|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Politikaya kenarından da olsa bulaşanların 'ayakta kalma güdüsü' müthiş; Cavit Çağlar'ın, olumlu etki yapacağını düşündüğü "Beş milyon dolar kefaletle beni serbest bırakın" teklifinin Amerikalı yargıç tarafından dinlenmediğini fark ettiğinde verdiği tepki de bunu gösteriyor. Kararı doğrudur: Cavit Çağlar bundan böyle kendini ancak Türkiye'de güvende hissedebilir... Onun yerine ben olsam, bir gün bile orada durmam, ilk uçakla Kartal Cezaevi'ne kendimi atarım... ANAP lideri Mesut Yılmaz'ın, "Bazı çevreler İtalya'da olanlarla paralellik kurup Türkiye'de geniş bir siyasi tasfiye gerçekleştirmek istiyorlar" dediğini herhalde duydunuz. Mesut Yılmaz'ın içinde önemli ipuçları barındıran bu sözünü, onun kadar zeki olmayanlar ve okuma-yazma özürlüler anlamamış olabilirler. Mesut Bey doğru söylüyor: Şimdilerde Türkiye'de olan hemen her şey bizden önce İtalya'da yaşandı... Cavit Çağlar'ın özelliği politikaya bulaşmış bir işadamı oluşu değil mi? Onun bu özelliklerini taşıyan İtalyan paralelinin adı Michele Sindona'ydı. Sicilyalı işadamı Sindona bankacılık alanına da el atmıştı. Vatikan'ın finans danışmanı olmakla yetinmemiş, ülkenin en güçlü politikacısı olan Giulio Andreotti ile 'ayrılmaz ikili' haline dönüştürmüştü kendini. Gücünün zirvesine 1970'li yılların başında ulaştı Sindona; içerideki ilişkilerine bir de ABD boyutu katarak... ABD başkanı Richard Nixon, ABD'nin İtalya büyükelçisi John Wolpe, eski Hazine bakanı David Kennedy yakın dostlarıydı. İtalya'daki iki bankasına ek olarak, Franklin National Bank'i satın alıp ABD bankacılık sektörüne de girdi. Bir ara, Andreotti tarafından "İtalyan parasının kurtarıcısı" ilân edilen Sindona'nın talihi, ABD'de Nixon'un, İtalya'da Andreotti'nin iktidardan uzaklaşmalarıyla dönüverdi. ABD'de hapse girdi, ancak birdenbire Sicilya'ya geldiği görüldü. Tekrar New York'a döndüğünde 25 yıl hapis cezasına çarptırıldı. 1984 yılında, Amerikalılar, Sindona'yı başka suçlardan muhakeme edilmek üzere İtalya'ya iade ettiler. Devletin bankalarının tasfiyesiyle görevlendirdiği -avukat Giorgio Ambrosoli'yi öldürttüğü için müebbet hapse mahkum oldu Sindona. 22 Mart 1986 tarihinde, mahkeme kararından sadece dört gün sonra, kahvesine karıştırılan zehirin etkisiyle öldü... Bu bilgileri aktardığım İngiliz gazeteci Philip Willan ("Puppet Masters": Kuklacılar), Sindona'nın, iki ayrı tarihte darbe peşinde koştuğunun tespit edildiğini yazıyor (s. 104). Bir yandan terör eylemine girişmesi için bazı aşırı örgütlere para aktarırken, bir yandan da üyesi olduğu P-2 Locası'ndan tanıdığı askerler ve istihbaratçılara "Daha ne duruyorsunuz?" baskısında bulunuyormuş... Ansızın Sicilya'ya gelmesinin sebebi de, o bölgede, bölücü bir anti-komünist darbe gerçekleşmesini sağlamakmış... Sicilya'yı İtalya'dan koparınca, Akdeniz'deki deniz üssü yapmak üzere ABD'ye teklif edecekmiş... Bu 'akıl dışı' görünen senaryonun 'gerçek' olduğunu iddia eden yakınları, "ABD'de cezaevinde yatmakta olan Sindona'yı Sicilya'ya Amerikan hükümeti gönderdi" iddiasını ispatlayabilecek durumda olduklarını söylüyorlarmış... Sindona gibi karışık işlerin içinde bulunan Francesco Pazienza, zehirli kahve içip ölmesinden yaklaşık iki yıl önce, Amerikalı avukatlarına, "Sindona'yı nasıl öldürecekler?" başlıklı kendi eliyle yazdığı bir belge emanet etmiş... 27 Eylül 1984 tarihli o belgede, Pazienza, "Eğer Sindona'yı normal bir cezaevine koyarlarsa, ölümü diğer mahkumlar eliyle olacaktır; eğer güvenlikli bir cezaevinde ve hücrede tutulacaksa (ki, Sindona öyle bir durumdaydı), ikram edilecek bir fincan zehirli kahveyle onu yok edeceklerdir" diyormuş... Öngörüsü güçlü Pazienza'nın şu cümlesi de önemli: "Eğer Sindona 'temiz' bir biçimde ve âniden ölecek olursa, Amerikalılar devreye girmiş demektir..." Pazienza'ya göre, 'cyanide' türü zehirleri yalnızca Amerikan istihbaratı kullanırmış çünkü... "Amerikalılar neden Sindona'yı öldürtmek istesinler?" diye soranlara, Pazienza, "Sindona Sicilya'ya kendiliğinden gitmedi; oğlu Nina, bana, 'Babamı Carter yönetimi oraya gönderdi' demişti" cevabını veriyormuş... Epey karışık bir durum değil mi? Zaten, İtalyanlar'ın 1980'lerden sonra yüzleştikleri bizim ise hâlâ yüzleşmekten korktuğumuz 'karanlık işler' bayağı kafa karıştıracak ayrıntılar içeriyor... Sindona gibi bir adamın, Vatikan'la, 'altı kere gidip yedi kere politik hayata dönerek' başbakanlığa kadar yükselmiş Andreotti ve İtalyan istihbarat servisi ile de ilgisi olmaması gerekirdi... Cavit Çağlar'ın, Süleyman Demirel ve MİT müsteşarlığından emekli Org. Teoman Koman ile ilişkileri de dışarıdan bakan biri tarafından kolay anlaşılır ilişkiler değil. Devlete ait o kadar uçak dururken Abdullah Öcalan'ın Kenya'dan getirilmesinde Çağlar'ın özel uçağının kullanılmasının esbâb-ı mucibesini anlayabiliyor musunuz Allah aşkına? "Beni derhal Türkiye'ye iade edin" demekle, Cavit Çağlar, bence çok isabetli bir karar verdi; Amerikan cezaevleri pek tekin değil çünkü... Sindona'nın zehirli kahve ile hayatını kaybettiği İtalyan cezaevleri de öyle... Birileri, hemen bütün batık bankalarda görev yapmış Şükrü Karahasanoğlu'na da bu gerçeği ulaştırsa bâri; o da İtalya'da daha fazla kalmadan bir an önce ülkeye dönse...
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |