![]() |
![]() |
![]() |
| Türkiye'nin birikimi... | ||
|
|
İstanbul'u Yel Üfürdü... Su Götürdü. Korkmayın hemen, bu bir felaket haberi değil. Eser Tutel'in Oğlak Yayınları'ndan çıkan kitabının adı. Yazar kitabında bize, hatıralarındaki İstanbul'u anlatıyor. Aldığı göçle ve dayanılmaz boyutlardaki trafiğiyle gün geçtikçe yaşanılması zor bir kente dönüşen İstanbul, çocukluğunu bu kette geçiren sakinleri için farklı bir önem taşır. İstanbul'un yanlış kentleşmenin sancılarını çekmediği, insanların henüz güven duygusunu yitirmediği, birbirinden zarif köşklerin son demlerini yaşadığı, Marmara'nın tertemiz olduğu o günleri görenler için, İstanbul bambaşkadır. Şimdiye kadar Osmanlı'nın son dönemlerinden Cumhuriyet'in ilk yıllarına kadar eski İstanbul'u anlatan pek çok kitap yayınlandı. Oğlak Yayınları'nın "İstanbul Kitapları" serisi de bu konuda yazılan kitaplara zenginlik katıyor. Eser Tutel'in anılarından yola çıkarak yazdığı "İstanbul'u Yel Üfürdü... Su Götürdü" adlı kitabı, İkinci Dünya Savaşı'nın tüm dünyayı kasıp kavurduğu günlerde, İstanbul'un gündelik yaşamında olup bitenleri anlatıyor. Her semtin hikayesi varKitapta, İstanbul hakkında ilginç bilgilere rastlıyoruz. Tutel, o zamanlardaki kültür-sanat faaliyetlerinden İstanbul'un Anadolu yakasının ünlü semtlerine, Atatürk'ün ölümü gibi önemli olaylardan kişisel anılarına kadar birçok konuya değindiği eserinde, İstanbul'un II. Dünya Savaşı sırasında ve sonrasındaki gündelik yaşamına tanıklık ediyor. Tutel'in yazdıklarına göre 1940'lı yıllarda henüz kimseciklerin ikame etmediği Selâmiçeşme ve Selâmiçeşme'nin ilerisi bostanların ekildiği tenha yerlermiş. Birkaç önemli kişinin köşkü dışında pek fazla ev yokmuş. Bu nedenle geceleri Selamiçeşme ve civarında sık sık soygunlar oluyormuş. Soygunlar yüzünden halk buraya "Cadı Bostanı" demeye başlamış, ve bir süre sonra bu tanımlama "Caddebostan"a dönmüş. Bağdat Caddesi'nden ise eskiden sefere çıkan ordular ve ticaret için İstanbul'a yolu düşen kervanlar geçiyormuş. Bu nedenle yolcuların namazlarını kılabilmesi için Bağdat Caddesi namazgâhlarla doluymuş. Çiftehavuzlar isminin çıkış öyküsü ise biri yukarıda, diğeri aşağıda olmak üzere içinde iki tane havuz barındıran harap bir meyhane bahçesine uzanıyor. Sahnelenen hayatYazar, o günlerin sanatsal faaliyetleri hakkında bize ip uçları da veriyor. Şimdiki gibi İstanbul'un her köşesinde özel tiyatroların bulunmadığı o zamanlarda bahçe tiyatroları kentin kültürel ihtiyacını karşılamaktaymış. Kantolar, hisseli oyunlar, gözbağcılar, sihirbazlar İstanbullular'ı akşamları bahçe tiyatrolarına çekermiş. Yerli oyuncular Shakespaere'in ünlü oyunlarının alaturka uyarlamalarını canlandırırmış; ünü tüm İstanbul'a yayılmış mahalli tiyatrocular yaz geceleri boyunca sahneye çıkıp tüm marifetlerini sergilermiş. İstanbul'un sanatsal yoğunluğuyla en ünlü bahçe tiyatrolarından birisiyse Bağdat Caddesi üzerinde bulunan Hamdi'nin Bahçesi'ymiş. İstanbul'da halk o yılarda bahçe tiyatrolarına giderken Şehir Tiyatroları'nın ise Tepebaşı'nda Dram ve Komedi Tiyatroları olmak üzere iki salonu varmış. Eser Tutel, Oğlak Yayınları, Tel: 0212-612 73 05
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|