|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Milliyet gazetesi "Çapraz Ateş" sayfasında tarafları karşı karşıya getirmiş: "Atatürk İlkeleri şartı kalkmalı mı?" DSP'nin hukukçu milletvekili Ali Arabacı, siyasi partilere "Atatürk ilkelerine bağlılık şartının kaldırılması"nı istemiş. Hatta bu yönde bir yasa teklifi de hazırlamış. Arabacı, haklı olarak, "Her siyasi parti aynı görüşü benimsemek zorunda değil. Demokrasinin çoğulculuk ilkesine aykırı" diyor. DSP'li milletvekili, Atatürk ilkelerine bağlılık şartının Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne taahhüt ettiği, Kopenhag kriterlerine de uygun düşmediği kanaatinde. "Çapraz Ateş"in karşı cenaha yerleştirdiği iki ANAP milletvekiline, Yılmaz Karakoyunlu ve Sühan Özkan'a göreyse, söz konusu "şart" yerini korumalıdır. Özkan "Bu hüküm antidemokratik değildir" diyor. "Esnaf intifadası"nın önemli aktörlerinden olan şoför esnafını bugünlerde isyan ettiren ilginç bir olayı da Sabah gazetesinden öğreniyoruz. Tarihçi Prof. Dr. Utkan Kocatürk, Atatürk'ün söylediği ileri sürülen birçok "vecize" gibi "Türk şoförü en asil duygunun insanıdır" lâfının da aslı olmadığını söylüyor. Kocatürk, "İstikbal göklerdedir", "Ben sporcunun zeki...", "Beni Türk hekimlerine..." gibi epeyce sayıda "sahte vecize"nin tedavülde olduğunu hatırlatıyor. Oysa, "Türk şoförü en..." dövizinin altında ellerinde plaketlerle objektife gülümseyen Şöförler Federasyonu yetkilileri bu ünlü sözün sahte olduğu iddiasına isyan ediyorlar. Federasyon sözcüsü "Kanıtımız var" diyor... Geçen yıl 29 Ekim'de başlatılan herkese bir kimlik numarası verme operasyonu tamamlanmış. Böylece Türkiye'de ölü ya da diri tam 126 milyon kişi numaralanmış bulunuyor. Gazete şu ayrıntıyı da veriyor: "Bilgisayarlar yardımı ile 100 milyon 1'den başlayarak 999 milyon 999'a kadar herkese karışık olarak numaralar verildi. Numaralarda kimseye ayrıcalık tanınmadı. Atatürk için özel bir numara seçildi." Yani sonuç olarak, "kimseye ayrıcalık tanınmadan" ilk numara olan 10000000146 Atatürk'ün numarası olmuş. (Sağ baştaki "46"ya aklınız takılmasın, o iki rakam güvenlik içinmiş.) Haberi veren gazete o kadar saf, o kadar iyiniyetli ki, bir çırpıda "Kimseye ayrıcalık tanınmadı ilk numara Atatürk'e" deyiveriyor! TÜSİAD Yüksek İstişare Kurulu siyasilere veryansın edip, devletin elini oradan buradan çekmesini talep ederken bir de bakıyoruz ki, çaktırmadan söz konusu "eli" alıp TCK'nın 312. maddesinin üzerine koyuvermiş! Özelleştirme, program, kriz filan derken, bir de bakıyoruz ki "istişare" tedavülden kaldırılmış olan TCK 163. madde üzerinde yoğunlaşmış... TÜSİAD'ın şu talebine bir bakın: "Din istismarına ilişkin yaptırım yasalara ayrıca ve yeniden konulsun. (...) İmam hatip liselerinin sayısının ihtiyaçla sınırlanması ve kız öğrenci alınmaması, özgür düşünce alışkanlığının oluşması bakımından zorunlu değişiklik sayılsın." Siz söyleyin: TÜSİAD Yüksek İstişare Kurulu'nun "özgür düşünce alışkanlığı"na sahip olup olmadığını siz söyleyin! Aslına bakarsanız, 2001 Türkiyesi'nden aktardığım bu birkaç manzarayı geçenlerde TBMM kürsüsünde yapılan bir konuşmayı, Fazilet Partisi milletvekili Bekir Sobacı'nın konuşmasını değerlendirmek için bir "giriş" olarak tasarlamıştım. Sobacı, "Biz, eğer, Avrupa Birliği'ne üye olacaksak, uluslararası insanlık camiasının değer ve kriterlerini bu ülkede de hakim kılmak istiyorsak, ideolojik temellere oturan bir devlet yapısını terketmek zorundayız" diyordu. Sadece bunlar değil; Sobacı'nın bunlara benzer başka güzel sözleri de var. Pekiyi madem hemen bütün sözler haklı ve yerinde, o zaman "sütübozuk" lâfı da nereden çıktı? Bu buram buram ayrımcılık kokan, insanları analarından emdikleri süte kadar giderek sınıflandırmaya çalışan bu tavır da nereden çıktı? Nerede kaldı "uluslararası insanlık camiasının değer ve kriterleri"? Hangisine inanalım? Devamı yarına....
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |