|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Evvelki akşam Kanal 8'de, Emin Pazarcı'nın sunduğu "Gündem" programına katıldım. Anap'tan Yaşar Dedelek ve MHP'den Mehmet Şandır da gelmişti. DYP adına konuşan Hasan Ekinci'nin, Kemal Derviş'i eleştirmesini, tabii karşıladım. Ama baktım, MHP de, Anap da, Derviş'ten rahatsız. Siyaset ayağı bulunmayan bir ekonomi programının başarılı olamayacağını beyan ediyorlar; bu ifadeler, üç liderin biraraya gelerek verdiği desteğin samimi olmadığını da ortaya koyuyor. Derviş başarısız kalırsa, özellikle MHP ve Anap sorumluluğu onun üzerinde bırakmağa hazırlanıyor. Oysa Türkiye'ye bu ekonomik felâketi yaşatan siyasi kadro belli. Hedefler tutmadı
"Efendim bu son 10 yılın birikimi..." Ecevit basiretsizliğini ve beceriksizliğini, böyle bir mazeretle gölgelemeğe çalışıyor. Ülkemizin uzun yıllardır kaynaklarının üzerinde yaşadığı, rantiyeye kolay kazanç sağladığı, bankaların ve sanayicinin devlete borç vererek yüksek kâr elde ettiği, iç ve dış borcun hızla arttığı, bütçenin giderek daha büyük bir bölümünün faiz ödemelerine harcandığını biliyoruz. Ecevit ve Bahçeli mevcut şartları bilerek, daha iyi günler vaadiyle halkın önüne çıktı; talep ettikleri fedakârlık karşılığında bazı hedeflerin gerçekleşeceği taahhüdünde bulundular. Sözgelimi, 1999'da toptan eşya fiyatları % 63 oranında artmıştı. 2000 yılı için % 20, 2001 için de % 10'luk enflasyon hedefi belirlendi. Ücretler, maaşlar, kiralar, kur hep bu hedeflere göre arttı. Köylü, işçi, işsiz, memur, ev kadını, esnaf, sivil toplum örgütleri, kısacası herkes, hükûmete destek verdi. Hatta muhalefet bile, özellikle iktisadî konularda, pek sesini çıkarmadı. Ama ne oldu: 2001 enflasyon hedefi gene % 50 civarında. Bu oran dahi, iyimser bulunuyor. O zaman bunca çileyi niçin çektik? 1999'da Türkiye % 6.4 oranında küçüldü. 2001 yılında en az % 3 küçüleceğimiz belirtiliyor. Her şey sil baştan. Halâ böyle bir hükûmetin iş başında kalmasını kim içine sindirebilir ki? Ecevit, "Şöyle bir ekonomik tedbir alacaktım ama, esnaf kepenk indirdi, memur, işçi sokağa döküldü, muhalefet Meclis'i çalıştırmadı, tedbirden vazgeçmek zorunda kaldım" diyemez. Madem, kur çıpası TL'nin aşırı değerlenmesine, Türkiye'nin ithalat cenneti haline gelmesine ve dış ticaret açığının büyük ölçüde artmasına yol açmıştı, o zaman % 10, % 15 civarında hızlandırılmış bir kur ayarlamasını, aylara yayarak gerçekleştirmek pekâla mümkündü. Kaldı ki, Ecevit, zaten Kasım 2000'den beri tedirgin olan piyasayı, Cumhurbaşkanı Necdet Sezer ile kavga edip iyice ürkütmeseydi, Haziran 2001'den itibaren, bir bant içinde, TL'nin değeri dalgalanmaya bırakılacaktı. Böylece kurlar, yumuşak bir geçişle, düzeltilmiş olacaktı. Dere geçerken
Kısacası şunu söylemek istiyorum... Evet, 1980'lerden günümüze kadar, gitgide ülkemizin kaynaklarının daha büyük bir bölümü faize gitti. Borç ödedik, borcumuz arttı; vadeler kısaldı. Ama paramız % 80 oranında değer kaybetmeyi hak etmiyordu. İki yıl, kemer sıktıktan sonra, böylesine büyük bir fukaralaşma, geçen yılların birikimi değil. Ecevit hükûmetinin beceriksizliği ve basiretsizliğidir. Üstelik vatandaşın tepkisine rağmen, üzerinde şaibe dolaşan veyahut başarısızlığın mimarı olan bakanlar halâ "dere geçerken at değiştirilmez" gerekçesiyle koltuklarını muhafaza ediyorlar. Kemal Derviş'in verdiği tablolar, esasında Mesut Yılmaz hükûmetini mahkûm ediyor. Gerçi mukayese 1990 ve 1999 yılları arasında yapılıyor ama, iç ve dış borçlardaki önemli sıçramanın, 1998'de, Refahyol iktidardan ayrıldıktan sonra gerçekleştiği anlaşılıyor. Bankaların görev zararındaki süratli tırmanma da 1998'de başlıyor. Elimizdeki rakamlardan istifade ederek Derviş'in tablosunu daha anlamlı bir hale getirebiliriz. Karşılaştırmanın sağlıklı olması için doları kullanacağız. Dış borç
1991'de dış borç stoğu 50 milyar dolardı. 1992'de 55 milyar dolar, 1993'te 67 milyar dolar, 1994'te 65 milyar dolar, 1995'te 73 milyar dolar, 1996'da 79 milyar dolar, 1997'de 84 milyar dolar oldu. Yılmaz hükûmeti bu borcu, 1998'de 96 milyar dolara çıkarttı. 1999'da dış borç stoğu 102 milyar dolar, 2000'de ise 114 milyar dolar oldu. 1980'de 16 milyar dolar dış borcu olan bir ülkeydik; 2000 yılı sonu itibariyle dış borcumuz 114 milyar dolar. Üstelik % 80 devalüasyon yüzünden, dış borcun külfeti o nispette arttı. Ucuz kur ile bankalar ve sanayici borçlanmaya özendirildi. Herkes, kur çıpasına inanarak Hazine kâğıdı aldı. Şimdi devletine inananlar yarı iflâs etmiş durumda. Bütün bu gelişmelerin sorumluluğunu maziye yüklemek mümkün mü? İç borç
İç borç konusunda da, 1998 ve takib eden yıllarda önemli artışlar ortaya çıkıyor. Dolar bazında bir mukayese yaparsak: 1. 7. 1995 - 1. 7. 1996 İç borç stoğu 26 milyar 883 milyon dolar. 1. 7. 1996-1. 7. 1997 (Bir yıllık Refahyol Hükûmeti) İç borç stoğu 28 milyar 632 milyon dolar. 1. 7. 1997 - 1. 7. 1998 (Yılmaz Başbakan) İç borç stoğu 31 milyar 653 milyon dolar. 1. 7. 1998 - 1. 7. 1999 (Yılmaz ve sonra Ecevit başbakan) İç borç stoğu 40 milyar 603 milyon dolar. Ve 2000 yılı sonu itibariyle iç borç stoğu 54 milyar dolar. İç ve dış borç faizlerinin vergi gelirine oranı, 1980'de bir hiç mertebesindeydi (% 4.7). 1990'da % 30'a çıkmıştı. 1996'da % 67'ye kadar tırmandı. 1997'de (Refahyol) % 47 oranına indi. 1998'de faiz ödemelerinin vergi gelirine oranı gene % 67.9'a çıktı; takip eden yıllarda, 1999'da % 74, 2000'de % 78 oldu. Aynı şekilde, faiz harcamalarının bütçeden aldığı pay da, 1994'te % 33; 1995'te % 32.9; 1996'da % 38 mertebesindeyken, 1997'de % 28'e düştü. 1998'de bu oran % 40'a çıktı. 2000 yılında % 44 oldu. Enkaz edebiyatı
Hükûmet, "enkaz devraldık" edebiyatını bırakıp, bence, siyasi sorumluluğunun gereğini yerine getirmeli. Yılmaz hükûmeti, Türkbank yolsuzluğundan dolayı düştü. Mesut Yılmaz halâ Başbakan Yardımcısı. Beyaz Enerji operasyonunda, bürokratlar, bir çok yanlış işin Ersümer'in talimatıyla yapıldığını söylüyor. Ersümer halâ bakanlık koltuğunda. Ekonomi göçmüş. Hazine'den sorumlu bakan Recep Önal gene devlet bakanlığı makamında oturuyor; ama görevleri elinden alındı. Dinç Bilgin hapiste, Cavit Çağlar tutuklu, Korkmaz Yiğit hapiste; Murat Demirel hapiste. Onları koruyup kollayanlar, bankaların içinin boşaltılmasına seyirci kalanlar, halâ siyasetin baş aktörleri. Olmadı. Olmuyor... Ecevit bir an önce istifa etmeli. O çekilirse, Parlamento içi arayışın önü açılacak ve bir hükûmet formülü ortaya çıkacaktır.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |