T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Aşkın teşhisi

Bir insanın âşık olduğu nasıl teşhis edilir? Âşık olma hâli dışardan da bilinebilir mi?

Kuşkusuz, bir kimsenin âşık olup olmadığı, daha doğrusu bazı farklı haller içinde bulunup bulunmadığı dışardan da gözlenebilir. Fakat bir kimsenin dışardan gözlenebilen farklı halinin aşk olduğuna karar verilmesi imkân dışıdır. Bir kimsenin sürekli olarak bir "nesne"ye yönelmiş bulunduğunun gözlenmesi, bu durumun o kimsenin ille de âşık olduğunu söylememizi gerektirmez; her ne kadar, âşıkın içsel yaşantısında sürekli biçimde sevdiği nesneye yönelmesini söz konusu edebilsek de..

Böylece, âşık olmanın bir nesneye, âşıkın sevdiği nesneye yönelmesi ve bu yönelimin dışına çıkamaması olduğunu söylemiş oluyoruz. Bu yönelmişlik halini vurgulamamız gerekiyor: nefesi olan herkes, bir zurnayı öttürebilir; ama zurnadan âhenkli sesler çıkartma becerisini gösterebilenler ancak ona aşkla yönelmiş olanlardır. Ancak onun çıkarttığı sesler dinlenebilir olur, diğerlerininki ise kakafoni mesabesinde kalır.. Demek ki, zurnayı her öttürebilen kimse onu çalıyor olmuyor.

Bir kimsenin âşık olup olmadığına karar verilmesi bundan da daha zor bir marifet gerektirir. Çünkü âşıkın iç yaşantısının dışa vuran semptomlarından, isabetli bir teşhise ulaşmak, başkaları için imkân dışı bulunuyor. Durum, bir hastalığın teşhisine benzemiyor. Sezai Karakoç "Anneler ve Çocuklar" şiirinde çocuğunu yitirmiş bir anneyi şöyle betimliyor:

Çocuk öldü mü güneş
Simsiyah görünür gözüne
Elinde bir ip nereye
Bilmez bağlayacağını anne
           (Gün Doğmadan, s. 91)

Bu, çocuğunu yitirmiş annenin umarsız ve tedirgin hali, aynıyla âşık için de geçerlidir. Âşık da, elindeki ipi nereye bağlayacağını bilememenin umarsızlığını, tedirginliğini, şaşkınlığını yaşar. Böyle bir tedirginliği, umarsızlığı, şaşkınlığı yaşadığını gördüğümüz birinin, aslında çocuğunu yitirmiş bir anne mi, yoksa sevgilisini arayan âşık mı olduğunu nasıl anlayabiliriz ve nereden bilebiliriz?

Âşık olup olmadığına kişinin ancak kendisi teşhis koyabilir. Ve bu teşhis konuluncaya kadar sıradan biri olarak yaşayan insan, bu teşhisle birlikte "âşık" olarak anılmaya hak kazanır. Artık o, bir şeye, bir sevgiliye yönelmiş birisidir. O, artık, bir şeye, bir sevgiliye ulaşmak isteyen birisidir. Çabasının sonuçsuz kalacağını bilse bile umudunu yitirmeden çabasını sürdürmesi gerektiğini bilen biri olup çıkar karşımıza. Elindeki ipi nereye bağlayacağını kestiremez, ipi bağladığı yerden çözer, tekrar bağlar, tekrar çözer ve bir gün, bir ân kendi içine yönelir ve: "Galiba ben âşıkım" der. İşte bu teşhisle birlikte katıksız bir âşık oluverir.


1 Nisan 2001
Pazar
 
RASİM ÖZDENÖREN


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED