![]() |
![]() |
![]() |
| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
"İkinci Bahar"ın söylemi ve gösterdiğiTürk televizyonculuğunda pek çok bakımdan çığır açan, "devrim" yapan "İkinci Bahar" dizisi, Perşembe gecesi ekranlara veda etti. Peki, "İkinci Bahar" ne yaptı? Her şeyden önce "İkinci Bahar", "dinci televizyonlar"ın yapamadıkları, hatta tahayyül bile edemedikleri çok önemli, esaslı, hayati bir şey yaptı: "İkinci Bahar", Türk modernleşmesi projesinin ne denli tabansız, "köksüz", hayali, soyut ve retoriksel / ideolojik kaygılar ve simgelerle hayata geçirilmeye çalışılan bir proje olduğunu çok örtük ama sofistike bir şekilde "kanıtladı". Başka bir deyişle, bu ülkede, her şeye rağmen, toplumun anlam haritalarını oluşturan şeyin Müslümanlık olduğunu ve insanın hem iç, hem de dış dünyasını aynı anda anlamlı kılan ve kuşatan MÜSLÜMANLIĞIN YERİNE başka bir şeyin, başka bir ideolojinin, başka bir projenin İKAME edilemeyeceğini gösterdi. İkinci Bahar'ı tasarlayan, yapan "televizyon (veya film) ekibi"nin de, sanırım, farkında olmadıkları, belki de tasarlamadıkları bir şey bu. Peki, "İkinci Bahar" bunu nasıl yaptı? Geliştirdiği televizyon dili veya söylemiyle. "İkinci Bahar"ın geliştirdiği televizyon dili, Mikhail BAKHTİN'in "diyalojik söylem" olarak tanımladığı "kavramsal çerçeve"ye çok uyuyor. Bakhtin, "monolojik söylem"le "diyalojik söylem" arasında bir ayırım yapar: Monolojik söylem, kapalıdır; tekdüzedir; dayatmacıdır. Diyalojik söylem ise, açık-uçludur; çok boyutlu, çok-katmanlı ve özgürleştiricidir. Bakhtin, "diyalojik söylem"i şöyle açımlar: "Her kültürel ses, ancak diğer seslerle diyalog halinde olduğu zaman varolabilir. Her bir ses, bir diğerinin farkındadır ve farklı sesler, birbirlerini bastırmazlar; aksine karşılıklı olarak birbirlerini yansıtır ve varkılarlar." Bakhtin, "diyalojik söylem"i açıklamak için "KARNAVAL" kavramına başvurur. Bakhtin, deforme olmamış, "otantik haliyle karnaval"ın "toplumsal bir pratik" olduğunu ve toplumsal hayata, anlam ve dinamizm kazandıran şeyin; zaman zaman türlü yöntemlerle ve şekillerde bastırılan, bastırılmaya çalışılan temel kültürel kodlar, bu kültürel kodları üreten anlam haritaları olduğunu söyler. Ve tüm bu dinamiklerin "karnaval"da çok iyi tezahür ettiğini gösterir. Bakhtin, "karnaval"ın özelliklerini şöyle sıralar: Birincisi, karnaval, hayatın gizil gücünü ve dinamizmini dışa vurur. İkincisi, toplumda hakim kılınmaya çalışılan güçlerin, söylemlerin, ideolojilerin bastırmaya çalıştıkları dinamikleri gün ışığına çıkarır. Üçüncüsü, karnaval bireyi, hayatın merkezine almaz; bireyin bireyselliğini, kişiselliğini gerçekleştirebileceği "cemaat" hayatını eksene alır. Birey, "cemaat"in diğer bireyleriyle, samimi, sıcak, deruni, köklü ilişkiler kurarak varolma, paylaşma ve kendi-olma sevincini hayata geçirme imkanı bulur. Ve dördüncüsü, karnaval, "kutsalın mekanı" ve "paranteze alınmış zaman"dır. Bakhtin'in diyalojik söylem'i açıklamak için başvurduğu "karnaval" kavramının özelliklerinin hepsi de, "İkinci Bahar" dizisinin HEM ANLATIM YAPISINDA, HEM DE ANLAM YAPISINDA yani tematik organizasyonunda aynen mevcut. Bu özelliklerin, "İkinci Bahar"ın tematik yapısında nasıl ortaya çıktığına, dolayısıyla artık onların da temel ölçütleri ("putları") reyting olan "dinci televizyonlar"ın yapamadıklarını, "İkinci Bahar"ın nasıl yaptığına biraz yakından bakalım. "İkinci Bahar" bunu, aşk, sevgi, kardeşlik, dayanışma, yardımlaşma, feragat, fedakarlık, kadirşinaslık, paylaşma vesaire gibi kök-paradigmalardan oluşan ve diziyi sürükleyen, dizinin dinamizmini artıran, pekiştiren ana-temaları kullanarak; ve bu ana-temalardan oluşan anlam haritaları ekseninde kurulan anlam ve hayat-dünyasının dizinin hem tüm kahramanlarına, bireylerine, hem de izleyicilere aynı anda verdiği "aşkınlık" ve "coşku" duygusu aracılığıyla yaptı. "Dinci televizyonlar"ın asla başaramadıkları şeyi, İkinci Bahar tam da bu noktada başardı: Dizinin motoru olan, hem dizinin kahramanlarını ve ekibini; hem de izleyicileri yoğun bir coşku yaşama noktasına getiren sözkonusu ana-temalar; Müslümanlığın, insanımızın hem iç, hem de dış dünyasını aynı anda anlamlı kılan diyalojik dünya tasavvurunun sunduğu anlam haritalarının anatemaları, kök-paradigmalardır. Bu ülkede bu kök-paradigmaların müslümanlıktan başka bir ideoloji, kültür vesaire tarafından üretildiğini söyleyebilmemiz elbette ki imkansız. İşte dizinin gösterdiği şey, tam da burada karşımıza çıkıyor: Müslümanlık, bu toplumun iç ve dış dünyasını anlamlı kılan, her şeye rağmen hayata tutunmasını sağlayan RUHudur. Bu ruh, toplumun bireylerinin birbirleriyle kurduğu ilişkileri, hayata, dünyaya bakışlarını derinden etkileyen ve yönlendiren temel dinamiktir. "İkinci Bahar", bu toplumda bu ruhun (yani müslümanlığın) yerine başka şeylerin ikame edilemeyeceğini; bu ülkede insanca yaşamanın en temel dinamiklerinin ancak müslümanlığın bu temel kök-paradigmalarının yaşatılmasıyla mümkün olabildiğini göstermiş ve kanıtlamıştır.
ykaplan@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|