T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Ladikli sporcuları ne yapmalı?

Televizyon haberlerinde ilk gözüme çarptığında, aklıma, Al Pacino ve futbolcuları geldi. 1400 yıldan eski bir tarihi bulunan bir dini bin yıldır bu topraklarda yaşayan bizler, milyonlarca maçı 'şükür namazı' bilmeksizin yaşamışız; şimdi birdenbire Konya Ladik Kompenspor takımının sürprizi ile karşılaşıverdik... Başkalarının aklına 'irtica' geldi; ben ise, geçen sezon izlediğim Al Pacino ile Cameron Diaz'ın başrolünü paylaştığı 'Kazanma hırsı' (Any given sunday) filmini düşündüm...

O filmdeki Al Pacino, âmiyane deyimiyle 'gazcı' denilebilecek bir antrenör; maçtan önce ve arada futbolcularını öyle bir motive ediyor ki, hepsi kendisini kazanmaya şartlandırıyor. O filmde, sadece Al Pacino'nun takımının değil rakiplerinin de, maçlardan önce ve sonra, kazansalar da kaybetseler de, mutlaka yere diz çöküp dua ettiklerini görüyoruz... Sırf bu amaçla rahip tutan takımlar var Amerika'da... Filmde değil, gerçek hayatta...

Belli ki, takımını ikinci lige yükseltmeyi kafaya koyan Konyalı antrenör de 'Kazanma hırsı' filminden etkilenmiş; futbolcularının maç sonrası sahada ve otobüsteki hali, Miami Sharks oyuncularının filmdeki hallerine benziyordu. Bazı hocaların motivasyonu biraz fazla etkili olabiliyor...

Bana kimse sormuyor, ama sorsalardı, Kayseri'deki maçtan sonra yaşananın 'irtica' gösterisi değil, tam tersine Türkiye'nin 'modernleşme' yolunda attığı önemli bir adım olduğunu söylerdim. Bizde, futbol sahasında 'şükür namazı' kılma âdeti yok çünkü; böyle âdetler, dinin insan mâneviyatı üzerinde büyük etkisi olduğunu bilen Batılı ülkelerde çok yaygın...

Bu kış havalar kurak gidince bir çok yerde yağmur duasına çıkıldı. İlk elde bazılarına bu da ters geldi; gazete koleksiyonları yapılanı küçümseyen haberlerle dolu. Sonra, bizim gibi Müslüman olmayan başka kurak ülkelerde de, insanların, kendi dinlerince ve farklı dilleriyle yağmur duasına çıktıklarını fark edince biraz seslerini kısar gibi oldular. Başta, duayla gelecek yağmuru istemez gibi görünüyorlardı; sonra barajlar fazlasıyla dolunca onlar da rahatladılar. Şimdiki itirazları 'spora dinin karıştırılması' üzerine...

Oysa, din ile spor arasında çok yakın bir ilişki var. Bir çıtanın üzerinden atlamak veya bir yuvarlak topun arkasından koşturmak kendi başına anlamsız bir meşgale; yapılana anlam kazandıranlardan biri bunu belli bir inançla yerine getirmektir. Bu sebeple, olimpiyatlara, teknik adamlar yanında dinadamı da taşıyan ülkeler var. Olimpiyat köylerinde toplu ibadet için muntazam yerler eklenir. Bir çok takım soyunma odasında veya sahada duasını eder, müsabakaya öyle çıkar... Attığı golden sonra haç işareti yapan veya Hz. İsa'lı kolyesini öpen futbolcu hiç mi görmediniz?

2000 Sydney olimpiyatlarından hemen sonra, derece alan sporcuların, uluslararası olimpiyat komitesi üyelerinin ve dünya spor federasyonu yetkililerinin katılımıyla, İtalya'nın başkenti Roma'da, bir büyük stadyumda, Papa'nın da iştirakiyle toplanıldığını biliyor musunuz? Bilmiyorsanız, bilin. O toplantıda konuşan Papa 2. Jean Paul, herşey gibi sporun da "Tanrı'nın rızasını kazanmak için" yapıldığını duyurdu. Vücudunu eğiterek insan-üstü dereceleri zorlayan atletlerin bile, "Eğer O izin vermezse" başarısının söz konusu olamayacağını Papa'nın ağzından dinledi Roma Olympic Stadyumu'nu dolduran onbinler...

"Burada toplananlar sayesinde, bu stadyum, bir açıkhava kilisesi haline dönüştü" demeyi ihmal etmedi Papa. Zaten sözlerine, İncil'den (1 Cor 9:24) aldığı, "Bir yarışta bütün koşucuların birbirine karşı yarıştığını, ancak birinin ödülü hak ettiğini bilmiyor musun? O halde koş ki, ödülü sen kazanasın..." âyetini okuyarak başlamıştı.

Dünya sporunun din ile bu yakın ilişkisini bilmediğimiz için bize ters geliyor; ama Konyalı antrenörün bir Amerikan filminde keşfettiği gibi, gerçek bizde yaşanandan epey farklı. Kimse, Batı'da, "Sporcu sporla dini karıştırıyor" diye şikâyet etmiyor; tersine, başarıyla inanç arasında birebir ilişki olduğu bilindiğinden, her sporcuyu dini inancıyla, takımı duasıyla başbaşa bırakıyorlar...

Amerika'da bu işin sınırı okulların spor karşılaşmalarında çizildi. Orta dereceli okulların karşılaşmalarında takımların topluca dua etmeleri sorun teşkil etti. Konu daha önce sorun sayılmıyordu; ırklar meşheri görüntüsüne rağmen, ABD bir 'Hıristiyan ülkesi' olarak görülüyordu çünkü. Okullar başka dinlerden öğrencilerle dolup taşmaya, farklı dinli öğrenciler spora ilgi duymaya başlayınca durum değişti. Şimdi, Amerika'da, liselerarası spor karşılaşmalarında, hoparlör sistemini kullanarak topluca dua etmek Yüksek Mahkeme kararıyla yasak...

O yasağın bir anlamı var, ama insanların en doğal ihtiyacı olan Yaratıcısı'na yakararak başarılı olmak için yardım istemesini herkes için yasaklamak düşünülür bir şey değil. Bu sebeple, 'Kazanma hırsı' filminde olduğu gibi, bütün büyük karşılaşmalarda, her takım, duasını ederek maça çıkıyor; yense de yenilse de yardımı için Tanrı'ya şükranını sunuyor...

Konyalılar, Kayseri'de, ülkeyi ilginç bir 'modernite sorunu' ile karşı karşıya bıraktılar. Esin kaynağı Al Pacino'yu mahkemeye tanık olarak getiremeyeceksek, en iyisi Ladikli sporcuları ABD'ye göndermek...


17 Mayıs 2001
Perşembe
 
TAHA KIVANÇ


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED