YeniSafak.com “ Türkiye'nin birikimi... ” Yazarlar

 
Ana Sayfa...
Gündem'den...
Politika'dan...
Ekonomiden...
Dünya'dan...
Kültür'den...
Yazarlar'dan
Spor'dan

  Arşivden Arama

  I Explorer Kullanıcıları, TIKLAYIN.

 

Kesinleşmiş hüküm ve bir karar

Anayasa Komisyonu, siyasi partilerin kapatılmasına ilişkin 69'uncu maddeyi, alt komisyona sevk etti.

Hükûmet, kanunsuz fiillerin odağı olan partilere, eylemin ağırlığına göre seçimlere girme yasağı da konulabilsin istiyor. Böylece, parti kapatılmasının yurt dışında yaratacağı olumsuz tesirler bertaraf edilebilecek.

Ama Fazilet'in buna itirazı var. Çünkü, ceza hafifledikçe uygulamanın kolaylaşacağını düşünüyor partinin kurmayları. Bazı milletvekilleri başörtüsünü savundukları için Fazilet Partisi'ni kapatmak zor; seçime sokmamak çok daha kolay.

Savaş'ın görüşü

Başsavcı Vural Savaş, Merve Kavakçı'nın aday gösterilmesini, onun, Genel Kurul salonuna girince, milletvekilleri tarafından alkışlanmasını, 10-15 kadar FP'li milletvekilinin, büyük çoğunlukla, Meclis kürsüsünden "başörtüsü zulmü sona erdirilsin" şeklindeki konuşmalarını, aleyhte delil olarak kullanıyor. FP'nin laiklik ilkesine uymadığının tek delili, başörtüsü. Bu durumda, parti ve üyeleri, sürekli (kararlılık ve yoğun biçimde) laik cumhuriyete karşı suç işlemiş oluyor.

Hükûmetin bir önergeyle değiştirmek istediği ana metinde ise, hem suçta kesafet ve kararlılık aranıyordu, hem de kapatma kararının kesinleşmiş hükümlere dayanması gereği üzerinde duruluyordu.

Başsavcı ve onun gibi düşünenler itiraz etti: Milletvekillerinin dokunulmazlığı olduğu için, onlar hakkında kesinleşmiş hüküm elde etmek imkânsız. O zaman suç işlense dahi parti kapatılamayacaktır.

Kesinleşmiş hüküm

Siyasi Partiler Yasası Özal döneminde, partileri ve siyasetçileri koruyacak bir değişikliğe uğramıştı. Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından bir siyasi parti üyesinin Siyasi Partiler Kanunu'nun 4'üncü kısmında yer alan yasaklara aykırı eylem ve konuşmalarından dolayı, partisinden kesin olarak çıkarılmasının istenilmesi için, o eylem ve konuşmalar nedeniyle hüküm giymesi zorunluluğu getirilmişti.

Kenan Evren, Anayasa Mahkemesi'ne iptâl için başvurdu ve "hüküm giyme" mecburiyetinin, bir siyasi partinin TBMM üyesi olan veyahut olmayan mensupları arasında, dokunulmazlığın kaldırılmadığı durumda, eşitsizlik yaratacağını öne sürdü.

Anayasa Mahkemesi, konuyu, eşitliği düzenleyen 10'uncu madde açısından incelerken şu sonuçlara vardı:

"Milletvekilinin, yasama işleriyle ilgili olarak Meclis'te kullandığı oylar, söylediği sözler, ileri sürdüğü düşünceler nedeniyle yasama organı dışında herhangi bir makam tarafından sorumlu tutulamaması anlamına gelen 'sorumsuzluğun' amacı, ulusal iradenin tam bir serbestlikle açıklanmasının ve görevin tam bağımsızlıkla yerine getirilmesinin teminat altına alınmasıdır.

...Bu kurumlar, yasama organı üyelerinin sorumsuz ve cezasız kalmaları için değil, görevlerini her yönden özgür, bağımsız, endişesiz yerine getirmelerini sağlamak için öngörülmüşlerdir. Sorumsuzluk, cezalandırılmamayı; dokunulmazlık ise ertelemeyi amaçlamaktadır. Anayasal konum gereği sağlanan bu güvence, yasama organı üyeleriyle öbür görevliler ve yurttaşlar, dolayısıyla yasama organı üyesi olmayan partililer arasında bir fark yaratmaktadır. Anayasa'ya dayanan bu ayırım nedeniyle dokunulmazlığı kaldırmadıkça, hakkında ceza kovuşturması yürütülemeyen milletvekili ile yasama organı üyesi bulunmayan partili arasında fark olması doğaldır. Dokunulmazlık kaldırıldığında, yasanın uygulanması yönünden yasama organı üyesi olanla olmayan partililer arasında bir fark kalmayacaktır.

Anayasa Mahkemesi'nin bir çok kararında belirttiği gibi, eşitlik ilkesi, benzer nitelik ve durumda olanlar arasında farklı uygulamaya engeldir. Kimi yurttaşlar için, haklı nedenlere dayanılarak ya da durumlarındaki değişiklikler nedeniyle ayrı kurallar konulmasında eşitlik ilkesinin zedelendiğinden söz edilemez."

"...Anayasa'nın 15'inci ve 38'inci maddelerine göre, suçluluğu hükümle belli edilinceye kadar kimse suçlu sayılamaz. Hakkında böyle bir karar bulunmayan kişinin gerçekten yasaklara aykırı davranıp davranmadığı bilinemeyeceğinden, Cumhuriyet Başsavcısı'nın subjektif değerlendirmesiyle, yargı kararlarıyla kesinlik kazanmadan önce, kişileri partiden çıkarmak gibi sonuçları çok ağır işlemlere bağlı tutmak, siyasi hakları önemli ölçüde zedeler.

...Partiden çıkarmayı 'hüküm giymiş olma' koşuluna bağlamak, yasa kurallarının işleyişini engelleyici ya da zorlaştırıcı nitelikte bir düzenleme sayılamaz. Parti üyeleri yönünden çok ağır sonuçlar doğuran çıkarma işleminin 'hüküm giyme' koşuluna bağlanması, gelişigüzel suçlamaları ve işlemleri ortadan kaldıracağı gibi üyeler için sağlıklı bir güvence oluşturmaktadır."

Demek, Anayasa Mahkemesi, üyelerin siyasi partilerden çıkarılması yolundaki başsavcılık talebinin, kesinleşmiş bir hükme dayanması gerektiğini savunmaktadır. Söz konusu karar oy birliği ile alınmıştır. (Karar sayısı: 1987/12, Karar günü: 22.5.1987) Yüksek Mahkemeye göre, milletvekillerinin dokunulmazlığının bulunması, kesinleşmiş hüküm arayışıyla bağdaşmayan veyahut eşitsizlik yaratan bir durum değildir.

Oysa, bugün siyasi partiler Meclis kürsüsünden yapılan konuşmalar dolayısıyla kapatılmak isteniyor. Kesin hükme karşı çıkanlar hep dokunulmazlık maddesini ortaya atıyorlar. Bence yukarıdaki kararın tekrar tekrar okunmasında fayda var: "Suçluluğu hükümle belli edilinceye kadar kimse suçlu sayılamaz. Yargı kararıyla kesinlik kazanmadan önce, kişileri partiden çıkarmak gibi sonuçları çok ağır işlemlere bağlı tutmak, siyasi hakları önemli ölçüde zedeler."

Bu durumda, küsüde yapılan konuşmaların, şahısları bağlamasa bile, tüzel kişiliği, yani partiyi bağladığını öne sürerek, Anayasa Mahkemesi'nin 1987'de aldığı kararla çelişmektedir. Çünkü ortaya çıkan sonuç, bir kişinin partiden atılmasından çok daha ağırdır. Parti kapatılmakta, sakıncalı sözü sarfeden kişi siyaseten yasaklanmaktadır.

Dernekler

Öte yandan mevcut Dernekler Kanunu'na göre, kapatılması için, bir derneğin suç sayılan eylemlerin kaynağı (odağı) haline geldiğinin kesinleşen mahkeme kararı ile belirlenmesi gerekiyor. Dernekler, odak olma dolayısıyla ancak, kesinleşen mahkeme kararlarına dayanılarak, mahkeme tarafından kapatılabiliyor.

Sonuçta, bugün için parti kapatmak dernek kapatmaktan kolay.

İşte şimdi Anayasa alt komisyonu bu çelişkileri gidermeğe gayret edecek.

Demokrasinin vazgeçilmez unsurları olan siyasi partilerin, derneklerden daha kolay kapatılması, Türkiye'de köksüz partilerin doğmasına ve siyasetin güçsüzleşip, alanının daralmasına yol açıyor.

Anayasa Komisyonu'nun kararı dargeçitteki siyasete, hayat suyu aşılayabilir.


13 OCAK 2001


Kağıda basmak için tıklayın.

Nazlı ILICAK

 


Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim
İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED

Bu sitenin tasarım ve inşası, İNTERNET yayını ve tanıtımı, TALLANDTHIN Web tarafından yapılmaktadır. İçerik ve güncelleme Yeni Şafak Gazetesi İnternet Servisi tarafından gerçekleştirilmektir. Lütfen siteyle ilgili problemleri webmaster@tallandthin.com adresine bildiriniz...