeteye koyan yazı işleri), "Barış için kadın dayanışması" çerçevesinde Diyarbakır'a giden heyette özellikle geçmişte "Aydın Doğan Grubu" ile irtibatı bilinen bazı yazarları görmezden gelmiş...

Kalabalık heyette yer aldığı Hürriyet tarafından duyurulan 'aydın kadınlar' şunlar: Yazar Perihan Mağden, Duygu Asena ve Nilgün Cerrahoğlu, tiyatrocu Jülide Kural, sanatçı Deniz Türkali, TV spikeri Saynur Varışlı, sosyolog Pınar Selek ve sendikacı Yaşar Seyman... Oysa heyette, en az isimleri sayılanlar kadar 'ünlü' iki kişi daha vardı: Zeynep Atikkan ve Zeynep Oral... Vaktiyle, Doğan Grubu'nda çalışan, geçtiğimiz hafta işlerine son verilen bu yazarların katıldığı etkinliği Milliyet bütünüyle görmemiş, Hürriyet ise isimlerini görmezden gelmeyi yeğlemiş...

Gazeteleri kişisel hesaplaşma bültenine çevirmek yanlıştır...


20 Mart 2001
Salı
 
TAHA KIVANÇ


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED