|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Türkiye'de ekranlar çeşitleneli neredeyse on yılı bulacak; ancak, ülkemizde 'iletişim düzeni' hâlâ 'yarı-korsan'... Ülke geneline yayın yapan 16 kanal yanında evlerimize kablodan ulaşan, bölgesel ve yerel özellikler taşıyanlarla birlikte özel televizyonların sayısı yüzlerle ifade edilmesine rağmen, bunların hepsi 'geçici yayın izni' ile karşımızdalar... Önceleri 'anayasa delinerek' kurulan özel tv'ler, anayasa değişikliği ve RTÜK yasasından sonra da, 'frekans izni' için ihale açılmadığından, resmi bir hoşgörüyle bugünlere kadar gelebildiler. Önümüzdeki hafta (26 Nisan) yapılacak ihale ile, kanallar, gerçek anlamda 'yasallığa' kavuşacaklar... Devletin 'özel' kanalları bugün bile içine sindirdiği söylenemez; bu, günümüz teknolojisi daha fazla sayıda frekansa uygun olduğu halde ulusal kanal sayısının 11 ile sınırlanmasından belli oluyor... İhalenin 'ekonomik kriz' içerisinde yapılması bile devletin kasasına girecek paradan çok kanalların dökülmesi beklentisiyle ilişkili. Bu arada, ülkede geçerli ihale kurallarını keyfî değiştirme niyeti de seziliyor. Devlet, imkân bulsa, yalnızca TRT'leşmeyi kabul eden kanallara hayat hakkı tanıyacak; ilgililer, ihale sonrasında ellerine geçecek yeni kozlarla, TRT çizgisini özel kanallara da dayatacaklarını söylemekten çekinmiyorlar zaten... Oysa, frekans ihalesi, gerçek anlamda televizyonculuk anlayışının, sağlıklı bir 'iletişim düzeni'nin ülkeye yerleşmesi için vesile edilebilirdi. Bunun bir yolu, farklılık ve çoğulculuğu ön planda tutan bir ihale gerçekleştirmekti. Buna imkân verecek bir yöntem, mülkiyetin mümkün olduğu kadar çok kişiye dağıtıldığı, hatta hisselerin belli oranda borsada işlem gördüğü bir şirketleşmeyi şart koşmak olabilirdi. Dağıtılacak frekansların, haber kanalı, tematik ve genel biçiminde farklı kategorilere ayrılması ve halkı bilgilendirmeye öncelik veren kanalların lisans ücretlerinin belli bir oranda indirime tâbi tutulması da düşünülebilirdi. Lisans sonrası için tehditler savuracak yerde, her anlamda 'yasallığın' gerçekleşeceği o dönemde, kanallara daha geniş özgürlükler sağlanması düşünülmeliydi. Nerde... Kanallar kimseyi tatmin etmeyen sermaye görüntüleriyle ihaleye girecekler ve parayı bastıran lisansı alacak... Bakmayın siz 'patron ağzı' ile konuşan tiplerin şu sıralarda yaymaya çalıştıkları tezvirâta; hiç bir demokratik ülkede, kolları her alana ulaşan kişilerin medyada 'egemenlik' kurmasına asla izin verilmez. Anonim şirketlerin bile tek sahibi bulunan ülkemizde, bir tek kişi, sahiplik ve etki olarak yazılı basının dörtte üçüne hükmedebiliyor, birden fazla televizyon kanalını güdümünde tutabiliyor, dağıtımda tekel oluşturabiliyor. Aynı patronun, neredeyse her alanda çalışan şirketleri olduğunu, özelleştirme ve devlet ihaleleriyle yakından ilgilendiğini de unutmamalı. Böyle bir güç kimi olsa korkutur. Onu izleyenler de onun küçük birer taklidi; ihaleye birden fazla kanal için girecek bir kaç patron var... Medyada, her şeyi tekelinde tutmak isteyen 'Baasçı anlayış' egemen bugün... Aslında, RTÜK yasası, böyle bir yapılanmayı engelleyici hükümlerle dolu. Patronlar, pek çok konuda olduğu gibi, RTÜK yasasını aşmanın yolunu bulmakta da zorlanmıyorlar. İki kanalı olan medya baronu ve aile fertleri, o kanalların sahipleri arasında görünmüyorlar bile. RTÜK başkanı Nuri Kayış, TBMM bütçe komisyonunda, gerçeği, "Patronlar hülle yapıyor" cümlesiyle açıklamıştı. Bu konudaki itirazlara, patron sözcüleri, hiç utanmadan, "Ama ABD'de de böyle" diyebiliyorlar; ABD'deki gerçek anlamda 'halka mal olmuş' şirketler ile tek bir kişinin ağzına bakılan bizdeki şirketleşmeyi eşit saymamızı bekleyerek... En yetkili ağızların 'kayıp on yıl' olarak ilân ettikleri 1990-2000 yılları arasında halk aldatılmışsa, bunda, patronların çıkarını ön planda tutan yayınlarıyla medya en büyük payın sahibidir. "Kral çıplak" demekten korkan kalemlere, ülkeyi fukaralaştıran iktidarları manşetinden şakşaklayan gazetelere, ekranlarını 'kırmızı bülten' ile aranan sahtekâr politikacılara tahsis eden televizyonlara sahip medya, hiç kuşkunuz olmasın, halkı aldatmanın aracıdır... Medyanın evrensel görevi, halkı aydınlatmaktır oysa... İhaleyi Türkiye'de daha sağlıklı bir 'iletişim düzeni' kurulması için vesile etmeyi düşünmemek, tersi bir anlayışla davranmak hataydı; temennimiz, bu hatanın, ihale sırası ve sonrasındaki tavırla, hepsi birbirinden farksız, onların da devlet televizyonuna benzediği 'tek sesli' bir yapı oluşturmaya kadar vardırılmamasıdır.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |