YeniSafak.com “ Türkiye'nin birikimi... ” Yazarlar

 
Ana Sayfa...
Gündem'den...
Politika'dan...
Ekonomiden...
Dünya'dan...
Kültür'den...
Yazarlar'dan
Spor'dan

  Arşivden Arama

  I Explorer Kullanıcıları, TIKLAYIN.

 

Zaruri bir cevap

Dün kaldığımız yerden bugün devam etmek mecburiyetindeyiz. Evvelki gün, Akit en güzel teşhisi koymuştu: "O, Kartel'in peşini, Kartel onun peşini bırakmıyor"

Biz, yolsuzlukların, yanlışların üzerine gidip şeffaf ve demokratik yönetim istedikçe, birilerinin ayağına basıyoruz. O birileri de, bizi taciz etmeye çalışıyor.

Ses getirmek

Andıç... Hizbullah... Bankalar yolsuzluğu... Koca koca isimler... Bunları Meclis gündemine taşıyıp, üstelik ilgi toplamak, vurduğun yerden ses getirmek kolay değil.

Ses getirmemiş olsaydık, herhalde ismimiz, Başsavcı Vural Savaş'ın iddianamesinde, laik cumhuriyeti yıkmak isteyenler listesinde, baş sırada yer almazdı.

Andıç veyahut Hizbullah ile zülfiyare dokunmamış olsaydık, her seferinde -bir iki gün sonra- Emin Çölaşan bizi hedef alan ağır bir yazı yazmazdı.

Tesadüf mü?

Bir tesadüf mü?

Şemdin Sakık'ın sözde itiraflarının, basında çıktığı günün (25 Nisan 1998) hemen ertesinde, Oktay Ekşi'nin yanı sıra sadece Emin Çölaşan, Andıç doğrultusunda bir makale kaleme alıyor, PKK destekçisi diye nitelendirdiği Cengiz Çandar ile Mehmet Ali Birand'a hakaret ediyor. (26 Nisan 1998 Hürriyet)

Ben Andıç belgesini açıklıyorum. (1 Kasım 2000)

Emin Çölaşan 4 Kasım'da sütununda beni itham ediyor; ardından, şahsıma ve aileme yönelik saldırıları geliyor. (8 Kasım - 22 Kasım 2000)

2 Ocak 2001'de Hizbullah'la ilgili sorularım... Ve Emin Çölaşan'ın 5 Ocak tarihli yazısı.

Soruyorum... Bu bir tesadüf mü? Yoksa yazılar sipariş mi ediliyor?

Onun ortaya attığı yalanlar yüzünden, makalelerinin çıktığı gazete kupürleri dayanak yapılarak, oğlum ve eşim dolandırıcılıkla suçlandı. Sonunda her ikisi de beraat etti. Sütununda bu beraatten tek bir satır yok; özür de yok. Şimdi yeni yalanlar ve iddialarla "görevine" devam ediyor.

Yılbaşı gecesi

Bu defa, yılbaşı gecesi, Rauf Tamer ve eşi ile, bir lokantaya gitmemize kafasını takmış.

O gece Rauf Tamer hatırlattı: 16 yılbaşını birlikte geçirmişiz.

Ne var bunda?

(Yeni yıla bir şeyh özentisiyle Dubai'nin lüks otellerinde girenler de var. Hem de Çölaşan'ın çok yakınında. Bir gecelik oda 1500 dolar, yaklaşık 1 milyar lira, yemek için adam başına aşağı yukarı bir o kadar para daha ödüyorsunuz.)

Bu yaşıma gelinceye kadar, evlerde veyahut dışarda, zaman zaman yılbaşını kutladım. Siyasete atıldım diye farklı bir kimlikle mi ortaya çıkacağım? Halkımızın temiz inançlarını istismar edecek davranışlar içine mi gireceğim?

Çok şükür hayatımda, hiçbir zaman -bilerek- edebe ve ahlâka aykırı davranmadım. İnsanlara iftira atmamağa, aleyhlerinde konuşmamağa, onlar hakkında kötü düşünmemeğe, yalan söylememeğe, hak yememeğe gayret ettim.

Türkiye'deki laikçi kesim, şekilcilikten kurtulamıyor; Müslümanlık deyince, birbirinin aynı, bir kalıptan çıkmış insanlar düşünüyor. Oysa dinimizde, farklı mezhepler, tarikatlar, farklı yorumlar var.

Kaldı ki, İslâm peygamberi, "insanların en hayırlısı insanlığa hizmet edendir" diyor. Evrensel bir mesaj veriyor. Son günlerde Deniz Baykal'ın sahip çıkmasıyla, aktüel hale gelen Şeyh Edebali Hazretleri, Osman Gazi'ye nasihat ederken, aynı evrensel değerlerin altını çiziyor: "İnsanı yaşat ki devlet yaşasın."

İslâmiyet'teki bu evrenselliği göremeyenler, Çölaşan gibi bir yılbaşı gecesine takılıp kalırlar.

Şekilci olan, dinini bütün kaideleriyle adeta sahabeler gibi yaşamak isteyen Müslümanlar değil. Diğerleri. Onlar, İslâmiyet gibi yüce bir dini, kendi basit muhakemelerinin ölçüsüyle tartıyor; bu yüzden de gardrop çağdaşlığından öteye gidemiyorlar.

Bulvar

Gelelim, Bulvar ile ilişkilerime. Kemal Ilıcak, sırf fazla istihdamın bir kısmını yeni bir yayında eritebilmek amacıyla, çalışanların işine son vermeye gönlü razı olmadığından, Bulvar gazetesini çıkarttı. Bulvar'ın çıkışına ve yayınlayıcı kadronun seçimine hiçbir katkım olmadı. O tarihte sadece Tercüman'da yazılarımı yazıyordum.

Daha sonra Bulvar'da çalışan gazeteci kadrosuna sahip çıktığım doğrudur. Bulvar'ı ciddi ve siyasi bir çizgiye çekmeğe gayret ettim. Kaldı ki, Bulvar'ın magazin haberleri, bugünkü Hürriyet, Sabah, Gözcü veya Posta'dan daha azdı. (Örnek: Hürriyet 5 Ocak 2001 tarihli nüshası: Deniz Akkaya'nın yarı çıplak bir resmi; Tombul mankenler adı altında bir başka haber; Hülya Avşar''n dekolte kıyafetli bir fotoğrafı; Prens Andrew'un üstsüz kadınlarla yakalandığı haberi. Andrew ve çıplak kadınlar.)

Çölaşan 1986 temmuzunda, Rauf Tamer, Ergun Göze, Ahmet Kabaklı ve Ünal Sakman'ın Bulvar'ın Tercüman'a zarar vermesi dolayısıyla, bana cephe alıp, bir protokol imzaladıklarını ileri sürüyor.

1986'daki protokol, Tercüman'ın bünyesinde, Bulvar'dan kaynaklanan bir rahatsızlığı yansıtsaydı, altında Ünal Sakman ve diğerlerinin değil, Tercüman'ın Genel Yayın Müdürü Taha Akyol, Yazıişleri Müdürü Yüksel Baştunç veyahut Abdullah Aksak'ın imzaları bulunurdu.

Anlaşılıyor ki, kaleme alınan ve benim yeni öğrendiğim o metin, Tercüman içinde filizlenen bir yönetim mücadelesinin ilk belirtisiydi. Nitekim o mücadele sonunda, Taha Akyol Genel Yayın Müdürlüğü'nden ayrılmak zorunda bırakıldı. Yazı İşleri Müdürü Abdullah Aksak da Tercüman'ı terk etti. Tercüman'ın başına, Ünal Sakman idaresinde Tan'ın kadrosu getirildi. Mehmet Barlas da 1'inci sayfa yazarı oldu.

Zaten birinci sayfadan sadece ben değil Taha Akyol da yazıyordu.

Hedefin, Bulvar bahanesiyle, Tercüman'ın o günkü yönetimi olduğu anlaşılıyor. Nitekim bir yayın kurulu talebi Taha Akyol'un selâhiyetlerini kısmaya yönelikti. Benim Tercüman üzerinde, o dönemde hiçbir etkim yoktu.

Göreve 1989'da geldim ve yerlerde sürünen tirajı, 30 binden 300 bine kadar yükselttim.

Esasında "Özal döneminde medyanın iç yüzü -Yazarlar ve Kavgalar" kitabımda Tercüman ve Bulvar hakkındaki iddiaların hepsini cevaplandırdım.

Rauf Tamer'le 30 yıla yakın bir dostluğumuz var. Bu süre zarfında zaman zaman farklı düşündüğümüz olmuştur. Ama daima birbirimize saygı gösterdik ve hiç kopmadık.

Çölaşan'ın gözdeleri

Çölaşan, Türkiye'de bunca usulsüzlük, yolsuzluk varken, durup durup bizim paçamıza yapışır.

Ben onun gözünde "makbul" değilim. Mehmet Barlas, Fehmi Koru, Mehmet Ali Birand, Cengiz Çandar da makbul değil.

Sütununda hiç değinmediğine göre, herhalde onun "gözdeleri", Cavit Çağlar, Murat Demirel, Dinç Bilgin, Zafer Mutlu gibi isimler. Bankaların içini boşaltanlardan, borsada manipülasyon yapanlardan, Nesim Malki cinayetini azmettirenlerden, back to back kredilerden pek söz etmez Çölaşan.

Varsa yoksa: Nazlı Ilıcak ve üç beş muteber isim.

Nazlı Ilıcak nice badirelerden geçti ve ilkeleri sayesinde dimdik ayakta kaldı.

Küfürbaz bir kuş olarak, Kartel medyasının bir köşesinde, soygunlara ve ahlâksızlıklara göz yummak suretiyle yoluna pekalâ devam edebilirdi. Ama baskıya ve sömürüye karşı direnmeyi tercih etti.

Bir Hadis-i Şerif'te, kötülükler karşısında suskun kalan dilsiz şeytandır, deniliyor.

Dilsiz şeytan olmamak için, susmadım.

Emin Çölaşan ve arkasındakiler işte bunu hazmedemiyorlar.


6 OCAK 2001


Kağıda basmak için tıklayın.

Nazlı ILICAK

 


Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim
İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED

Bu sitenin tasarım ve inşası, İNTERNET yayını ve tanıtımı, TALLANDTHIN Web tarafından yapılmaktadır. İçerik ve güncelleme Yeni Şafak Gazetesi İnternet Servisi tarafından gerçekleştirilmektir. Lütfen siteyle ilgili problemleri webmaster@tallandthin.com adresine bildiriniz...