|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Dün Özal'ın ölümünün sekizinci yıldönümüydü. Onun ölümünün üzerinden daha on yıl geçmeden, "yönetemeyen yöneticiler" elinde Türkiye yeniden yetmiş sente muhtaç bir ülke haline geldi. Dibe vuran Türk ekonomisi IMF'den tekrar yardım istiyor. Ben Özal'ı altmışlı yılların ikinci yarısında DPT'da tanıdım. O yıllarda Özal DPT müsteşarıydı. O dönemde DPT'da günde 18 saat çalışılırdı. Bugün özel ve kamu sektöründe gerçekleştirilen ne kadar önemli yatırım varsa, hepsinin temeli o dönemde atılmıştı. Türkiye'nin üretim gücünü artırma yolunda çok önemli yatırımlar yapıldı. O yıllarda Türkiye gerçekten bir yatırım yoksuluydu. "Teşvik ve Uygulama Dairesi"nin uzmanları olarak bütün Anadolu'yu şehir şehir dolaştık. Yabancı sermaye yatırımları geçmişte benzeri görülmedik bir biçimde artırıldı. Bursa otomotiv sanayinin merkezi haline getirildi. Özal "devletin nasıl çalışmadığını" çok iyi bildiği için "Maliye", "Sanayi" ve "Ticaret" bakanlıklarının yetkilerinin önemli bir kısmını DPT'da toplayarak, yatırım kararlarının alınmasını büyük ölçüde hızlandırmıştı. O risk almaktan büyük keyif alırdı. "Devlet"i hiçbir zaman "baba" olarak görmedi. Bu yüzden "devletçi"liğe en büyük darbe onun döneminde vuruldu. Babıali Kültür Yayıncılığı'nın kurucu ve yöneticisi Rahim Er'in yorulma bilmez gayretleriyle yayınlanan Engin Güner'in "Özal'lı Yıllarım" bir döneme ışık tutuyor. Özal'ın Türkiye'yi nereden nereye getirdiğini görmek isteyenlerin, bu kitabı dikkatle okumaları gerekir... Özal Türkiye'yi iyi tanıdığı gibi, dünyadaki gelişmeleri de çok yakından izliyordu. "Sanayi" toplumu olmayı kaçıran Türkiye'nin "bilgi" toplumu olma yolunda önemli adımlar atmasını istiyordu. Bunun için de döviz darboğazının aşılmasında ihracata ayrı bir önem verdi. Türkiye onun döneminde bir ihracat patlaması yaşadı. Özal'ın başarısı masanın iki yanını çok iyi bilmesinden kaynaklanır. Hem kamuda, hem de özel kesimde uzun yıllar yöneticilik yaptı. Türkiye gibi, Amerika'yı da yakından tanıdı. Global düşünüp yerel davranmasını bildi. Avrupa'daki Türkiye'yi Amerika'ya da taşıdı. Amerika'da olmayan Türkiye'nin Avrupa'da olamayacağını gördü. Özal'ın en büyük şanssızlığı, kendinden sonra Akbulut ve Yılmaz'ı bırakması oldu. DPT'da birlikte çalıştığı "misyon" ve "vizyon" sahibi kesimlerle yolunu ayırmasaydı, bıraktığı miras, ilkesiz ellerde böylesine yağmalanmazdı. Özal "birinci değişim programı"nı başarıyla uyguladı. "İkinci değişim programı" olarak nitelendirdiği "devlet"i yeniden yapılandırma projesini gerçekleştirmeye ömrü yetmedi. "Devlet"in yeniden yapılandırılması, en büyük "devlet"çi Ecevit'e kaldı.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |