|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Sel felaketine uğrayan Antakya'da yaptığı konuşmalarda, Başbakan Ecevit hep "deprem felaketi"nden söz etmiş.. Sonunda Adana Valisi ve Rahşan Ecevit'in uyarıları üzerine, deprem yerine sel demeye başlamış.. Durum böyle.. İnsanların sağlıkları, yaşları ve özel hayatları üzerine, kırıcı çeşitlemeler yapmak ayıptır.. Ama insanlar, başbakan falan olursa, elbet durum değişir.. Nezaket ve saygı kurallarını çiğnemeden, Bülent Ecevit'e durumunu nasıl anlatacağımızı, açıkça bilemiyoruz.. "Acı gerçekler"i anlatmak konusunda, çeşitli ulusların farklı yöntemleri vardır. Örneğin Amerika'da doktorlar "küt" diye, gerçeği hastaya söylerler.. -Tedavisi mümkün olmayan bir hastalığa yakalanmışsınız.. En fazla 7-8 ay daha yaşayabilirsiniz.. Bu, Amerikan yöntemidir.. "Şark"da, "gerçek" yerine, "ümit" verilir.. Bir de "Alman yöntemi" vardır. Buna bir örnek verelim.. Orduda askerlik görevini yapan Hans'ın babası ölmüş.. Bu kötü haberi, Hans'a alıştıra alıştıra duyurması için, bölük komutanı görevlendirilmiş.. Komutan, Hans'ın bölüğünü, meydanda toplamış.. -Hazır ol, komutunu vermiş.. Sonra bağırarak sormuş.. -İçinizde son 24 saat içinde babası ölen var mı? Kimseden cevap gelmemiş.. Bunun üzerine bölük komutanı, Hans'ın yanına gidip, yüksek sesle şöyle demiş.. -Asker Hans.. Seni yalancılıktan tutukluyorum!.. Bu Alman yöntemi de, biraz insafsızcadır.. Bir de "Fransız yöntemi"nden söz edilir, acı gerçeklerin anlatılması konusunda.. Fransız yöntemine örnek şöyle.. Dört Fransız arkadaş poker oynarlarken, Şarl bir kalp krizi geçirmiş ve masaya yığılmış.. Kontrol etmişler ve Şarl'ın öldüğünü anlamışlar.. Sonra birbirlerine sormuşlar.. -Şarl'ın ölümünü, karısına hangimiz haber verecek? Üç pokerci aralarında kağıt çekmişler.. En yüksek kağıdı çeken Jak'a, acı haberi Şarl'ın karısına duyurma görevi düşmüş.. Jak, Şarl'ın evine gitmiş.. Kapıyı çalmış.. Kapıyı Şarl'ın eşi Mari açmış.. -Ne var?.. Ne istiyorsun, diye aksi aksi sormuş kocasının kumar arkadaşı Jak'a.. Jak, Mari'ye -Sana bir kötü haberim var.. Kocan Şarl, pokerde tam 500 bin frank kaybetti, demiş. Mari, bu sözler üzerine öfkeyle bağırmış.. -O kocam olacak adam inşaallah geberir! Jak, bu bedduayı duyunca, rahatlamış, gülmüş, -Çok şanslısın.. Bedduan, gerçek oldu, demiş.. Şimdi biz Türkler, "acı gerçekler"i, alıştıra alıştıra anlatmak için, kendimize özgü yöntemler bulmayı denemeliyiz.. Ecevit'e, bu başbakanlık konusunun, artık bu şartlarda devam etmesinin yanlış olacağını, kim, nasıl anlatacak? Veya, karşı-saldırıya geçerek "temizlik cephesi"nde gedik açtığını düşünen Mesut Yılmaz'a, "acı gerçek" nasıl anlatılacak? -Dikkat et.. İlerlediğine bakarak, zafer kazandığını sanıyorsun.. Ama karşı taraf taktik bir ricat harekatı ile, seni daha içeriye çekiyor.. Senin bu savaşı kazanman mümkün değil.. Onurlu bir ateş-kes ile, teslim şartlarını hafifletmeye çalış.. Çok yaşlı bir adam, Azrail'i aldatmak için, kısa pantolon giyip, kum havuzunda çocuk rolü yaparak, kovayla, kumları eşelemeye başlamış.. O sırada Azrail gelmiş.. Elini uzatmış adama, -Hadi gel benimle.. Attaya gidiyoruz, demiş.. ŞAKA
Bakalım ne olacak?
İMF, Türkiye'nin yeni "Niyet Mektubu"nu da kabul etti..
CAN ATAKLI
Çamur at, izi kalsın!..
Medyada "temizlik" ve "bağımsızlık" konusunda, 28 Şubat'tan bu yana en ciddi mücadele veren isimlerden biri de, arkadaşımız Can Ataklı'dır.. Ataklı, yazılı medyada (Sabah) ve televizyonda (Kanal 6) susturulmuştur.. Ama o mücadelesine, internet sitelerinde devam etmiş, yılmamıştır.. Önceki gün "Star"da, Can Ataklı'yı suçlayan ve onun, Yurtbankçı Ali Balkaner'den 10 bin dolar aldığı iddia edilen bir haber-yorum çıktı.. Ve dün, Ataklı bu konuyu aydınlığa kavuşturdu.. Şunları açıkladı.. -1997 yılında "minik M", kan kanserine yakalanınca, ona yardım için bir kampanya açılmış ve ben, ön-safta çalışmıştım.. Bu kampanyaya sadece Ali Balkaner değil, Dinç Bilginç, Suna Kıraç, Bülent Eczacıbaşı ve bu çeşit isimler de, böyle katkılarda bulundular.. Ne yazık ki, bu yardımlara rağmen Küçük M'in Londra'daki tedavisi bir sonuç vermedi.. Onu kaybettik.. Can Ataklı'nın 1997'de "Sabah"taki sütununda "Küçük Melis"i kurtarmak için açtığı kampanya, hatırlardadır. Şimdi "Star"ın yazarına, Can Ataklı'dan özür dilemek düşüyor.. Ama, bu tatsız olay dolayısıyla yeniden hatırlanan Melis'in ailesinin acısını, acaba kim giderecek?
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |