T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Kriz ya da Komplo, İç veya Dış (2)

İki hafta kadar önce, Tesev'in davetlisi olarak Boğaziçi Üniversitesi'nde bir konuşma yapan John Brademas'a bir soru yöneltildi. Soru sahibi, "Türkiye'nin jeopolitik önemi"nden söz etti; ardından bu jeopolitik öneme rağmen, Türkiye'nin içine girdiği derin krizde payı bulunan Amerika'ya, IMF'ye vs. veryansın etti. "Gereken para ne zaman gelecek" anlamına gelecek biçimde sorusunu tamamladı. Brademas, "Sorunuza sinen zihniyet, benim konuşmamın mesajına tümüyle aykırı" diyerek söze başladı; "Artık başınıza bir sıkıntı geldiği zaman dışarısını suçlamaktan, 'bütün dünya bize komplo kuruyor' iddiasını ortaya atmaktan, 'dış düşmanlarınız' edebiyatından vazgeçin. Kendinizle yüzleşmesini öğrenin" dedi. Hızını alamadı ve şöyle devam etti: "Siyasi partiler ve seçim kanunlarınızı biz çıkartmadık. Bankalar sisteminizi biz kurmadık. Soğuk Savaş yıllarında, Amerika'da Türkiye ile ilişkiler Pentagon'dan geçerdi. Şimdi de o ekip ve Pentagon, Türkiye politikasında ağırlıklı olacak. Ama şunu kafanıza koyun: Artık Amerikan vergi mükellefinin tek bir doları, kendinizi değiştirmediğiniz sürece o yolsuzluklara batmış sisteminize akmayacak!"

John Brademas, 22 yıl politikacı olarak Amerikan Kongresi'nde Demokratların grup başkanlığını da yapmış, ardından New York Üniversitesi Rektörü olarak Amerikan kamu yaşamında rol oynamış ve yakın tarihe kadar Demokrasi için Ulusal Vakıf'ın (National Endowment for Democracy) Mütevelli Heyeti Başkanlığı'nı üstlenmiş Amerikan 'establishment'ının tanınmış bir figürü. Ağzından çıkanların, Washington'daki havayı ve anlayışı yansıttığına kimsenin kuşkusu olmasın.

Zaten, Amerika'nın Cumhuriyetçi Hazine Bakanı Paul O'Neill, geçen ay Washington'da "ekonomik krize Amerikan mali desteği"ni elde etmek amacıyla kendisiyle görüşen Kemal Derviş'e "Siyasi Partiler ve seçim kanunlarınızı değiştirin" dememiş miydi? ATC'nin (American-Turkish Council yani Amerikan-Türk Konseyi) Amerikalı eş başkanı ve Washington'da bulunabilecek "en Türkiye yanlısı" kişilerin başında gelen General Brent Scowcroft, Türkiye'deki sistemin "yolsuzluklara battığı"nı belirterek ve bu değişmeden, Amerikan mali yardımının beklenmemesi gerektiği yolunda sözler sarfetmemiş miydi?

Bütün bunların neresi yanlış? Biz, bu ülkede yaşamıyor muyuz? Bu ülkenin, köklü bir siyasi ve ekonomik dönüşüm ve değişim geçirmesi gerektiğini bilmiyor muyuz? Savunmuyor muyuz?

Türkiye'yi tam iki yıldır bir "milliyetçi koalisyon" yönetmiyor mu? Bu koalisyon değil mi, IMF'ye başvurup "17. Niyet Mektubu"nu veren? IMF'nin Türkiye'nin de aralarında dahil olduğu 183 üye ülkesi var. Bunlardan biri kendisine başvurmadan, IMF kendiliğinden harekete geçen bir mekanizma değil ki. IMF'nin önerdiği politikalarda hata olabilir. Bu hataya sık sık da düşüyor zaten. Ama, ülkenizin "ulusal çıkarları"nı IMF'den daha iyi gözetecek ve ona göre müzakere edecek ve ona göre "Niyet Mektubu" hazırlama yükümlülüğünde olan, sizin "ulusal otorite"nizdir. Araba duvara toslayınca, IMF'yi suçlayıp savuşamazsınız.

"Kriz"in sebebi ve devamında "dış gerekçeler" aramak; "içerde fatura kesmek"ten kaçınmak demektir. Bu halde, "hükümet istifa" diye haykırmanızın da "meşru gerekçesi"nden kendinizi mahrum etmiş olursunuz.

Ayrıca, Avrupa Birliği'ne "ayak sürüyen" ve Türkiye'yi Avrupa Birliği "yolundan çıkartmak" için Kopenhag Kriterleri'ne yüz çeviren bu hükümet değil midir? Ne AB'yi, ne Türkiye'nin demokratik kamuoyunu tatmin etmeyen "ulusal program"ın siyasi sorumluluğu bu hükümete ait değil mi?

Kıbrıs konusunda, tek bir olumlu adım atmadan "istemezük" tutumuyla Kıbrıs Rum tarafını adım adım AB üyeliğine yaklaştıran, bu zaman zarfında Kıbrıs Türklerinin artan sayılarda Ada'yı terketmesine sebep olan hangi hükümettir?

Kürtçe radyo ve televizyon hakkı gibi en basit "kültürel talepler"e bile duyarsız davranarak, Güneydoğu'yu bir kangren haline getirmeye katkıda bulunan kimdir?

Terörle Mücadele Yasası'nın 16. Maddesini bir türlü değiştiremeyen, Türk Ceza Kanunu'nun 312. Maddesine el sürdürtmeyen kimdir peki? "Ölüm oruçları" da "dış güçler"in mi eseri; Tayyip Erdoğan'ın tutuklanmasından ve ömür boyu siyaset yasağından da "dış güçler" mi sorumlu?

Sözü geçen bütün anti-demokratik yasaların ve yasalardaki anti-demokratik hükümlerin kaldırılması, "dış dünya"nın başlıca talepleri arasında. Türkiye'deki "yolsuzluklar" konusunda, "dış dünya" neredeyse Türkiye'deki "siyaset sınıfı"ndan daha duyarlı ve girişken. Tüm bu hususlarda, Türkiye'deki demokratik unsurlar ile "dış dünya" arasında kesişme noktaları var.

Ne yapalım şimdi? "Dış dünya" bunları istiyor diye, bu taleplerimizden; halkımızın yararına olan her uygulamadan vaz mı geçelim? Bir "uluslararası komplo" ile karşı karşıya bulunduğumuz "paranoya"sına mı kapılalım? "Hukuk devleti" çabalarını durduralım mı? "Reform" istemeyelim mi? İçimize kapanıp, milletin tepesinde "milli boza pişirilmesi"ni mi alkışlayalım?

Türkiye'de "siyasi reform" olmadan esaslı bir miktarda "dış kaynak" gelmeyeceği belli olunca, "dış dünya" parasını "yolsuzluk ekonomisi"ne kaptırmak istemeyince; olan-biteni, "dış güçler Türkiye'yi ekonomik olarak çökertmek istiyorlar" masalıyla izah edip rahatlayalım mı?

Bana kalırsa, artık palavrayı bırakalım ve kendimizle yüzleşmeye cesaret edelim...

Not: Yazarımız Cengiz Çandar'ın dün yayınlanan yazısında bazı bölümler çıkmamış, bazı bölümler ise birbirine karışmış olarak çıkmıştır. Yazıyı yeniden, doğru haliyle yayınlıyor, okurlarımızdan özür diliyoruz.


22 Nisan 2001
Pazar
 
CENGİZ ÇANDAR


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED