T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Bunalımın kaynağı ne?

Türkiye'de bir şeylerin yanlış gittiğini herkes -iliklerine kadar yaşayarak- görüyor ama nelerin, nasıl ve niçin yanlış gittiğini görmekte zorlanıyor.

Türkiye'nin yaşadığı bunalım, salt ekonomik bir bunalım değil. Ekonomik bunalım, Türkiye'nin yaşadığı sistem bunalımının kaçınılmaz bir sonucudur. O halde soru şu: Türkiye'deki sistem, neden bir bunalım yaşıyor?

Sistem bunalımı, Türkiye'yi yöneten elitlerle toplumun önceliklerinin ve duyarlıklarının örtüşmemesi; aksine çatışma halinde olmasıdır. Türkiye'deki elitlerin, topluma rağmen bu toplumu idare etmeye kalkışmaları, ülkeyi derin bir bunalımın eşiğine getirip bırakmıştır.

Bu ülkenin yönetim erkinde toplumun hemen hiçbir belirleyiciliği yoktur. Toplum, yönetilecek bir nesne olarak konumlandırılmıştır ve bu ilkel zihniyet tüm ağırlığıyla hakimiyetini sürdürmektedir.

28 Şubat'tan bu yana ülkede yaşananlar, söylediklerimizi tümüyle doğrulamaktadır. Siyaset bitirilmiştir: Partiler, temsil kabiliyetlerini yitirmiş; partilerin toplumun yaşadığı sorunları, sıkıntıları parlamentoya taşıyabilme ve çözümleyebilme yolları tıkanmıştır.

Sivil toplum örgütlerinin toplumun sorunlarını iktidar aygıtlarına taşıyabilme mekanizmaları ve imkanları yok edilmiştir. Etkinliği olabilecek bütün büyük sivil kuruluşlar, vesayet altındadır. Küçük sivil kuruluşlar ise, birer "süs eşyası"ndan öte bir etkinliğe sahip değildir. Siyasi, ekonomik ve kültürel iktidar aygıtlarına yön veren sistem, kendisini kutsallaştırdığı ve tartışılmaz kıldığı için, sürekli olarak "kapı kulu" rolü oynayacak figüranlar üretmektedir.

Topluma "güdülecek", "adam edilecek" bir "yığın" olarak bakılmaktadır. O yüzden toplum, siyasi, ekonomik ve kültürel olarak çevre'den merkez'e doğru yürümeye başladığı an, toplumun çevre'den merkez'e doğru yürüyüşü, güç ve çıkar odaklarını kaygılandırmış ve toplumun merkeze yürüyüşünü durdurmak amacıyla siyaset bitirilmiş; yasama, yargı, yürütme ve medya ipotek altına alınmıştır. Tüm bunlar, toplumun hareket alanlarını ve kabiliyetlerini daralttığı için ülke yönetilemez hale gelmiştir.

Bugün Türkiye ağır bir bunalımla karşı karşıyaysa bunun nedeni ülkeyi topluma rağmen yönetme yanlışlığına düşülmüş olmasıdır.

O halde yapılması gereken şey şu: Ülkedeki siyasi, ekonomik ve kültürel iktidar aygıtlarına şeklini veren otorite, hegemonya ve meşruiyet kaynakları toplumsal dinamiklere ve anlam haritalarına göre yeniden tanımlanıp yapılandırılmalıdır. Türkiye'nin elitleri, toplum dinamiklerinin ve anlam haritalarının ana kaynağı olan müslümanlığı toplumun hayatından uzaklaştırma aymazlığına son vermelidirler.

Bu toplum, dün, Osmanlı deneyimi gibi görkemli bir deneyimi, müslüman olduğu için icat etmeyi başarmıştır. Bu toplumun hayat kaynağı da, "kurucu iradesi" de müslümanlıktır. Türkiye'nin yeniden güçlü bir ülke haline gelmesi, ancak müslümanlığın dinamiklerini yeniden icat ederek, çağdaşlaştırarak hayata geçirebilmesiyle mümkün olabilir.

Türkiye'nin müslümanlıkla ilişkilerini sürgit problemleştirmesi, Türkiye'nin içerde asla içinden çıkamayacağı yepyeni toplumsal, siyasi, etnik, kültürel, ahlaki kaosların eşiğine sürüklenmesini kolaylaştıracaktır. Dışarda ise Türkiye, kendisine ait hiçbir iddiası, sözü, imkanı, dinamiği, "kurucu iradesi" kalmadığı için başkalarının geliştirdiği stratejileri hayata geçirmekten başka bir şey yapamayacaktır.

İngilizler, Fransızlar vesaire dün fiilen hakim oldukları coğrafyalarda bugün resmen söz sahibiler. Ama Türkiye, dün fiilen hakim olduğu coğrafyaların hiçbirinde söz sahibi değildir. Neden? Çünkü, Türkiye, dün tarih yazmasını ve yapmasını mümkün kılan dinamikleri, imkanları ve "kurucu iradesi"ni terketmiş; hatta bunlarla savaşmayı ulusal strateji olarak benimsemiş, böyle yapmakla kendi bindiği dalı kesme aymazlığını meşrulaştırmış; sonra da kaçınılmaz olarak feleğini şaşırmıştır. Feleğini şaşıranların arasına refererans çerçevelerini terkeden İslami duyarlıklı siyasi ve ekonomik elitlerin ve "aydın"ların da dahil olmaya başlamaları fena halde düşündürücüdür!

Türkiye'nin içine sürüklendiği ağır bunalımdan çıkış yolu, bu toplumu her şeye rağmen ayakta tutan, her tür sıkıntıya göğüs germesini mümkün kılan müslümanlığın insanın hem iç, hem de dış dünyasını anlamlı kılan toplumsal, kültürel dinamiklerini, anlam haritalarını yok saymaktan değil, aksine bu dinamikleri ve anlam haritalarını yeniden icat edip çağdaşlaştırarak hayata ve harekete geçirmenin yollarını araştırmaya soyunmaktan geçiyor. Aksi takdirde Türkiye'nin belini doğrultabilmesi ve başkalarının vesayetinden kurtulabilmesi hiç de kolay olmayacaktır.


16 Nisan 2001
Pazartesi
 
YUSUF KAPLAN


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED