|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Türkiye uyutuluyor.. Ama ne yazık ki, bu bir "güzellik uykusu" değil.. Gözümüzü her açtığımızda, durumun "daha kötü" olduğunu görüyoruz.. Peki kim uyutuyor bizi? İşin başından söyleyelim.. Bizi "dış dünya" ve "emperyalizm" falan uyutmuyor.. Uyku ilacı üretimi yapan, pek çok merkez var Türkiye'de.. 1960'larda, Türkler Almanya'ya "misafir işçi" olarak gitmeye başlayınca, Alman erkeklerinin kadınlarımıza, Alman kadınlarının da erkeklerimize hayran olduğuna inandırılıp, uyutulmuştuk.. Büyükboy-tabloid gazetelerinden biri, o dönemde, her turizm mevsiminde aynı haberi, renkli fotoğraflarla verirdi.. Sultanahmet Meydanı'ndaki, şortlu, sarışın, güzel bir Alman kadın turistinin, bir temizlik işçisi (çöpçü) ile birlikte fotoğrafı çekilir ve şu resim altı yazılırdı.. -Bir milyarder Alman sanayicisinin kızı olan Helga, temizlik işçisi Ahmet'in bıyıklarına aşık olup, ülkesini ve babasının servetini reddetti.. Aynı şekilde, kısa pantolonlu, sarışın bir Alman erkeğinin de, arkada Sultanahmet Camii bulunan dekorda, bir Türk dansözü ile fotoğrafı çekilirdi.. -Çok zengin bir Alman kontunun oğlu olan Hans, dansöz Ayşe'nin cazibesine kapıldı.. Babasının ünvanını ve servetini reddedip, Ayşe ile birlikte olmak için Türkiye'ye yerleşti.. Hans, şimdi sünnet olmayı bekliyor.. Yıllarca, bu tür resim-altlarını, haberleri okuyarak, "bambaşka" ve "eşsiz" olduğumuza inandırıldık.. Mesela, Türkiye dünyanın en zor ve yönetilmesi en güç ülkesiydi.. Nüfus hızla artıyor ve Türkiye kente-göç sorunundan ötürü, kalkınma sorununu çözemiyordu.. Kimse, sormadı.. -Yahu Türkiye, neticede 40-50 milyonluk bir ülke.. Peki, Çin'i, Hindistan'ı yönetenler ne desinler? Çok içe-dönük yaşadığımız için, dış dünya hakkındaki gerçekler kamuoyuna pek yansıtılmaz ve Türkiye'nin dünyadaki tek ve en önemli ülke olduğuna inanılırdı.. Yurt dışına çıkabilenler, sayılıydı.. Onlar da, gördüklerini anlatıp, yazmak yerine, aynı uyku ilacını yuttururlardı buraya geri dönünce.. -Türkiye gibi ülke yok.. Dünyada bu kadar bol, taze ve lezzetli meyvası olan başka bir ülke yok.. Ayrıca bizde, aynı anda dört mevsim yaşanılır.. Kimse, her biri birer kıta büyüklüğünde olan Amerika'yı, Sovyetler'i, Çin'i, Hindistan'ı falan aklına getirmezdi.. Örneğin dünyada taze meyvaya sahip olan tek ülkenin Türkiye olduğuna öylesine inanmıştık ki, biri bir proje atmıştı.. -Şu Çin'e portakal satsak.. Her Çin'li bir tane Türk portakalı yese, hepimiz zengin oluruz.. Sonra, Çin'in dünyanın en büyük portakal üreticilerinden biri olduğu anlaşılınca, bu proje suya düşmüştü. Son dönemlerde ve özellikle "28 Şubat"ta, medya devlet mal ve parası ile haşır-neşir edilip, bankacılığa da sokulunca, "uyutma mekanizması" daha yoğun çalışmaya başladı.. Ülke ekonomik ve politik krizler arasında çalkalanırken, hep aynı manşetler atılıyordu "kartel medyası"nda.. -Böyle başarı görülmedi.. Dünya bize hayran!.. -İktidar mucizeler yaratıyor.. Mesut Yılmaz'ın ağzından bal akıyor!.. -Genç lider Ecevit ve güzel eşi Rahşan Hanım, birlikte, çok demokratik şekilde DSP'yi yönetiyorlar.. Son "18 Şubat" krizi öncesi ve sonrasında da uyutulduk.. TÜSİAD'çıların "10 yıl sonramızı görüyoruz" şeklindeki açıklamaları manşetlere taşındı.. Krizden sonra da "revizyon mu-istifa mı" tartışmaları arasında, ümit pompalanmaya başlandı saf ve temiz, ama uykulu Türk toplumuna.. Dün "İnternational Herald Tribune"da, "Ashmore" Yatırım Şirketi yöneticisi Jerome Booth'un açıklamaları vardı.. Şöyle diyordu.. -Krizin patlayacağını görüp, bir hafta önce Türkiye'deki fonlarımızı çektik.. Şimdi, Derviş'in hükûmete baskı yapıp, reformları gerçekleştirmesini bekliyoruz.. O zaman belki geri döneriz.. Belli ki, kendimizi uyuturken, yabancıları uyutamamışız.. Ne yapsak ki?.. Ya onlar Türk medyasını izlesinler. Ya da biz, yerli medya yerine, dış kaynaklara dönelim artık..
ŞAKA
Dil devrimi!..
Ecevit, yaptıkları yetmezmiş gibi, bir de kelimelere takmış.. Başbakanlık genelgesi ile, Patara "Ovagelmiş", Bizans "Doğu Roma İmparatorluğu", Hattuşaş "Boğazköy", Faselis "Tekirova" edilmiş.. Aslında bu işe devam etmeli Ecevit.. "Washington" yerine "tapınak" denilmeli. "Para"nın adı "pul", "istikrar"ın adı "kriz", "tekel"in adı "medya" olmalı.. "AKUT" yerine "Derviş", "makam" yerine "oturak" denilmeli..
ZOR TEMİZLİK
Bu iş hep böyle mi gidecek?
Türkiye değişecek mi? Yoksa eskisi gibi, ağır-aksak ve krizden krize yuvarlanarak; ileri gitmeye mi çalışacağız? "Kokuşmuşluk"ların üzerine gidilmeden, "Temizlik" yapılmadan, "hukukun üstünlüğü" ve "şeffaflık" gelmeden, Türkiye hiçbir atılım yapamaz.. Açılan sayısız "dosya"ların, "siyaset"teki ayaklarına gidilmeden, hiçbir "operasyon"un, yolsuzluk için pusuda bekleyen müstakbel suçluları caydırması imkanı yoktur.. İşte son örnek, "Cavit Çağlar Olayı"dır.. Cavit Çağlar'ın uzun bir süreci kapsayan faaliyetinin üzerine, ancak yıllar sonra, "bir dönem" bitince gidilebilmiştir.. "Demirel Çankaya'dayken", pek çok dosyaya, el bile sürülememiştir. "Etibank-Sabah" ilişkileri, 28 Şubat sürecinde ele alınamamış ve kartel medyasının oto-sansürüne konu edilmiştir. TÜRKBANK özelleştirmesi skandalı uyutulmuştur.. Bu olayın kahramanlarından olan Korkmaz Yiğit, "Bankexpres Dosyası"ndan ötürü cezaevindedir.. İçişleri Bakanı Tantan, neredeyse "imdat" diye bağırarak, nüfuz tüccarlarına dikkat çekiyor.. Cumhurbaşkanı Sezer ise, "ekonomik kriz"le ürkütülüp, susturuldu.. "İktidar gücü", ne yazık ki, "temizlik" karşısındaki kalkan olarak kullanılmakta.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |