|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Kemal Derviş'in hükümet içindeki konumunun MHP'yi rahatsız ettiği açık. Anlaşılıyor ki MHP Derviş'i tanımlayamıyor. "Hükümet içindeki konumu ne?" sorusunun cevabı verilemiyor MHP'de. Devlet Bahçeli, Derviş'in konumunu tayin etmek için onun bir partiye girmesini istedi ama olmadı. Sancı sürüyor. Kabine toplantılarında Derviş'in "âmirâne" olarak algılanan üslûbundan dolayı tartışmalar çıkıyor. MHP, Derviş'in konumunu tanımlayamayınca, anlaşılıyor ki, kendi konumunu da tanımlayamıyor. "Sahiden biz hükümet içinde neyiz?" sorusunun MHP'li bakanlardan başlayıp tabanına kadar uzandığını tahmin etmek zor değil. Aslında benzeri bir sorunun DSP ve ANAP kadrolarında da oluşmaması mümkün değil. Hadi DSP'liler Derviş'in ilerde DSP'ye girebilme ihtimali ve solculuğunu açıklamasından dolayı, belirli bir tatmine ulaşmış olabilirler, ama ya ANAP'lıların tatmin aracı nedir? Onların da Derviş'le birlikte kendilerinin konumunu tayin zorluğu içinde olmaları kaçınılmaz. Sorun galiba öncelikle "Derviş'in hükümet içine nasıl girdiği" sorusunun çok netleşmiş olmamasından kaynaklanıyor. Meselâ en azından MHP'nin bu konuda yeterli bir berraklığa kavuşmamış olduğu söylenebilir. Acaba Bahçeli, kendisi için kabul edilebilir bir gerekçe bulmuş muydu Derviş'in hükümete girmesi teklifi ile karşı karşıya kaldığında? Statüsünün 4'üncü ortak tarzında olacağını biliyor muydu? Hükümeti gölgeleyen bir manevra alanı tanınacağı konusu konuşulmuş muydu? Derviş'in günün birinde solculuğunu açıklayacağına ve "ekonomik program başarıya ulaştığında siyasete soyunacağına" vakıf mıydı? Koray Aydın'ın Yavuz Donat'a söylediği biçimde, "kendisi başöğretmen, diğer bakanlar da öğretmen" miydi? "Sınır ve sahası içinde kalıp kalmadığı, diğer bakanlarla diyalogda bulunup bulunmadığı, siyasi nezaket, koalisyon adabı konularına itina edip etmediği" konusunda kuşkulara ne demeliydi? Derviş'i güçlü kılan neydi? Acaba şu an programın başarısı için olmazsa olmaz değerde görlen dış finansman "Derviş şartı"na mı bağlanmıştı? Peki neden Derviş şartına bağlanmıştı? İçerde neden en az Derviş kadar ülke ekonomisine vakıf isimler üzerinde durulmamıştı da Derviş'te odaklaşılmıştı? Finansman sağlayacak ülkeler ve uluslararası finans kuruluşları, hükümeti oluşturan siyasî kadrolara gerçekten inanmıyor, güvenmiyorlar mıydı? Hükümet, Derviş'in gelmesine karar verirken zımnen, bu güvensizliği de onaylamış mı, olmaktaydı? Neydi gerçekten hükümet? Bir ruhsuz ceseddi de, Kemal Derviş'le içine ruh üflenmiş mi olmaktaydı? Eğer, eski ABD Büyükelçisi Mark Parris'in öngörüsü istikametinde bir gidiş söz konusu ise, Derviş operasyonu, bir siyasî kadroların değişime operasyonu mu idi? Ve hükümeti oluşturan siyasî kadrolar, Derviş'i bünyesine alarak, kendi ipini de çekmiş mi olmaktaydı? Tabiî ki, Derviş'in konumu, hükümeti oluşturan siyasî partiler kadar muhalefet partilerini de "kendi konumlarını tanımlama" zorunluluğuna sevketmektedir. Çünkü şu ana kadar, kendisine verilen ağırlıklı misyon içinde, bütün ısrarlara rağmen bir kere bile ziyaret etmemekle muhalefeti de avara kasnak haline getirmiş görünüyor. Bir adım daha atarak söyleyelim ki, bizler de, yani oy veren vatandaşlar da, farkına varalım varmayalım, şu an oylarımızın değeri itibariyle çok anlamlı durmuyoruz. Bunu "Zaten siyasi kadrolar bizi ne kadar temsil ediyorlardı?" gibi bir soru, veya "Derviş'in programı radikal bir dönüşüm programı, bu bir fırsattır" gibi değerlendirmelerle içine sindirmeye yatkın olanlar bulunabilir. Ama, "ara rejimler" de böyle bir zihnî zemin üzerinde yükseliyorlar. Burada işaret edilmesi gerekli bir başka husus ise, şu an Türkiye siyasetinin, açıkça ve hoyratça, uluslararası güç odaklarının tanzim alanı içine girmiş olduğudur. İçerde mevcut kadroların zaafını bahane edip bu zemini onaylayan partnerler de bulmuşlardır. Derviş'in siyasî geleceğinin (varsa) bu zeminde inşa edildiğini görüyoruz. "Toplum iradesi biçimlendiriliyor. Bazı siyasetçiler ve siyasî partiler üzerinde ambargo sürerken, ekonomik kriz bahane edilip Türkiye'nin yarınları dizayn ediliyor" kuşkusu derinleşiyor. Bu soruların ve kuşkuların Derviş açısından da bir cevabı olmalı. Çünkü Türkiye insanının, iradesini Amerika'ya ya da IMF'ye ipotek etmesi kabul edilemez. Çünkü Türkiye'nin Amerika'yla ilişkileri, irademizi ona ipotek edecek, siyasî geleceğimizi ABD'nin dizayn etmesine imkân verecek ölçüde kişiliksizleşmiş olmamalı.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |