T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
İsrail'in "istiklal savaşı"

Ortadoğu'da bölge ile ilişkileri en sorunlu olan ülke kuşkusuz İsrail'dir. Bu ülkenin ilişkilerini, konumunu tartışmalı kılan husus ise, temelde bir siyasi meşruiyet sorunu içinde olmasından kaynaklanmaktadır. Türkiye ise bölge ile olan ilişkisizliğinden dolayı sorunlu bir başka ülkedir. Hele bu iki ülkenin bölgeyle olan (muhteva bakımından tamamen farklı olsa da) sorunlu ilişki biçimi karşılıklı ikili ilişki halini almışsa sorun daha da katlanmaktadır.

Bu hafta Türkiye-İsrail ilişkileri üzerine yazdığım yazıya yurtdışından ve içinden değişik tepkiler geldi. Tepkilerin büyük kısmı ya Türkiye doğumlu ya da bizzat Türk vatandaşı Musevi okuyucularımdan geldi. İsrail ve İsrail-Türkiye ilişkileri çerçevesinde yapılan eleştirilerde öne çıkan bazı ortak noktalar benzer bir zihinsel işleyişin ipuçlarını veriyor.

Her şeyden önce, siyonizme ve İsrail işgali ile uygulamalarına yönelik karşı tavrın, Yahudi düşmanlığı olarak algılanması ya da özellikle böyle yansıtılmaya çalışılması dikkat çekici. Bu topraklarda yaşayan hiç kimsenin Yahudilerle Yahudi olmalarından dolayı bir sorunu olmadığını herkes bilir. Hem sosyolojik anlamda hem de teolojik anlamda Türklerin ve Müslümanların Yahudilikle kurduğu ilişki biçimi, antisemitizmi doğuran Batı'nın tarihi ve kültürel deneyiminden çok daha farklıdır.

Hıristiyanlık için İsa katili (god killer) olarak doğuştan lanetli sayılan Yahudi algılayışının hem Türk toplumu hem de, Araplar dahil, tüm Müslüman toplumlar için, hiç bir zaman geçerli olmadığı gerçeğinin İsrail propagandasının oluşturduğu Arap terörist imajıyla bastırılmak istenmesi tarihin bir ironisidir.

İsrail her hangi bir ulus devlet değildir. Kuruluşunun üstünden 53 yıl geçmesine rağmen hala ne sınırları ne de demografik yapısı ve vatandaşlık tanımı belirlenmemiştir. Dünyanın her yerinde yaşayan Yahudileri İsrail vatandaşı gören bir ideolojinin egemen olduğu, işgal ettiği topraklarda yaşayan milyonları kovan bir devlet söz konusu olan...

Bana gelen eleştirilerden birinde, milyonlarca insanın yüzlerce yıldır yaşadığı topraklardan sürülüp kovulması, binlerce insanın kanı pahasına gerçekleşen işgali 'istiklal savaşı' olarak tanımlayarak uygulamaları meşrulaştırmaya çalışmak gibi bir mantık oyunu oynanmış.

Oysa bunu söyleyenler şu gerçeği unutmuş görünüyorlar: İsrail insansız topraklar üzerine vatansız insanların kurduğu bir devlet değildir. Bu toprakların yüzlerce yıldır sahibi insanlar kovulmuş ve hiç biri orada doğmamış insanlar tarafından 'işgal' edilmiştir. Bu anlamda Türk okuyucusunun bilincindeki 'istiklal savaşı'nın yaptığı çağrışımın karşılığı İsrail işgali değildir. Eğer bir istiklal savaşından bahsedilecekse bu Filistinlilerin haklı mücadelesi, intifada için kullanılabilir.

Sınırları hala belli değildir. 'Vaad edilmiş topraklar'ın nerede başlayıp nerede bittiği tartışılıyorsa İsrail'in hangi barıştan, bölgedeki meşruiyetinden bahsedilebilir? İşgal ettiği toprakların bir kısmından (Sina çölü) çekilmesini lütuf gibi sunan yaklaşım tarzı ile Filistin'deki tarihi İsrail haklarından bahseden yaklaşım arasında fazla bir fark yok.

Eğer tarihi mirastan bahsedilmesi gerekecekse bu herkesten önce bu toprakları 400 yıl kadar yönetmiş bir siyasi varlığın mirasçısı Türkiye için söz konusu olabilir.

Türkiye'nin Filistin'le ilişkisi herhangi bir Ortadoğu ülkesinin ilişkisinden daha fazla anlam ifade eder.

Kudüs'ün, Mescid-i Aksa'nın statüsü sadece İsrail'le ilgili olmadığı gibi Filistin yönetimiyle de ilgili değildir. Kudüs'ün statüsü tüm Müslümanları, hatta Hıristiyanlığı da ilgilendiren bir konudur.

Yahudi yerleşimcilerin sahipsiz topraklara yerleştirildiği iddiası ise, tümüyle İsrail yayılma politikalarının bir ürünüdür. El konan Filistin topraklarının, hatta özel mülklerin özel yasalarla gasp edildiğini konuyla ilgilenen herkes bilir.

Su kaynaklarından yeterli tarım alanlarının olmayışına, askeri eğitim uçuşu yapacak hava sahasından yoksunluk gibi jeo-stratejik zaaflar, İsrail'i bölgede Arap olmayan ve Batı'yla en yakın ilişki içindeki Müslüman ülke olan Türkiye ile stratejik ilişkiye itmektedir. Bu stratejik ilişki Türkiye'nin bölgesel ilişkilerini temelden sorunlu hale getirmeye yetmektedir.

Tüm bunlara rağmen "Türkiye'nin özgüven fukarası olmak gibi bir nedeni yok." Önemli olan ne yaptığını bilen bir siyasi irade sahibi olmaktır.


17 Mayıs 2001
Perşembe
 
AKİF EMRE


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED