T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Çocuklarınızı serin yerde muhafaza ediniz!

İnsan anlayamıyor; ağzım-yüzüm derken, bir de bakıyorsunuz, daha dün türlü hâllerinden işkillenip sanki hiç büyümeyecek gibi gördüğünüz çocuğunuz, kaşla göz arasında serpilip gelişmiş ve bugün size fark atmak yolunda hızla ilerliyor.

Hayat böyle işte: O akıl almaz devr-i daim, siz varlığını hissetmeye yanaşmasanız da, günün birinde hiç beklenmedik bir anda şamar gibi yüzünüzde patlıyor. "Galiba, artık yaşlanıyorum" itirafıyla er-geç buluşuyor insan.. Bundan böyle, olur-olmadık şeylerden dolayı, gelsin huylanışlar: "Sol bacağımda ince bir sızı var; acaba damarım mı tıkalı?", "Zaman zaman göğsümde hafif bir ağrı oluşuyor; kalbim mi hasta?", "Ağzım çok kuruyor, sık sık tuvalete çıkıyorum; acaba şeker hastası mıyım?", "kolesterolüm yükselmiş midir; bir ölçüm yaptırsam mı?", "Sırtımdaki minik yumru ne zamandır kaybolmadı; yoksa bu, bir kanser başlangıcı mı?", "Bırakamıyorum ama; hiç olmazsa şu sigarayı azaltsam mı?" vs. vs. Yani, dert edinilecek, insanı karamsar bir iklime sürükleyecek bir sürü endişe kaynağı..

Öte yandan, çocuklarınızla daha fazla meşgul olabilecek zamanların nafile arayışı da, sizi için için kıvrandırıyor. Hayat gailesi, tepenizde demoklesin kılıcı gibi sallana dursun; çocuklarınızın şekillenişi bakımından müdahil olma şans ve imkânının elinizden kaçması karşısında, bîçare bir konuma mahkûm oluşunuz da işin cabası.. Artık çoktan, kendi varlığınız, çocuğunuzun varlığı yanında bir gölge varlık mesabesindedir; elinizden bir şey gelmez!

Yine de çocuklardır, bizi hayata tutunmaya mecbur bırakan; üzerlerine titrediğimiz, canımızdan bir can olup canımıza can katan çocuklar.. Kendimizi onlarda yaşamak hissinden asla sıyrılamayız. Gerekli-gereksiz tepkilerine bu yüzden göğüs gereriz. Onlarla dost, arkadaş olmak/kalmak arzusu hiç yakamızı bırakmaz. Ebeveynimizin kıymetini, bizim için ne anlama geldiğini de çocuklardan öğrenmez miyiz?

Ve çocuklarımız hiç büyümesin isteriz; hep 'çocuk' kalsınlar, 'çocukluk'larını doya doya yaşasınlar, büyüseler bile 'çocuk' rûhlarını hiç yitirmesinler.. Zira, hiçbirimiz, 'çocukluğumuz'a olan borçlarımızı ödeyememişizdir. Soruyorum: Çocukluk gibisi var mıdır? O sâf dünya, hayatın başka hangi merhalesinde karşımıza çıkabilir ki?

Martaval okumuyorum: Siz, 'siz' olun, çocuklarınıza iyi bakın! Hayatta hiçbir şey, onlar kadar değerli değil! Onları üzecek, hayâl kırıklıklarına garkedecek her türden davranışa asla sebep teşkil etmeyin! Kalbinizdeki en mûtena köşeleri onlara ayırmaktan vazgeçmeyin!

Hayatımızın yegâne ilâcıdır çocuklar; bu yüzden, çocuklarınızı daima serin yerde muhafaza ediniz!..


16 Nisan 2001
Pazartesi
 
İHSAN DENİZ


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED