YeniSafak.com “ Türkiye'nin birikimi... ” Kültür

 
Ana Sayfa...
Gündem'den...
Politika'dan...
Ekonomiden...
Dünya'dan...
Kültür'den...
Yazarlar'dan
Spor'dan

  Arşivden Arama


RESİMLİ RADYO VİZONTELE


Yılmaz Erdoğan'ın çocukluğunun Hakkari'sine televizyonun gelişiyle yaşananları anlattığı Vizontele, 90 sinemada birden gösterime girdi. Arı duru bir anlatımın hakim olduğu büyük bütçeli film, Türk Sineması için bir çok ilke imza attı.


Vizontele'nin öyküsü

  • Film, Hakkari'de değil, Van-Gevaş'ta çekildi. Tümü sesli çekim tekniğiyle gerçekleştirilen filmin çekim aşamasında, 7 ayrı ülkeden 65 kişilik teknik ekip, 50 oyuncu ve figürasyon da dahil olmak üzere 1000'in üzerinde görevli çalıştı.

  • Birbuçuk ayda tamamlanan çekimlerde yurt dışından getirilen Moviecam SL ve ikinci kamera olarak da ARRI BL-4 kullanıldı. Pek çok sahne iki kamerayla çekildi.

  • Türkiye'de ilk defa bir uzun metraj filmin çekiminde 800 ASA yüksek duyarlılıklı tungsten film kullanıldı. Çekilen filmler Londra'daki Soho Images laboratuvarlarında yıkanıp videoya aktarıldı.

  • Film şu an tüm Türkiye'de 90 sinemada birden gösterime girdi. Filmin konusunun geçtiği Hakkari'de ise gösterimler bedava.

    En pahalı prodüksiyon

  • Vizontele, 2.5 milyon doları aşan bütçesiyle bugüne kadar çekilen en pahalı Türk filmi oldu.

  • Türkiye'de daha önce hiçbir sinema filminde kullanılmamış olan ve kamera taşıyan küçük bir helikopter olarak tanımlanabilecek olan 'Flyingcam' kullanıldı. Filmin post-prodüksiyon ve ses işlemleri Londra'daki firmalarda tamamlandı.

  • Filmdeki mekanlar arasında bulunan açıkhava sineması ile bele-diye başkanının ve Deli Emin'in evleri sıfırdan inşaa edildi. Dükkanlar tamir edildi, boyaları yenilendi. Bu işler için 50 işçi çalıştı.

  • Filmin kostümleri için 4,5 ay çalışıldı. 2000 metre kumaş kullanıldı. 70'lere ait bol paçalı erkek pantalonları, takım elbiseler, yöresel kadın kıyafetleri dikildi. 55 çift yüksek topuklu ayakkabı tamamen orijinallerine uygun olarak imal edildi. 20. yüzyılda, icadıyla toplumları en fazla etkileyen araç lardan biri televizyon. Girdiği her ortamı bir daha asla eskisi gibi olamayacak şekilde etkiledi, değiştirdi, dönüştürdü. Olumlu ve olumsuz yönleri tartışıldı, tartışılacak. Tartışmasız kabul edilen ise; etkisi. Uzağı yakın eden, yakındakini 'vizyon' dışı tutan beyaz camın ülkemizin ücra bir kasabasına giriş öyküsü, televizyon sayesinde geniş kitleler tarafından tanınan yazar-şair-oyuncu ve artık yönetmen Yılmaz Erdoğan sayesinde şimdi beyaz perdede. Erdoğan, Vizontele'de tiyatro oyunlarında, kitaplarında ve stand-up gösterilerinde defalarca anlattığı çocukluğunun Hakkari'sini ve televizyonun gelişiyle yaşananları somutlaştırıyor. Sinema seyircisini 1974'lerin Hakkari'si ve Hakkarilileriyle tanıştırıyor.

    Arı duru bir film

    Yönetmenlik koltuğunu klip yönetmeni Ömer Faruk Sorak'la paylaşan Erdoğan, baştan sona arı duru bir film yaparak, bu ilk sinema deneyiminden yüzünün akıyla çıkmayı başarmış. Senaryoda, çekim ve kurguda anlatımın akıcılığını korumuş.

    Bir şairin kaleminden çıktığı belli olan diyaloglar (özellikle, Kıbrıs Çıkartması'nda şehit olacak olan Rıfat'ın askerlik arefesinde, sözlüsü Asiye'ye eski bir yarasının kuruyan kabuklarını hediye etmesi ve söyledikleri), üzerinde uğraşıldığı belli olan güçlü-gerçekçi karakterler (Başkan Nazım, sinemacı Latif ve Siti Ana özellikle göze çarpıyor. Deli Emin'in Yılmaz Erdoğan'dan ve Mükremin'den izler taşıması izleyici için bir kolaylık taşıyor ama, tip sanki biraz fazla tanıdık. Sinemamızın vazgeçemediği yobaz imam tiplemesine, güldürünün dozunu artırmak için bir de kekemelik eklenmiş; klişe fazla abartılmış), oyuncuların performansı, Kardeş Türküleri'n yaptığı müzikler, taşradaki insanların mutsuz ve sıkıcı bir hayat sürdüğü yönünde zihnimize yerleşen kanının en azından o yıllar için hiç de geçerli olmadığının satır aralarında ve filmin bütününde hissettirmesiyle duyulan hafiflik, filmi n izleyici üzerindeki olumlu etkisini pekiştiriyor.

    Kısaca Vizontele

    Daha çekimleri başlamadan televizyonlar, gazeteler ve dergilerde, hakkında çıkan yazılar, röportajlar ve tanıtımlar sayesinde artık filmin konusunu (muhtemelen) öğrenmeyen kalmamış olsa da, biz yine de kısaca verelim:

    Yer Hakkari. Yıl 1973-74. Musluklara bir türlü su getiremeyen belediye başkanı Nazım Bey (Altan Erkekli), çok sevgili oğlu Rıfat'ı askere gönderen Siti Ana (Demet Akbağ), elektronik / mekanik eşyalara ve yıllar önce tanıştığı turist bir kıza güçlü bir aşkla bağlı, deli / zeki, radyo tamircisi Deli Emin (Yılmaz Erdoğan), Rıfat'ın geride kalan sevgilisi Asiye (Zeynep Tokuş), sinemacı Latif (Cezmi Baskın), yalancı müteahhit / artiz Fikri (Cem Yılmaz), haylaz torunlar Yılmaz, Mustafa, Aykut ve diğerleri, küçük kasabalarında günlük hayatlarını sürdüren neşeli insanlardır. Bir gün Ankara'dan gönderilen TRT görevlileri, kimsenin ne olduğunu tam olarak bilemediği bir cihaz getirip bırakırlar. Herkesin bir duymuşluğu ve fikri vardır ama emin değildirler. Birgün gelip icad edileceğini tahmin eden tek kişi ise Deli Emin'dir. Cihaz diğerleri için, her eve giren sinema ya da görüntülü / resimli radyodur. Onlar kısaca 'vizontele' derler. Asıl sorun ise; yansıtıcıları yüksek bir yere yerleştirip cihazı çalıştırmaktır. Belediye Başkanı, bu zor görevi (mecburen) Deli Emin'e verir. Tüm kasabayı saran merak, girişimlerin sonuçsuz kalmasıyla keskin bir alaya dönüşür. Ama ne Deli Emin, ne de Başkan vazgeçmezler; sonunda vizontele, televizyon olur.

    Yönetmen: Yılmaz Erdoğan, Ömer Faruk Sorak
    Oyuncular: Yılmaz Erdoğan, Demet Akbağ, Altan Erkekli, Cem Yılmaz, Bican Günalan, Şebnem Sönmez, Salih Kalyon, Cezmi Baskın, Erdal Tosun, Serhat Özcan, Şafak Sezer
    Yapımcı: Necati Akpınar
    Senaryo: Yılmaz Erdoğan
    Görüntü Yönetmeni: Ömer Faruk Sorak
    Müzik: Kardeş Türküler (Boğaziçi Gösteri Sanatları Topluluğu)

    Fadime ÖZKAN


    Kağıda basmak için tıklayın.

  • Doğu batı
    2. Dünya Savaşı'nın bitiminde ülkelerine dönen Rusların dramını anlatan yönetmen Regis Wargnier'in filmi Doğu-Batı'da Catherine Deneuve, Oleg Menshikov başollerde. "Indochina" ile "Une Femme Française" filmlerinin yönetmeni Regis Wargnier'in Stalin dönemine ağır eleştirilerde bulunduğu "East-West / Doğu-Batı" baskı altında kalan insanların dramını anlatıyor. 1946 Haziran'ında Stalin batı ülkelerinde yaşayan Rus mültecilere yönelik bir af ilan eder. Hayatını Fransa'da sürdüren Alexei Golovine (Oleg Menshikov) de, ülkesine dönerek savaş sonrası yeniden yapılanma çalışmalarına katılmak ister. Karısı ve oğluyla yıllardır ayrı kaldığı ülkesine döner. Ancak umutları dönüşle hayal kırıklığına uğrar. Stalin yaptığı iyi niyet çağrılarının aksine bir tutum sergileyerek, dönüş yapan mültecilerin bir kısmının hemen idam edilmeleri emrini verirken, geri kalanların da çalışma kamplarına gönderilmelerini sağlar. Yine de Alexei ve ailesi için tüm umutlar tükenmemiştir. Yetkililer bu genç doktordan yararlanmanın daha akılcı bir yol olacağına inanarak onu ve ailesini Kievíde bulunan komün bir apartmanın tek odasına yerleştirirler. Yetkililerin asıl amacı tüm dünyaya mültecilere ne kadar iyi davrandıklarını göstermektir. Alexei ve ailesinin tek şansı bu yalanın bir parçası olmayı kabul etmektir. Yönetmen Regis Wargnier, Doğu-Batı için şöyle söylüyor: "Ben çocukken dünya iki farklı bloka bölünmüş durumdaydı. Doğu şeytandı, batı ise iyi. Bu kadar basit. Demir Perde adı verilen yerin gerisinde hiç iyi insan yoktu. Oradan hiç kimse kurtulamazdı. O günlerden bu yana birçok şey öğrendik. En başta da önyargılarımızı değiştirmeyi. Sonra insanlara işkence edenlerle kurbanlar arasındaki ayrımı fark etmeyi öğrendik. Ayrıca o karanlık yıllar boyunca milyonlarca insanın nasıl olup da zor şartlara dayanabildiğini, nasıl hayatta kalabildiğini merak ettik. Geride kalan yüzyılın kimliğine damgasını vuran o dönemlerle ilgili gerçeklerin yeni yeni su yüzüne çıkmaya başladığı söylenebilir." Doğu Batı tarihi bir gerçekliğe ışık tutuyor. Tarihte Stalin tarafından 'karşı devrimciler' olarak adlandırılanlar, savaşın bitmesiyle birlikte Almanya'dan geri dönen Sovyet savaş esirleri, savaşta Almanya'nın yanında mücadele eden Ukraynalı askerler ve milliyetçi hareket üyesi mültecilerdir. Stalin, sayıları 4,5 milyonu bulan bu insanlarla başa çıkmanın yolunun baskı olduğuna inanmıştır. Stalin'in sahte çağrısına inanmamaları için ABD, İngiltere ve Fransa'nın yaptığı uyarıları dikkate almayan mülteciler, döner dönmez acı gerçekle yüzleştiler. İdamdan kurtulanlar, özgürlüklerine kavuşmak için Stalin'in öldüğü 1953 yılına kadar hapishanelerde beklemek zorunda kalmışlardır.


    Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim
    İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV


    Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
    © ALL RIGHTS RESERVED
    Bu sitenin tasarım ve inşası, İNTERNET yayını ve tanıtımı, TALLANDTHIN Web tarafından yapılmaktadır. İçerik ve güncelleme Yeni Şafak Gazetesi İnternet Servisi tarafından gerçekleştirilmektir. Lütfen siteyle ilgili problemleri webmaster@tallandthin.com adresine bildiriniz...