|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Kemal Derviş'in ABD'den gelip ekonominin yönetimini devralması birçok kişiyi umutlandırmıştı… "Şimdi Derviş'le birlikte değişim de başlayacak…" "Derviş mali yapıyı, bankalar sistemini değiştiriyor, Türkiye'de bu paralelde değişmek zorunda…" Evet ama, değişime karşı olanların elleri de armut toplamıyor. Çünkü değişime karşı olanlar, Türkiye'de bizzat iktidarda ve devlet yönetimindeler. Bizzat temizlenmesi ve değişmesi gereken yapılar, temizliği ve değişimi sağlayabilir mi? Türkiye'de bu konuda ilginç bir model uygulanıyor. Temizlik, temizliğe acil ihtiyacı olan yapılara, değişim de acilen değiştirilmesi gereken bu sistemin bekçilerine yaptırılmak isteniyor. Bir hazinenin hırsızlar tarafından korunması gibi bir şey. Esas mesele bu… Yoksa son günlerde ya da bu değişim rüzgarlarının esmeye başladığı günlerden bu yana ortalığa dökülen söylentiler, açıklamalar, kayıkçı döğüşleri, incir çekirdeğini doldurmayan olaylar hep dolgu malzemesi niteliğinde… Enerji meselesinin ve bu alandaki yolsuzluk iddialarının Meclis'de görüşülmesi, kulaklara fısıldanan 'ulusal güvenlik' masalı ile engelleniyor. Bizce hala anlaşılamayan nedenlerle jandarma bu meseleye el koyuyor. Bir bakanlık, bir bakan hatta bir hükümet tümüyle şaibe altında… DGM savcısı iddianamesinde enerji bakanını suçluyor. Bakan zoraki olarak istifa ettiriliyor. Hükümet aslanlar gibi ayakta. Arkasından medyaya sızdırılan iddianamedeki yanlışlıklar dile getiriliyor. Savcı ve operasyon yıpratılıyor. Sonra, içinde Adalet Bakanı Türk'ün, başbakan yardımcısı Özkan'ın ve ANAP lideri Yılmaz'ın da yeraldığı bir kumpasla aynı savcı, bu yolsuzluk olaylarının ta içindeki bir gazetenin barında faka bastırılıp kendisini savunurken yeni yanlışlar yapması sağlanıyor ve kamuoyu önünde küçük düşürülüyor. Hani neredeyse insanın, "Bir savcı bunu hesaplayamıyorsa düştüğü duruma oh olsun" diyesi geliyor. Operasyonda görev alan üst düzey jandarma subaylarının yerleri değiştiriliyor, dosya bu subaylardan alınıyor. Acaba neden? Jandarma'nın içinde acaba neler oluyor? Bir sürü söylenti kulaktan kulağa yayılıyor. Şeffaflık olmayınca bu çok doğal… Yani, hepinizin polisiye bir dizi gibi izlediği bir yığın karanlık mesele… Bütün bu kargaşa sırasında ortada bir tek 'gerçekler' yok. Bu meseledeki gerçekler nerede? Kemal Derviş, İMF'nin ve ABD'nin belirlediği öncelikler çerçevesinde, sille tokat, bilek bükme, baskı girişimleriyle yasaları birer birer çıkartıyor. Bu yasaların yapısal değişim getireceği söyleniyor. "Önce mali yapı ve bankalar sistemi değişime tabi olacak, daha sonra da başka şeyler değişecek." deniliyor. Sıkışılan yerde ABD Başkanı Bush bile devreye giriyor. Ama onların derdi sanki sadece Telekom'un özelleştirilmesi… O da gerçekleşiyor ama, sonra anlıyoruz ki Telekom artık para etmeyen bir şirket olmuş… Sevabına birisi alsa bari!.. 'Kadro milliyetçileri'nin, militanlarını devlet dairelerine yerleştirmek endişesini 'vatanseverlerlik' olarak yutturmaya çalışmaları da bir işe yaramıyor. Değişim karşıtları, milliyetçiliği de vatanseverliği de bir güzel kullanıyor. Yasaların çıkartılma şekli Meclis'in zerre kadar umurunda değil… Nasılsa 'Eğemenlik kayıtsız şartsız milletin'… Gerisi boş laf… Türkiye'nin sorunlarını uluslararası kuruluşlar gerçekleştirmeye sıvanmışlar gibi bir görünüm var. Onlar zorlayacak, şartlar da gerektiriyorsa Türkiye biraz daha değişecek… Değişim beklentileri içindeki Türkiye'ye bir bakalım. Yargı, sanki değişime karşı direnişin bayraktarlığını yapıyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Başkanı'nın yüksek yargı kuruluşlarını ziyaret ederek, verdikleri kararlarda mümkünse Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi hükümlerini dikkate almaları yolundaki ricasının, son kararlar ve uygulamalarla pek işe yaramayacağı anlaşılıyor. (Bakınız 14 Mayıs tarihli yazım.) Telefon dinleme hukuksuzluğuna karşı yeni yasal düzenlemelerin taslakları, bizzat bu dinlemeyi önemseyen ve uygulayan kurumlarca, Genelkurmay ve MİT tarafından hazırlanıp Meclis'e sunuluyor. Kimsenin de aklına bu meselenin, sivil uzmanlar, insan hakları kuruluşları, huklukcular ve siyasi parti temsilcileri tarafından oluşturulan kurullarda görüşülmesi gelmiyor. Değişim diyenler ve Kemal Derviş yasaları ile bu değişimin sağlanacağını söyleyenlerin bu meselelerle ilgilendikleri bile yok. Güneydoğu'nun, Kıbrıs meselesinin ne olacağı konuşulmuyor bile… Oysa ekonomik olarak devlete getirdiği yük açısından bile, Derviş'i ilgilendiren konuların en önemlileri bunlar… Daha böyle bir sürü yakıcı konu var… Değişim, değişime karşı olanlar, yolsuzluklara karşı temizlik de temizliğe karşı olanlar tarafından yapılırsa bunlardan ne hayır gelir?! Karışık bir yazı oldu. Ama sizin, ortalıkta dönüp duran bunca lafla, bunca söylentiyle kafanız karışmasın. Biliniz ki bunların hepsi kafanızın karışması için yapılıyor. Gerçek çok daha yalın bir şey. Değişimden bucak bucak kaçanların değişimi gerçekleştirdiği görülmemiştir. Gerisi boş laf ve zaman kaybı… Boşuna şimdiden heyecanlanmayın…
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |