T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Kullananlar ve kullanılanlar

1990 yılların başlarından itibaren hissedilir bir biçimde arttığı, 1997 sonrasında da çok büyük bir ivme kazandığı anlaşılan Türkiye'nin hortumlanması sürecinde bir fırsatları değerlendirenler, durumdan servet çıkaranlar var, bir de hortumlanmada bilerek bilmeyerek rol alan, vurucu ya da koruyucu rolü üstlenenler.

Kemal Derviş'in ifade ettiği ve bizim Salı günü altını çizdiğimiz gibi Refahyol döneminde hem faiz ödemelerinin gayrisafi milli hasılaya oranında, hem kamu bankalarının görev zararlarında ve hem de iç borçlanmalarda gözle görülür bir iyileşme var. Ekonominin biraz toparlanma sürecine girdiği bu dönemin, aynı zamanda "irtica" yaygaralarının ayyuka çıktığı bir dönem olması tesadüf mü? Sizce "Silahsız Kuvvetler"in iş başındaki hükümeti devirmesinde tahta tüfenklerle yapılan gösteriler, Taksim'e cami tartışmaları, bir kısım şeyh ve cemaat liderlerinin başbakanlığı ziyaretleri mi daha etkili oldu, yoksa dönemin hükümetinin kamu kaynaklarının hortumlanmasını bütünüyle önlemese bile azaltan ekonomik ve mali tedbirler alması mı? Şimdi açık bir biçimde anlaşılıyor ki başbakanlığı potur ve cüppeleriyle ziyaret edenler, cami tartışmasında yer alanlar, tahta tüfenklerle gösteri yapanlar kendileri farketmese bile konu mankeni rolünü üstlenmişler.

Zikri geçenlerin konu mankeni olarak rollerini tespit etmemiz kolay da "Atatürk" ve "laiklik" konusundaki hassasiyetleri kaşınarak böyle bir harekete potansiyel vurucu güç rol alanların gerçek konumlarının ne olduğunun tespiti o kadar kolay görünmüyor. Bir diğer ifadeyle bu süreçte hakim güç olarak sahnede gözükenler iktidar ve servet paylaşım kavgasının aktif bir tarafı mıdır, yoksa yardımcı güç olarak mı kendilerinden istifade edilmiştir?

Aynı soru özellikle kamu kaynaklarını tüketen holdinglerin ve bankaların yönetim kurullarında yer alan emekli askerler için sorulabilir. Bilerek ve büyük ölçüde hissedar olarak mı bu soygunda yer aldılar, yoksa üç-beş bin dolar mukabilinde konu mankeni olarak ön plana çıkarıldılar? Bugün nihayet sorgulama aşamasına getirilen birileri "biz bankacılıktan anlamayız, masumuz" diye gülünç bahanelerle kurtulmaya çalışıyorlar. Bunları "hakk-ı huzurları alırken bu işten anlamadığınız hiç aklınıza gelmemişti" diye susturmak mümkün. Ancak benim burada asıl vurgulamak istediğim nokta, gerçekten de bankacılıktan anlamadıkları sabit olan bu emekli askerlerin neden bu önemli mevkilere, "ağabeylik" yapsın diye getirildiğidir. Türkiye'deki hortum ve soygun düzeninin temelinde kimi kurumların kaynağını anayasadan değil "babayasa"dan alan bir etkinliğe sahip olmaları ve bazı iş çevrelerinin bu etkinliği kah bazı hassasiyetleri kaşıyarak kah paranın ikna edici gücünü kullanarak kendi yararlarına çevirmeleri vakıası yatmaktadır. Bu sistemi islah etmeden gelecekteki soygunları önlemek mümkün olmayacaktır. Tek tek sivrisinekleri avlayarak sıtma mücadelesi olmaz.

Bütün bunları ayrıntılı olarak ortaya koymak ve kamuya mal etmek varken Fazilet Partisi'nin muhalefet stratejisini şort ve spor ayakkabı üzerine kurması da anlaşılır bir durum değildir. Türkiye'de sadece hükümet değil, ciddi bir muhalefet problemi de olduğu kesin.

Hasılı her kesimde yer alan ve bu yolsuzluklara kenarından, köşesinden bulaşan, gözcülük yapan birilerinin ortaya çıkan bu soygun rakamlarının büyüklüğü karşısında kendilerine "biz yoksa kullanıldık mı?" sorusunu sormalarının zamanı geldi de geçti bile.


20 Nisan 2001
Cuma
 
M.AKİF AYDIN


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED