![]() |
![]() |
![]() |
| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
2001 yılı sendromu!..Gündemle birlikte sendromlar da değişiyor.. Hatırlayın.. PKK terörünün tırmandığı günlerde "bölünme sendromu" vardı Türkiye'de.. Devlet, "bölücü terör"ü, 1 numaralı tehlike kabul ediyordu. Sonra 28 Şubat post-modern darbesi geldi ve "şeriat sendromu"nu devlet 1 numaralı tehlikenin konusu olarak ilan etti.. Şimdi de, "2001 Sendromu" yaşanılmakta.. Kime sorsanız, kiminle konuşsanız, aynı cümleyi duymaktasınız.. -2001 yılı çok zor geçecek!.. Kimi daha büyük bir ekonomik kriz, kimi yüksek oranlı bir devalüasyon, kimi de zincirleme iflaslar bekliyor 2001'de.. Bölünmekten de, şeriattan da korkan pek kalmadı gibi.. Oysa biliyoruz ki, "bölünme sendromu"na sebep olan "Güneydoğu Sorunu"nun çözümü konusunda, hiçbir radikal adım atılmadı.. Aynı şekilde, "laiklik" kavramının ideolojik içeriği de, hala devlet tarafından, 1930'lardaki gibi yorumlanıyor.. Hiçbir temel sorun çözümlenmediği halde, bunlara bağlı olarak pompalanan sendromlar, fobiler, tehlikeler, bir anda kamuoyunun ilgi alanı dışına çıkabiliyor. Ve yeni bir tehdit, bütün yan görüntüleri ile, sosyo-politik sendrom haline dönüşebiliyor. "2001 sendromu" da, bunlara bir örnek.. Biliyoruz ki, geçen yılın son aylarını sürükleyen "ekonomik kriz"in yapısal nedenleri, olduğu gibi durmakta.. Giden yabancı sermaye, geri dönmedi.. Açık, İMF kaynaklı ve yüksek faizli kredilerle kapatıldı.. Sabit döviz kurunu çıpa olarak kullanarak enflasyonu dizginlemeyi amaçlayan İMF programları, ihracatı düşürüyor, ithalatı pompalıyor. Faizin güdümlü belirlenmesi, arz-talep dengesini ve para piyasalarının sağlığını bozmuş durumda.. Devlet küçültülemediği için, sürekli salınan yeni vergiler, hem ekonominin hem de vatandaşın kanını kurutmuş durumda.. Bu tablo, doğal olarak, ekonomi ile ilgili her kesimi ürkütmekte.. Bu yüzden, cümleler birbirine benziyor.. -2001 yılı çok zor geçecek!.. Yine hepimiz biliyoruz ki, 2001 de, zor veya kolay, ama mutlaka geçecek.. Birileri batacak, birileri çıkacak.. Ve 2002 yılında, başka bir korkunun belirtilerini, bir başka sendromla yaşayacağız.. Yani mesele, Türkiye'nin sorunlarını çözmek yerine, bu sorunları biriktiren ve kriz üreten kadroların tasfiyesine bağlı.. Bunu başaramadık, başaramıyoruz.. Şu Süleyman Demirel, 1991'de başbakan olurken, ne vaad etmişti?.. -Köprünün geçişini 5 bin liraya indireceğim!.. O zaman köprü geçişleri, 10 bin liraydı.. Şimdi, 1 milyon 500 bin lira oldu köprü geçiş ücreti.. Kimsenin aklına bu süreçte 2 yıl başbakanlık, 7 yıl da cumhurbaşkanlığı yapan Demirel'den hesap sormak gelmedi.. Aksine, eşsiz bir devlet adamı olarak cilalanıp, görev süresinin uzatılması için kampanya da açıldı.. "28 Şubat"ın başbakanı Mesut Yılmaz döneminde, özelleştirmelerin nasıl yüze göze bulaştırıldığı, hiç telaffuz bile edilmiyor.. Ecevit'in başbakanlığı dönemindeki banka boşaltmaları ve ekonomik krizler, bu kişinin ilgi ve sorumluluk alanı dışında.. Yorucu, bıktırıcı, yıpratıcı bir süreç bu, sürekli sendromlarla ve bunları üreten aynı isimlerin iktidarları ile yaşamak.. Ama ne yapabiliriz ki?.. Biliyoruz hepimiz -2001 yılı çok zor geçecek!.. Şaka
Ah şu Hülya Avşar!..
Hülya Avşar konuşmuş.. RTÜK, bu yüzden 5 televizyon kanalına kapatma cezası vermiş.. Neticede, bunların ekranı birer gün karartılacak.. Oysa her gün televizyonlarda konuşup, toplumun ufkunu karartanlar kimsenin ilgisini çekmiyor.. Hiç olmazsa Hülya Avşar, görünümüyle içimizi açıyor!.. ARAYIŞ
Yeni isimler çıkmalıdır!..
Demokrasilerde "seçim" demek, "ümit" demektir, "değişim" demektir.. Ama bizim gibi ülkelerde seçim, daha önce başarısız olmuş siyasi kadroların yeniden işbaşına gelip, "enkaz devraldık" edebiyatı ile, herşeyi daha da kötüye götürmesini ifade ediyor. Bu kadroları, nasıl değiştirip, yenileyeceğiz? Bakın işte.. Ecevit, elbet saygıdeğer, namuslu, seçkin bir kişi.. Ama bir fabrikanız olsa, onun yönetimine teslim eder misiniz? Mesut Yılmaz, hangi alanda başarılı oldu? Son görevi Avrupa Birliği ile ilişkileri düzenlemekti.. Daha önce başbakanken, "28 Şubat"ın icracısı oldu.. Toplum "şeriat geliyor" diye korkutulurken, bankalar boşaltıldı, özelleştirmelere fesat karıştırıldı, medya kamu parası ile haşır-neşir edildi, devlet-halk ilişkileri başörtüsüne endekslendi.. Şimdi bu isimler, kendi ürettikleri ekonomik ve siyasal krizlerin çözümünü arıyor, bulamıyor.. Bunların değişmesi şart.. Çok başarısızlar.. "Değişim" de ancak "seçim"le olmalı.. Ama kim gelecek bunların yerine?.. Türkiye şimdi, isim arıyor.. Futboldaki gibi, "yabancı isim" transferi ise mümkün değil..
mehmetbarlas@attglobal.net
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|