|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Ecevit Derviş'i görevden alamazTembellik mi yoksa sakinlik mi? Türkiye haftalardır ağır bir ekonomik ve mali kriz yaşıyor, ama siyasi düzeyde hemen hemen hiçbir şey yapılmıyor. Güven kaybı, hükümetin kendine hizmet eden zihniyetiyle ilgilidir ve yolsuzluk kavramı bu noktada yetersiz kalıyor. Sorun, devlet bankaları alanında görüldüğü gibi sistemde, sistemin yarattıklarında değil. Ciddi bir banka denetim organı yok. Ecevit, Batı'nın baskısına boyun eğerek, Kemal Derviş'i ekonomiden sorumlu Devlet Bakanlığı'na atadı. Derviş hemen bankaları hedefledi. Başka koşullar altında Ecevit bu süper bakanını hemen görevden uzaklaştırırdı, ama bunu yapamıyor. Derviş programını, artık daha fazla milyarlarının havaya uçtuğunu görmek istemeyen Dünya Bankası ve IMF'ye onaylattı. Hem ABD hem de AB "önce reform sonra para" dediler. Ankara'nın Nisan sonuna kadar en az 10 milyar dolara ihtiyacı olduğundan, Derviş ne istiyorsa Ecevit kabul etmek zorunda. Yağma devam edecek mi?
Türkiye'de devlet ile toplum arasındaki uçurum bundan daha büyük olamazdı. Büyük şehirlerdeki sosyal dönüşüm ve modernleşme arzusu, Osmanlı'dan gelen siyasi sistemi aştı. Türkiye'de yönetenler için devlet bir ganimet oldu. Sultanın totaliter iktidarı, egemen yetkileri ile partilerini -daha doğru bir anlatımla yandaş birliklerini- feodal beyler gibi yöneten Türk parti liderlerinde yaşamaya devam ediyor. Nüfusun üçte biri yoksulluk sınırının altında yaşıyor. Türkiye bir yol ayrımında. Ya yönetenlerin devletin kaynaklarını yağmaladıkları ve vatandaşlara teba gibi davrandıkları bir oryantal despotizm olarak devam edecek ya da kendini Avrupa Birliği modelindeki gibi demokrasiye ve pazar ekonomisine yönlendirecek.
Türkiye'de daha çok yumurta kırılır
Yumurtaları kırmadan omlet yapılamadığı söylenir. Türkiye'nin ekonomi mutfağı bugünlerde kırılmış yumurta kabuklarıyla dolu. Ülkenin bir mali krizden diğerine yuvarlandığı son birkaç ay, tarih kitaplarına, Türkiye'nin yakın geçmişindeki en karışık dönemlerden biri olarak geçeceğe benziyor. Belki de omletin Avrupa masasına ulaşmasından önce, daha çok yumurtanın kırılmasını beklemeliyiz.
İstanbul felaket uykusuna daldı
Türk bankaları birer birer çöküyor. Hükümet, ekonomiye enflasyon paralarını aktararak bu "seli" durdurmaya çalışıyor. Buna rağmen Türkiye'den yabancı sermaye hızlı bir şekilde kaçtı. Artık milli sermaye de paralarını yurt dışına transfer etmek ve nakit dolar satın almak yoluyla ülkeden kaçmaya başladı. Ülkeyi daha da kötüsü bekliyor: Devletin iflası ve ekonomide çöküş. Rus şairi Puşkin'in vaktiyle yazdığı gibi, "İstanbul, felaket öncesinde uykuya dalmış". Türkiye Cumhurbaşkanı, Başbakanı ve Parlamento'nun Ankara'da bulunmasına rağmen İstanbul kenti, ülkenin mali ve ekonomik merkezi konumunda.
Ankara hızlı karar alamıyor
"Hükümet ve ekonomi sosyal huzursuzluklardan iliğine kadar endişe duyuyor. 21 Şubat'ta Türk Lirasının döviz kurları karşısında serbest bırakılması ile maaşlar, bankalardaki tüm mevduatlar ve sahip olunan tüm mallar değerinin üçte birini kaybetti. Sokaklardaki dilencilerin sayısında ve aynı şekilde sokaklarda kullanılmış eşya satışında gözle görünür ölçüde artış var. Batmakta olan insanın saman çöpüne sarılması gibi insanlar da her söylentiye sarılıveriyorlar. Söylentilerin kaynağı ise gazeteler. Alman Başbakanı Schröeder'in Washington'da Türkiye'ye 30 milyar dolarlık yardım yapılması için devreye girdiği şeklindeki haberler kahvelerde yoğun bir şekilde tartışılıyor. Umutların özellikle yurt dışına bağlanmasının sağlam bir nedeni var. Ankara, hızlı ve kararlı bir tavır içinde olduğu izlenimini vermiyor."
|
|
|
|
|
|
|