|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Basın ve yayın organlarının, bulundukları ülkelerde, toplumun çıkarlarını gözetmeleri, eğer bir şeyi savunacaklarsa, halkın çıkarlarını, halkın hukukunu savunmaları beklenir. Bizim ülkemizde, özellikle son yıllarda, 'olması gereken'in tam tersinin geçerli olduğuna tanık oluyoruz. İnsan hakları, düşünce özgürlüğü, demokratikleşme gibi konularda, medyanın kısıtlamalardan, toplum mühendisliğinden, yasaklardan yana tavır aldığı, tavır almaktan da öte, kısıtlamalar, yasaklar için kamuoyu oluşturma görevini açıkça üstlendiği olayları, Yeni Şafak okurları, çok iyi hatırlayacaktır. Bu gerçek, ekonomi politikalarında da değişmiyor. Türk medyasının hükümetle, iktidar odaklarıyla omuz omuza duran 'ağırlıklı' kesimi, ülkenin çıkarlarıyla çelişen ekonomi politikalarını, daha politikalar ortaya çıkmadan, manşetlerinden ve ekranlarından desteklemeye başlıyor. "Nereden buldun" yasası gözü kapalı desteklenebiliyor. "Kur çıpası" yepyeni bir ekonomik buluş gibi alkışlanabiliyor. Kasım krizinde, bütün göstergelerin negatif olduğu bir ortamda "10 yıl sonrasını gören" manşetler atılabiliyor. Medyayla iktidar arasındaki yakın ve sıcak ilişki, toplumun tepkilerini çarpıtma konusunda da devam ediyor. Hükümetin politikaları yüzünden mağdur olan kesimler; memurlar, işçiler ve son haftalarda olduğu gibi esnaf, 'canının acıdığını' söylemek istediğinde, medya, çıkardığı olağanüstü gürültüyle mağdurların sesini bastırıyor. Yeni Şafak'ın varlığı, Yeni Şafak'ın 'işlev'i, bu ortamlarda daha bir önem kazanıyor. Programın en zayıf noktası: Şeffaflık
Türkiye'nin haftalardır beklediği "Krizden kurtuluş paketi", nihayet 'ilan edildi.' İç kaynak yönünden fakir, dış kaynak yönünden belirsiz görünen paketin en önemli yanı 'şeffaflık'tı. Bizim ülkemizde 'oluşturulan' yönetim geleneği, şeffaflığı başaramıyor. Pembe karakollar, dürüstlük vaadleri; hiç bir zaman yeteri kadar inandırıcı olamıyor. Hükümetin, bizce en önemli yönü 'şeffaflık' ve 'dürüstlük' olan bir programı açıklatmak için, Kemal Derviş gibi 'yeni bir yüz'ün seçilmesi bu yüzden anlamlı. Peki, bizim toplumumuz, dürüstlük ve şeffaflık açısından çok kötü bir sınav veren ANASOL-M Hükümeti'nin bundan böyle dürüst ve şeffaf olacağına inanır mı? Gazetelerin attığı "Artık yalan yok" manşeti, aynı zamanda "Yalanla dolu bir geçmiş"in itirafı. Yalanla dolu bir geçmişin üzerine 'şeffaf' ve 'dürüst' bir gelecek inşa edilebilir mi? Şu da çok önemli: 'Artık yalan yok' sözünü, medyanın da (hükümet adına değil) kendi adına vermesi gerekiyor. Yeni Şafak farkı
Türkiye'nin geçen hafta 'konuştuğu' olaylardan biri, Merkez Bankası eski Başkanı Gazi Erçel'in dalgalı kura geçmeden bir gün, belki de birkaç saat önce satın aldığı 52 milyar liralık dövizdi. Türk basını, olayı Murat Kelkitlioğlu'nun ekonomi sayfamızdaki 'Kulis'inden öğrendi. Krizden önce, piyasadaki 4 bankaya haber sızdırıldığı haberi de Yeni Şafak'ın farkını ortaya koyan bir gazetecilik olayıydı. Yeni Şafak, haberdeki öncülüğüyle, yorumdaki özgürlüğüyle bugüne kadar olduğu gibi, bundan sonra da gündem belirleyecek. Yeni Şafak
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |