|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Washington'dan haber, dün, günün ilk saatlerinde geldi. IMF İcra Direktörleri Kurulu, Türkiye'nin 18. Niyet Mektubu'nu, alışılmadık uzunlukta, beş buçuk saat süren bir toplantıdan sonra onayladı. Buna göre, IMF, ilk aşamada 3,8 milyar dolarlık bir kredi dilimini serbest bıraktı. Bunu, 25 Haziran ve 25 Temmuz'da 1,5 milyar dolarlık dilimler izleyecek. 20 Eylül'de ve 15 Kasım'da 3'er milyar dolarlık dilimler daha gelecek. Yani, 2001 yılı içinde, IMF'den Türkiye'ye akacak olan para, 12,8 milyar dolar. Buna, Dünya Bankası'nın 2 milyar doları eklenince, 14,8 yani yaklaşık 15 milyar dolar yapıyor. Kimse hayale kapılmasın; bu para, Kemal Derviş'in şahsında temsil edilen Türkiye'nin geleceğine veriliyor. Üçlü koalisyon hükümetinin yönettiği Türkiye'nin bugününe değil. Kemal Derviş'in, Türkiye'yi "mali iflas" veya "hiperenflasyon" ikileminden kurtarmak için ilan ettiği "strateji"nin başarısı için zorunlu olan para bu. Paranın dilimlerinin miktarı, yayıldığı süreler ve her bir dilimin verilme zamanlaması, Türkiye'de "Kemal Derviş stratejisi"nin uygulanmasının sıkı bir "denetim" altında tutulacağını ifade ediyor. Paranın çarçur edilmesi, "yasak". IMF'nin finansman paketindeki dilimler, Türkiye'nin ekonomik programı "aksatmaması" kaydıyla serbest bırakılacak. IMF'den gelecek para nasıl çarçur edilebilir? Bugüne kadar nasıl edildiyse, öyle edilebilir. Nereden baksanız, Türkiye, 1961'den bugüne dek IMF'ye 17 kez Niyet Mektubu vermiş; yani 17 kez "sözünü tutmamış" olan, "mali sabıkası" bulunan bir ülke. Peki, bu "sabıka sicili" nasıl oluşmuş? Elden gelen paranın, "devlet rantı paylaşımı" şeklinde siyasi kadrolar tarafından "taban"a dağıtılması, subvansiyonlarla seçmen beslenmesi, verimsiz KİT'lerin "siyasi amaçlı arpalıklar" haline dönüştürülmesi, kamu bankalarının "görev zararları" şeklindeki bir bankacılık zihniyeti, özel bankalara fon aktarılması ve daha sonra siyasetçi-bürokrat-iş adamı üçgeninin ortak operasyonu ile hortumlanmasıyla. Kemal Derviş'in sunduğu "strateji", bu çarpık soygun yapısı ve yolsuzluk üretme tezgahına son vermeyi amaçlıyor. "Ekonomik program"ın ruhu ve temel özellikleri bu. Bankacılık Yasası'nın çıkış amacı da bu. Son günlerde Nazlı Ilıcak'ı dikkatle okumak, bu alanda ne kadar "radikal" ve ülkenin hayrına adımlar atılmakta olduğunu görmeye ve göstermeye yeter. Onca sözde milliyetçi demagojinin konusu yapılan Telekom konusu da böyle. Telekomda kopan kıyamet, "özelleştirme"ye ilişkin değildi. "Yönetim"e ilişkindi. Ulaştırma Bakanlığı'nı MHP'li kadrolaşma haline dönüştüren, ahbap çavuşlara rant sağlamayı benimseyen zihniyet, kıyamet kopardı ve kopardığı kıyameti, "ülkenin kaynakları parsel parsel yabancılara peşkeş çekiliyor" yalanı altına gizledi. Telekom'un öneminin, bir ülkenin "uluslararası serbest piyasa düzeni"nde yer alıp almama konusundaki "irade göstergesi" olduğuna daha önce değindik. Ayrıca,Telekomünikasyon, yeni teknolojilerin sürekli gelişebileceği son derece esnek bir sektör. Bu sektör, "devlet mülkiyeti"ne terkedildiği, rekabetten arındırıldığı ve siyasi müdahaleye açık bırakıldığı takdirde; geri kalmak, verimsizleşmek, en önemlisi "serbest piyasa ekonomisi"ne sırt çevirmek ile eş anlamlı kılınacak. Telekom meselesinin özü burada. Türk Telekom'un ticari değeri, kârlılığı, kaça satılıp satılmayacağı ikincil önemde. Nitekim, Kemal Derviş'in önceki gün basın toplantısında anlatmak istediği de buydu. IMF'nin Türkiye'ye "istisnai" bir muamele ile yapacağı mali desteğin, esas olarak, Bankacılık Yasası ile Telekom Yasası'nın çıkmasına bağımlı kılınması, Türkiye'nin "ekonomik dönüşümü"nün ciddiye alındığını somut olarak görülmek istenmesiyle ilgiliydi. Şimdi gelinen nokta, yeni bir sayfanın açıldığını ifade ediyor. Ancak, başta da belirttiğimiz gibi, gelecek paranın hangi dilimler ve hangi zamanlamayla verileceği de ilginç bir yöne işaret ediyor. Şöyle: "Siyaset sınıfı", rehin alınmıştır. Türkiye'yi iflasa sürükleyen işte bu "siyaset sınıfı"dır. Süreç içinde, adım adım tasfiye edileceklerdir. Zaten Kemal Derviş'in stratejisi, devlet rantının paylaşımına son vermeyi ve yolsuzlukların ortadan kaldırılmasını, yani ekonominin rasyonelleştirilmesini; yani "siyaset alanı ile ekonomi alanının birbirinden ayırdedilir hale gelmesi"ni öngörüyor. Ekonominin temellerinin doğru atılması, kaçınılmaz olarak, siyasette de dönüşümü mümkün kılacaktır. Bu yüzden, Kemal Derviş'in attığı bu adımların desteklenmesi bir "vatanseverlik görevi" haline geliyor. Gözünüzü dört açın: Türkiye, IMF programını kabul etmiş değildir. Cahil demagojilerle beyhude yere enerji tüketmeyin. Olan, anlatılanın tam tersi. IMF tarafından kabul edilen, Türkiye'nin "ekonomik değişim stratejisi"dir. "Umut ışıkları" belirmiştir ama Türkiye'nin önünü kimse "pespembe" görmesin. Siyasetin "köpekbalıkları", yönetimdeki mevzileri sayesinde ülkeyi talan ederek sahip oldukları çıkarları terketmemek için, ellerinden geleni ardlarına koymayacaklar. Ancak, her "yenilenme süreci", eskileri ayıklamaya başlar. Mevcut liderler, 2002'ye zor ulaşırlar. 2002'yi çıkaramazlar. Bunu, Mesut Yılmaz'ın çırpındıkça batışından ve ANAP'ı yüzde 5'lere sürüklemesinden, Devlet Bahçeli'nin süngüsünün düşmesinden, Bülent Ecevit'in uzatmaları oynamasından anlamıyor musunuz?
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |