|
"Meçhul" olan ne?
Radikal'den Murat Belge'nin şu tesbitinden hareket edelim: "On yılda bir darbe olan ve olması yadırganmayan bir ülkede sivil politikacılardan 'yüksek kalite' beklemek ne kadar anlamlı?" Bana göre de doğru bir tesbit; Türkiye'de "siyaset" alanının olması gerektiği gibi oluşmasına ne zaman fırsat verildi ki, bugün "iflası" ya da "dibe vurması"ndan söz edebilelim? Bakalım belki 21. yüzyılda!
Gazetelerin dünkü sayılarının manşetlerine bakın: "Askeri bırakın yolsuzluğa bakın" (Hürriyet), "Askerin öfkesi" (Akşam), "Kıta dur!" (Milliyet), "Askerin cevabı" (Sabah), "Asker iftira dedi" (Star), "Yok yere gerilim" (Radikal) ve artık klasikleşmiş bir manşetle ("Askerden sert yanıt") Cumhuriyet. Ülkedeki gazete okurlarının en az % 90'ı dün güne bu manşetlerle başladı. Olup biteni okurlarına bu manşetlerle duyuran bir basının olduğu ülkede -yine Belge'nin sözleriyle- "korkusuzca tartışmak"tan söz edilebilir mi? Genelkurmay'ın son günlerde ağzını açan herkese haddini bildiren son açıklamasını hiç mi hiç şaşırmadan ve yadırgamadan (ve de üstüne üstlük allayıp pullayarak) okurlarına ileten bir medya dünyasının kendine özgü hiçbir erek taşımadığı ve dolayısıyla tamamen "araçsal bir tabiata" sahip olduğu apaçık değil mi?
Son günlerin tartışması da yine "rejim meselesi" etrafında gelişti. Zaten Türkiye'de hiçbir meseleyi "rejim meselesi"ne çekmeden tartışmak artık neredeyse imkansız. Bu yeni bir şey de değil; Türkiye'de her zaman her konu hemen her zaman böyle tartışıldı. "Siviller" gibi "askerler"in dönüp dolaşıp geldikleri yer de burası, üniversitelerin, sivil toplum örgütlerinin ve hatta kültür ve sanat çevrelerinin dönüp dolaşık geldikleri yer de... Pekiyi, "rejim meselesi"nin bu kadar akıllarda ve gündemde olması neyin işareti? Neyin olacak, Türkiye'nin bir demokrasi olmadığının. Siz hiç demokrasilerde "rejim meselesi" diye bir sorunun bırakın bitmez tükenmez bir biçimde, arada bir bile tartışıldığını duydunuz mu? (Ben bu ifadeyle son olarak Çin Komünist Partisi Politbüro'sunun 1989'da "Tiananmen"deki muhaliflerin üzerine tanklarını sürmeden önce yaptığı toplantı tutanağından bir Fransız gazetesinin yaptığı alıntılarda karşılaştım.) Yok böyle bir sorun bu diyarlarda... "Rejim meselesi"nden söz eden yazarlar yok, siyasetçiler yok, kültür ve sanat adamları yok, işadamları yok... ve tabii askerler hiç mi hiç yok. Belki biraz acelecilik olacak ama şu bir gerçek: Nerede "rejim meselesi" tartışmaların merkezindeyse orada demokrasi yoktur. Çünkü demokrasi bir "rejim meselesi" olmaktan çoktan çıkmış, "rejim" kavramı etrafındaki tartışmalar ömrünü çoktan tamamlamış ve siyasetin büyük ölçüde mutluluk, refah ve özgürlük peşinde olan insanların arzu ve umutlarını gerçekleştirecek bir "araç" olarak görülmesine çoktan başlanmıştır. "Millet" kavramı yerini "toplum" ve "toplumsal" denilen ve kendisine soğukkanlı yaklaşılması gereken yeni kavramlara çoktan terketmiş, "vatan" hakkında "Bu vatan kimin?" türünde sorular çoktan tarihe karışmıştır. "Rejim meselesi"ni demokrasinin meselelerine, "rejim düşmanları"nı "muhalefet" ve "muhalifler"e dönüştüremeyen ülkeler değil 21. Yüzyıla 10 yıl kala çoktan "duvar"ın altında kalmıştır.
Önümde iki gazeteden toparladığım bir açıklama var. Silahlı Kuvvetler Akademisi Komutanı Tuğgeneral Halil Şimşek, "yolsuzluk" üzerine konuşuyor ve "Devletin işleyişindeki olumsuzluklar"ın nasıl çözüleceğine cevap arıyor. İşte cevabı: "Atatürk'ün 10 Mart 1930'da Antalya'da arkadaşı Hasan Rıza Soyak'a söyledikleri kanımca en doğru çözüm olacaktır." Pekiyi 1930'da söylenen ve 2001'de hepimize rehber olması istenen bu açıklamada neler yer alıyor? Pazartesi devam ederiz...
Fransa'da yayımlanan Liberation gazetesi, internet sitesinde 2001 yılının ilk günü İspanya'dan Hindistan'a bir düzine ülkede yayımlanan gazetelerde birer yazıyı bir araya toplamış. Tabii ki Türkiye'den bir gazeteye yer verilmemiş. Tabii ki "tabii ki"! Onlar 2001 yılının ilk günü getirdikleri ve götürdükleriyle yeni binyılı tartışmaktalar. Ya biz? Biz de "zaman" akmıyor ki...
13 OCAK 2001
|