T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Dövüle dövüle...

Pazartesi ve Salı günleri Romanya'daydık. Kombassan'ın orada özelleştirme çerçevesinde aldığı rulman fabrikasını görmek üzere davet edilmiştik.

Beni bu seyahate zorlayan sebep, bir kıyaslama yapabilme arzusuydu. Kombassan, Türkiye'de özelleştirme kapsamında Petlas'ı almış, ama adeta aldığına alacağına pişman edilircesine bir kuşatma ile karşı karşıya kalmıştı. Haşim Bayram'ın ifadesiyle "bugüne kadar bir çivi çaktırılmamış"tı. "Sessiz ölüme mahkûm edildik" diyordu Kombassan'ın karşılaştığı zorlukları anlatmak için... Oysa aynı kişi ve kuruluş, Romanya'da, dev bir fabrikayı satın almış ve işletmeye koyulmuştu...

Neden Kombassan Romanya'da başardığını Türkiye'de başaramıyordu?

Ya da neden Türkiye'de Kombassan'ın kuşatılmasına sebep teşkil ettiği farzedilen gerekçeler Romanya için anlamsızdı? İşte bu sorunun cevabını bulmalıydık.

Bükreş'e 300 kilometre kadar uzaktaki Bırlad ilçesinde kurulu Rulman Fabrikası'nı gezdik. Dev bir tesis. 1 milyon 300 bin metrekare açık, 420 bin metrekare kapalı alanı olan, 6 bin çeşit rulman üreten ve komünist dönemin çözülüş sürecinde hurdaya dönen tesisi, 12 Türk mühendisi, dört ay içinde ürününün yüzde 80'ini ihraç eden ve kârlı çalışan bir müessese haline getirmişler.

Şu an 245 mühendis ve yarısı kadın 4460 işçi çalışıyor.

Olay şu: Bir Türk müteşebbisi, Romanya'ya 4500 kişinin istihdam edildiği, 80 bin nüfuslu bir şehre hayat veren, ülkeye döviz getiren bir müessese kuruyor.

İçinde hasret var: "Ben aynı işi, benzerlerini Türkiye'de de yapabilirdim, yapabilirim, kendi ülkemin insanlarına iş imkânı sağlayabilirim, ülkeme döviz kazandırabilirim, ama ellerim ayaklarım bağlı" diye feryad ediyor.

-Peki Rumenler'le ilişkileriniz? Onlar sizden kuşkulanmıyorlar mı? Burada Petlas'ta yaşadığınız problemleri yaşamadınız mı?

-Hayır yaşamadık, aleyhimizde dışarıya gönderilen raporlara rağmen problem yaşamadık. Şimdi Rumenler, bize bakıp, başka özelleştirmeler için, başka yatırımlar için Türk müteşebbislerini bekliyorlar...

Allah Allah!

Biz, bir işadamının, Türkiye'de 30 bin insana istihdam sağlayan bir kuruluşun, hangi niteliğini, ülke için hangi tehdit potansiyelini görmüş olmalıyız ki, onu bunaltmaya hak kazanmış oluyoruz?

Ya da daha dün komünist yönetimden çıkmış olan Rumenler, ne kadar gözü kapalı olmalı ki, bizde "iç tehdit, yeşil sermaye, bilmem ne" kapsamında görülüp de yolu kesilen böyle bir kuruluşa yatırım imkânı veriyor? Rumenler yeşil sermayeden korkmuyorlar. Çünkü yeşil sermaye orada bir ilçeye hayat vermiş.

Sonuçta kim akıllı? Kim haklı? Kim rasyonel düşünüyor? Kim kazançlı?

Diyor ki Haşim Bayram: "Ankara'ya gidiyoruz, kardeşim bir eksiğimiz var mı, diye soruyoruz. Yok diyorlar. Peki neden? Emir böyle. Nereden? Yukarıdan...Siz başkasınız. Siz Kombassan'sınız."

Kombassan Romanya'ya 100'ü aşkın gazeteci ve parlamenter götürdü. Bu, geziye katılan birçok gazeteci arkadaşımızın da kendi aralarında ifade ettikleri gibi abartılı bir tanıtım-hatta ağırlama programı. Gerçekten büyük masraf. Ama kınayamıyorum onları, çünkü ellerinden gelse tüm Türkiye'yi alıp dolaştıracak, dert anlatacak ve "bizi anlayın" diyecekler. Çünkü kuşatılmışlığı yaşıyorlar.

Emanet (yüzbinleri bulan bir ortak yapısı var Kombassan'ın) bir birikimi tasarruf ediyorlar ve bu kuşatılma onları daha rantabl olmaktan alıkoyuyor.

Belki gerçekten eleştirilmeleri, tashih edilmeleri gereken yönleri var, belki bu kadar geniş bir ortak topluluğunun sorumluluğu, daha titiz, daha rasyonel bir yapılanmayı gerektiriyor. Belki devlet de böyle bir rehberlik yapabilir Kombassan'a ve herkese... Ama ideolojik-belki de önyargılı yaklaşım, rasyonel değerlendirmelerin önüne geçince, sağlıklı katkılar da devreden çıkıyor ve "yokedici bir tavır" haline geliyor.

Haşim Hoca'yı çırpınır gördüm. Dev Rulman Fabrikası, onun hayallerini süsleyen bu dev kuruluş bile, bir sevinç yumağı gibi yansımıyor yüzüne, bir savunma malzemesi gibi duruyor. Bizleri alıp götürüp, "İşte biz burada başarıyoruz, bıraksınlar Türkiye'de de başaralım" der gibi bir savunma...

Olan biten üzerinde düşünürken şöyle bir his geldi içime... Rulman, ağır yükleri taşımak üzere çelikten üretilen bir malzeme... Üretim sırasında gözlerimizle gördük, çelik haddeler, 1100 santigrad dereceye kadar ısıtılıp akkor haline getiriliyor, sonra kesiliyor, dev darbelerle dövülüyor, yassıltılıyor, büyütülüyor, tornadan geçiyor, taşlanıyor... kelepçeleniyor, çerçeveleniyor ve ortaya küresel, konik veya silindirik rulmanlar çıkıyor. Ondan sonra ister saatlerde kullanın onu, ister lokomotiflerde... Dedim kendi kendime Haşim Hoca dövüle dövüle, taşlana taşlana, kızgın tünellerden geçe geçe, kesip biçile biçile büyük yükler taşımak için dayanıklılık kazanıyor. Dilerim dayanma gücü yeter... Çünkü çok zor bir sınav bu.

Orada Mevlânâ'dan bir beyit okudu:

"Altın ne oluyor, inci mercan ne oluyor... Bir sevgilinin yolunda harcanmadıktan sonra..."

Sevgili, Türkiye idi, bunu anlıyordunuz. Türkiye sevdasını anlatabilmek için taa Romanya'ya götürmüştü insanları... Ne zor Türkiye'de bir çevreye bir şeyler anlatabilmek! Ankara'da birilerine derim ki: Denetle (çünkü denetimsiz hiçbir iş sağlıklı yürümez) ama öldürme... Denetle ama yokedici olma. Kendi çocuklarını boğmak, hiçbir yerde erdem sayılmaz.


17 Mayıs 2001
Perşembe
 
AHMET TAŞGETİREN


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED