T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Ölümden ötesi

Cezaevlerindeki ölüm orucu eylemleri hergün yeni canlar almaya devam ediyor; tehlikeli bir dönemece girildi. 180 gündür süren eylemlerde, bugüne kadar, destek için ölüme yatanlarla birlikte, 13 kişi öldü. Dışarının ilgisini duyurmasıyla eylemlere 'resmi tepki' hazırlıkları da fark edilmeye başladı. Olaya 'tehlike' boyutu katan da bu: Aralık ayında, tam bu noktada, cezaevlerine müdahale kararı alınmış ve hâlâ zihinlerimizden silinmeyen kanlı olaylara yol açılmıştı. Her an benzer bir gelişme yaşanabilir.

"Asmayalım da, besleyelim mi?" bu topraklara fazla yabancı olmayan bir yaklaşım. Bir önceki safhada, bir TBMM insan hakları komisyonu üyesinin, "Bırakalım gebersinler" dediği de basına yansıdı. Ölü sayısı 13'e çıktığı halde kamuoyu hareketlenmediyse, bunda, 'ölümü' kanıksama duygusu da herhalde belli bir rol oynuyor... Türkiye, insanların dertlerini anlatmak için ölümü tercih edebildikleri nâdir ülkelerden biri zaten; şimdi de, 'ölüm' eyleminin bile yürekleri kıpırdatamadığı bir ülkeye dönüşüyor.

Oysa 'hayat' ile birbirini tamamlayıcılığı bulunan 'ölüm' herkes için bir sınav. Bir insanın varolmak karşısında yokoluşu tercih etmesi, yaşamaktansa ölmeye koşması kolay algılanabilir bir olay değil; Türkiye'de, gencecik insanlarla onların acısını paylaşan yakınları işte tam da bunu yaparak bildik algılara meydan okuyorlar. Onların ne istedikleri de önemli elbette, ancak daha önemli olan onların talepleri hakkında bilinenler: Palas pandıras uygulamasına geçilmiş 'F-tipi' cezaevlerindeki eksik ve yanlışların varlığı...

İnsanların, hele uzun hapis cezalarına çarptırılmışlarsa, o yılları tek kişilik bir hücrede, dünyadan tecrit edilerek geçirmelerine hiçbir vicdan razı olmaz. İkili-üçlü hücrelerde kalanların da, aynı cezaevlerindeki diğer mahkumlarla, belli zamanlarda ve bu iş için ayrılmış ortak mekânlarda biraraya gelme 'hakları' olmalıdır. Her mahkum, zaman zaman, dışarıdaki aile fertleriyle de görüşebilmelidir. Oysa, başta Terörle Mücadele Yasası'nın 16. maddesi olmak üzere mevzuat, hücrede kalanları kendi başlarına ve görüşsüz bırakmayı âmir.

Konunun hukuk yönünde, baro başkanlarının açıklamalarında da yer aldığı üzere, mevzuatın derhal elden geçirilerek evrensel normlara yasal açıdan uyum sağlanması gerekiyor. Yasal değişiklikle birlikte, F-tipi cezaevlerinde bazı fiziki değişikliklere de gidilmelidir. Örgütlerin egemenliğine terk edilen koğuş sistemine dönülmesine karşı çıkmayı anlayabiliyoruz; ancak 'toplumsal dayanışması' ile övünülen bir toplumda insanları dört duvarla başbaşa bırakma anlaşılır gibi değil. Birden fazla kişinin kalacağı odalar ile yönetilebilir sayıdaki mahkumların birlikte olmasına imkân veren ortak mekânlar, hukuki açıdan önemli bir adım atılmasını sağlayabilir.

Tam bu noktada eli çabuk tutmayı gerektiren alarm sinyaller veriyor. Ölüm orucuna yattığı bilinen 500 kadar kişiden önemli bir miktarı yaşama sürelerini uzatmaya yarayan vitaminleri almayı da bıraktı; ölümler bundan böyle de peşpeşe gelecektir. Zorla tıbbî müdahalenin, 19 Aralık'ta yaşananlar göz önünde bulundurulursa, fazla bir kıymet-i harbiyesi yok; eylemciler zorla beslenmeye kendilerini açmıyorlar çünkü... Doktorlar, tıbbî gözetim altında olduğu halde ölüme yürüyenlerin varlığından söz ediyorlar. Olan karşısında tıp çaresiz...

Tıbbın eli kolunun bağlı olduğu bir ortamda görev adalet mekanizmasına düşüyor. Adalet bakanı Prof. Hikmet Sami Türk, kendisinden hiç beklemediğimiz bir içine çekilmişlik sergiliyor; verdiği mesajlar çözümden yana değil. Buna karşılık, Başbakan Bülent Ecevit, duyarlı görünüyor, ama galiba sorunun ciddiyetini anlamaktan epey uzak o; süre kazanmak istermiş gibi zamana yayılacak tedbirler telâffuz ediyor. Oysa, ne yapılacaksa hemen, hiç beklenmeden yapılması şart.

Ekonomiyi ölüme yatıran bir iktidarın 'terör suçlusu' mahkumların ölmelerinin ciddiyetini anlayıp tedbir alacaklarını ummakla hata ediyoruz belki; ancak ekonomiyi diriltmek için de mahkumların ölümünün önüne geçmek gerekiyor...

Anlaşılması gereken şu: İnsanların ölmeye yattığı, 'ölüm hücresi' ve 'ölüm evi' bulunan bir ülkede, her oda bir ölüm hücresine, her ev bir ölüm evine dönmüş demektir.


18 Nisan 2001
Çarşamba
 
FEHMİ KORU


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED