|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
İçimden şu zalim şüpheyi kaldır
Aşkları, hayalleri hiç olmamış, büyük rüya bahçelerinde hiç dolaşmamış insanların hayatından daha sıkıcı ne olabilir bu dünyada... Sevmenin, sevilmenin o değerli zehrinden birazcık olsun tatmadan yaşamanın nasıl bir cehennem olduğunu bilir misiniz? Yüreğimizin kıyısındaki uçurumlar olmasa, hayatımızın kuru vadileri tutkulu nehirlerle buluşmasa, içimizin çorak bozkırları aşka açılmasa bu dünyanın esaretine nasıl dayanılır... Nasıl geçilir ölüm ıssızlığını andıran dünyanın zalim karanlığından? Dua ederken, kelimelerin harfler olmadan içinden geçtiği yürekler, kocaman aşklar ve sağlam sesli hafızlar olmasa, temiz beyaz atlarla nasıl kaçılır bu dünyadan? Ama hiçbir zaman kaçamadık, aşk kavşaklarında hep yanlış ata oynadık... Yanıbaşımızdan akıp giden ırmaklara dokunamadık, serin suların yanında susuzluktan ölüyoruz şimdi. Rüzgarda koşan yılkı atlarının yeleleri gibi birbirlerinin üstüne kapanıp, ölüme ve hayata karışıyor hayallerimiz. Hangi tarafı tutsak, sonunda kendimize ihanet edeceğiz. Kaçsak, gidecek yerimiz yok aşktan başka... Eğer içimdeki zehre ihanet edersem, yaram yeniden hançerlenecek, ruhum sokaklara düşecek yalvarmak için... Bu yüzden, bir daha baharda yakama sarı güller takmayacağım. Kederlerle sevinçlerin yerlerini değiştirip, isyanın ikiz kardeşi aşkla aynı yürekte vurulacağım. İki aşkımız olmalı. Biri, yılda bir kez açan kardelenlerle aynı kaderi paylaşan genç kızların hayalleriyle aynı şafakta ağlamalı. Biri, "secdeden içerde secdeye varan", görünür görünmez dualarla zırhlarını kuşanmalı ve en ağır ihanetlerle bile sarsılmamalı. İki aşkımız olmalı. Biri, bütün kıyılarımızdan bir yalvarış gibi geçen acının zehrine hazır olmalı. Biri, o harikulade susuşlar içinde gönülden gönüle akan acılar gibi, işkence edilenlerin çığlıklarıyla arkadaş olmalı.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |