T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Yeniden yapılanma

"Cümlenin maksudu bir amma rivayet muhtelif" ifadesi şu anda Türkiye'yi anlatıyor.

Krizin-dibe vurmanın-duvara dayanmanın bir faydasından söz edilebilirse, o da, herkesi bir "yeniden yapılanma" bilincinde buluşturmasıdır. Bu, "maksatların buluşması" demek. "Yeniden yapılanma ama nasıl?" diye sorduğunuzda ise, ortaya çok farklı bekleyişler çıkıyor ki, o da "rivayetlerin çeşitlenmesi" anlamına geliyor.

Türkiye'de sistem planında bir "yeniden yapılanma" talebi, çok önceleri islâmî kesimler-dindar çevreler tarafından seslendirildi. Devlet - toplum ilişkilerindeki geniş kesimleri bunaltan kronik sancının dindirilmesi için zaruri idi bu.

Bu talebin cevabı devlet adına hareket eden odakların sistemin üzerine kapanması ve talebi seslendirenlerin "kökünü kazıma" projeleri oldu.

Sisteme yönelik bir de sosyalizmin yeniden yapılanma talebi vardı, o da, öncelikle halktan destek bulmadı.

Türkiye'de "yeniden yapılanma" talebi, Sovyetler'in girdiği "Perestroyka-Yeniden Yapılanma" sürecinde bir kere daha hareketlendi. Sancılar derinleşerek sürüyordu, sistem içe kapanıklık, oligarşik yapı, halk iradesine konan ambargolar, sınırlı demokrasi gibi nitelikleriyle benzeşiyordu, öyleyse Sovyetler gibi bir yeniden yapılanma neden Türkiye için de olmasındı?

Bu dönem, merhum Özal'ın dönemiydi. O da, "sistemde restorasyon" ifadesiyle yeniden yapılanmayı ülke gündemine sokmaya uğraşıyordu.

Özal pek çok şeyi yaptı, ama sistemde restorasyonu başaramadı. Çünkü direnç odakları sistem üzerine kapanmaya devam ediyordu.

Hatta o günlerde, her şeyi devlet eksenli değerlendirme itibariyle "Dünyada iki komünist devlet kaldı, biri Türkiye diğeri Küba" gibi espriler bile yapıldı.

Belki Özal'dan önce, "yasaklı günler"inde Demirel'in de çok radikal bir söylemle, hatta "neseb"ine varıncaya kadar sistemi sorguladığından söz etmek gerekir. Ama, Özal sonrasında Demirel öyle bir "U" dönüşü yaptı ve sistem üzerine oligarşik iradenin refleksiyle öylesine kapandı ki, acaba "o Demirel" kendi çizgisinde samimi miydi, diye sormamak mümkün olmuyor. Hoş, şu anda da sorsanız belki Demirel, gene kaçınılmaz bir "devlet reformu"ndan söz edecektir.

Evet "devlet reformu..."

Bunu şu anda herkes söylüyor.

Amerika'dan Avrupa'ya, Mesut Yılmaz'dan Bahçeli'ye, TÜSİAD'dan TOBB'a, Fazilet'ten CHP'ye, HADEP'e... Reform talebinin, askerî kesimlerce de paylaşıldığı biliniyor. Anayasa Mahkemesi Başkanlığından bu yana Sezer'in gündeminde de, Yargıtay Başkanı Sami Selçuk'un göndeminde de, "devlet reformu" var.

Peki nasıl bir devlet reformu?

AB'ye verilen ve bir "köklü dönüşüm" projesi diye nitelenen "Ulusal Program", ne kadar karşılıyor yeniden yapılanma taleplerini, ve talepler karşılansa bile ne kadarı hangi takvimde hayata geçecek?

"Ulusal Program"ın, meselâ Avrupa'nın taleplerini karşılamadığı biliniyor, çünkü AB çevreleri o yöndeki ilk değerlendirmelerini ortaya koydular?

Ya halkın talepleri ve ülke gerçeklerinin telkin ettiği değişim?

Belki o alanda, açı farkı daha büyük. Çünkü özellikle özgürlükler alanında Avrupa'nın bile ihmal ettiği, belki Ankara'nın derin çizgisi ile buluştuğu alanlar var.

Bir devlet reformunun parametreleri neler olabilir?

Devlete şeffaflığı getiren, yolsuzlukların önünü tıkayan, devletin rant dağıtım aracı olmasını önleyen, her insanına asgari geçim şartlarını sağlamayı öngören, hukukun üstünlüğü ilkesini temel devlet perspektifi haline getiren, halk iradesinin sağlıklı ve gerçek boyutu ile yönetime yansımasının yolunu açan, bu noktadaki engelleri kaldıran, halk iradesinin belirleyici karakterinin hiçbir biçimde yaralanmasına imkân vermeyen, askerî müdahalelerin önünü kesinlikle kapayan, hiçbir gerekçe ile askerî müdahalelere meşruiyyet tanımayan, halka güven duyulan, halktan, halkın özgürleşmesinden korkulmayan, inanç, düşünce, ibadet, teşebbüs, eğitim, seyahat, ana dili kullanma, çalışma gibi temel insan hakları ve özgürlüklerinı en geniş manada sağlayan, devletin dini hayatı kontrol gibi negatif anlamda bir teokrasi anlamına gelen iddialardan vazgeçtiği, devleti eşit ölçüde halkın hizmetine veren, devlet ruhunu "insan için" mantığına göre dizayn eden, can güvenliğini ilk duyarlılık alanı gören, işkenceyi yokeden, devlet-toplum uyumunu vazgeçilmez uyum olarak benimseyen, kılık-kıyafet gibi vatandaşın özel alanına giren hususlarda müdahaleci niteliği bulunmayan....

Elbet bir temel uzlaşma metni olmalıdır devlet reformu-yeniden yapılanma projesi... Sancı alanlarını doğru ve namusluca tesbit eden-okuyan, toplumun hiçbir kesimini, "güçsüz"lüğüne bakarak, ya da kimi güç odakları öyle istiyor diye gözardı etmeyen, bu ülkede yaşayan, her inançtan, her etnisiteden herkesin kendini bulacağı ve hayata geçirilmesinden mutuluk duyacağı bir çerçeve... Uluslararası odaklardan önce kendi halkının mutluluğunu düşünen...

Katakulli hesabı olmayan...

"Yeniden yapılanma" taleplerini bile istismar edip, yolundan çıkarmayan...

Krizden hayır çıkarmak... Bu mümkün mü? Bunun cevabı daha çok, ülke seçkinlerinin yürek kıvamı ile ilgili... O alanda sınav vereceğiz. Ümit için sadece soru var...


16 Nisan 2001
Pazartesi
 
AHMET TAŞGETİREN


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED