![]() |
![]() |
![]() |
| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
Dur! Kimdir o?Hiç dikkat etmediniz mi? Artık yarım asır öncesinde olduğu gibi vatan müdafaası istenmiyor bizden. Şahsi hatalarımızın memlekete zarar vereceği uyarısıyla karşılaşmıyoruz. Şahsi başarıyı ahlâk ölçüsüne vurmak akla gelmiyor. Vatanı maddesi ve mânâsıyla savunulur bir şey olarak görenlere rastlanmaz oldu. Kimsenin kimseden vatan müdafaası istediği yok. Bir zamanlar üzerine toz kondurulamayan "millî servet" kavramı kayıplara karıştı. Memleket kelimesi sadece yöre anlamıyla rağbet görüyor ve ülkenin tamamını dile getirmek için artık kullanılmıyor. Bu geçen yarım asrı kapsayan yıllar boyunca sağcı ve solcu kimi ideolojik odaklar toplum çıkarı kavramıyla alay etmek için her yurtsever beklentinin karşısına "vatan, millet, Sakarya" diyerek çıktılar. Düşünce hürriyetinin sağladığı imkânlar sayesinde sağcılar Osmanlı'nın azami sınırlarına nispeten devletin şimdiki sınırlarını küçümsediler. Solcular devletin "ileri" devletlerle bütünleşme olgusunu kuşkuyla karşılama ve nihayet gizlice reddetme refleksini hem küçümsediler, hem de kendi varlıklarına yönelmiş bir tehlike saydılar. Alaycılar durdukları yerde durmadı. İstiklâl Harbi çağrışımı yapan söze sivillik çağrışımı katarak işi "vatan, millet, Adapazarı" demeye kadar vardırdılar. Nereden edindilerse hepsi çok yüksek fikirleri edindi, hepsi çok yüksek ideallerin sahibi oldu. Fikirler, idealler o kadar yüksekteydi ki onları kimse göremiyordu. Kozmopolit iddialarının yanında vatandan ve milletten bahsedenler naif, ilkel kalıyor, küf kokuyordu. Bu harikulade çağdaşlaşmanın bir sebebi var mıydı? Çağdaşlığın bu tarzına bir sebep uyduracak zekâya henüz rastlanılamadı. Dünyada çağdaşlaşmayı ayaklarını yerden kesme olarak anlayan bir ikinci ülke var mıdır? Hayır, yoktur. Acaba Türkiye'de doğmuş bulunan hangi üstün toplum ahlâkı milli değer kavramının yerini almış olabilir? Ahlâkın üstün olanından geçtik; gidenlerimiz sıradan ahlâki hasletlere hasret gidiyor. Ülkenin bütününü ilgilendiren, milletin tamamını kapsayan hususlarda alınan sonuçlar ya hepimiz birbirimizi aldattığımız için alınıyor, yahut alınan sonuç ne olursa olsun bir kesim büyük çoğunluğu aldatarak, avutarak, şaşkınlığa uğratarak gününü gün etmekle uğraşıyor. Uğraşı konusu vatan müdafaası değildir. Sadece uğranılması kaçınılmaz gibi idrak edilen bir felâket karşısında vakit kazanma tecrübeleridir. Millet olarak bu tecrübelerin arkasını bırakmamak, böylelikle vaziyeti idare etmek zorundayız; çünkü bu deneyleri askıya almak demek alenen vatan müdafaasına girişmek demektir. Vatanı müdafaa etmek durumunu üstlenenler aralarında bir parola tespit etmek zorunda kalacaklar. Kimlerin vatanı müdafaa ettiği, vatan müdafaasında kimlere güvenilebileceği parolanın paylaşılması sebebiyle tefrik edilebilecek. Parolayı bilenlerin neyi niçin bildikleri belli olacak. Parolayı bilmeyenler ise bu sırra vakıf olmayışları yüzünden yükümlülük sınırlarının nereye kadar uzandığını açıklıkla görebilecekler. Eğer işler bu mecraya dökülürse Türkiye üzerinden eksilmeyen baskıların derecesini artıracağından korkuluyor. Daha fazla baskı olmasın diye birileri kendi aralarında parola icat etmeye yanaşmıyor. Parola doğmadığı için de bilfiil vatan müdafaası yapma imkânı doğmuyor.
iozel@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|