YeniSafak.com “ Türkiye'nin birikimi... ” Yazarlar

 
Ana Sayfa...
Gündem'den...
Politika'dan...
Ekonomiden...
Dünya'dan...
Kültür'den...
Yazarlar'dan
Spor'dan

  Arşivden Arama

  I Explorer Kullanıcıları, TIKLAYIN.

 

Bilgi insanı

Hayat, insanlığın tecrübe birikimini bünyesinde barındırmaktadır. Hayatın bilgisi, müsbet örneklere sahip olduğu gibi, menfi örnekler de taşımaktadır. Bütün mesele, insanlığa değerler getiren mutlak bilgi kaynaklarını keşfedebilmek ve bu kaynak ile iman ve akıl gücü arasında sürekli bağlar gerçekleştirmeye çalışmaktır. Mutlak hakikate ulaşmaya takati yetmeyen Akılcılık, izafi hakikate hiç olmazsa hayat hakkı tanıyordu. Çağdaş sezgicilik ise, bu hakikati, metanetsiz ve durmadan değişen herşeyle, hissedilir gerçeğin tasavvuruna kadar düşürür. Guenon'a göre Pragmatizm, hakikat kavramını yararlılık kavramıyla bir tutarak hakikat kavramına son darbeyi vurur. Bu hakikatin ortadan kaldırılması demektir. (Guenon, 21) Eğer hayatın istikameti belirsiz ve faydasız bilgiler üzerine kurulursa, bu yapı uzun süre devam edemiyecek; çok yönlü sarsıntılar, yaşayış dengesini bozacaktır. Çünkü, hayatın da kendi düzeni içerisinde bir mantığı vardır. Bu düzen, onu yaşatan değer ve tutumlarla bütünleşir; kendi sistemini zora sokanları ise tasfiye eder.

İşte, insanlığın bilgi ile olan müsbet manadaki ilişkisi, önemli bir tecrübe birikimini açığa çıkartmaktadır. Bu bilgi, faraziye olmaktan çok, yaşanılan gerçeklerin getirdiği doğrulanmış ve test edilmiş bilgidir. Biz buna yaşama pratiği de diyebiliriz. Dolayısiyle ilim haline gelmiş bir bilgidir ve bu bilginin niteliği, hayatın çok yönlü bilgisidir. Çünkü ilim; sonuçları doğrulanmış ve uygulamaya geçen; sistemleşmiş ve dinamik bilginin ulaştığı son merhaledir.

Özellikle bütün medeniyetlerin hayat tarzı, kendi iç dünyasında ortaya çıkan ve başka medeniyetin ürettiği bilgilerle en uyumlu ve ölçülü ilişkiyi kurarak kendine has bir yaşama pratiğini kurmuş olmasında aranmalıdır. İslam medeniyeti, en güçlü olduğu dönemlerde, başka toplum ve medeniyetlerin tecrübesinden kendini uzak tutmamanın yanında; kendi misyon ve hedeflerini sürdürmekle ömrünü daha uzun bir hale getirebilmiştir.

Bilindiği gibi, medeniyetlerin değer ölçüleri ile bilgi birikimleri farklı şeylerdir. Değer ölçüler; yaşanmış, gözlemlenmiş ve böylece benimsenmiş; belli bir biçime ulaşmış "bakış ve anlayış tarzı"dır. Bilgi birikimi ise, üzerinde çalışılacak ve sonuçta faydalı veya faydasız olduğu belirlenecek materyallerdir.

Medeniyetler, bilgilerini doğrulamış ve bunları, oluşturduğu kurumlar ile kalıcı hale getirerek toplumu sistemli bir hale getirmiş "üst yaşama tarzları"dır. Her medeniyet, şaşırma, yanılma ve tecrübe dönemini geçirmiş; insan niteliğinden, toplum işleyişinde sosyal ve teknik seviyede olgunluk dönemine ulaşmıştır. Birçok alanda üst sınıra gelinmiş; toplumda düzen anlayışı kökleşmiştir. Ama, insanın yapısı gereği, bu yapı sürekli aynı seviyede kalmaz. İnsanın yapısındaki değişimlere, etkilenmelere göre seyir gösterir. Aslında imanın, yapısındaki değişim; onun bilgi ile olan üretken ve uyumlu münasebetiyle büyük ölçüde alakalıdır. Çünkü insan, sürekli kendi dışındaki dünyayı izleyecek; kendi iç alemi ile bu dünya arasındaki en uygun ahengi kurmaya çalışacaktır.

Bu mücadele, aslında onun dünyaya gelmesinin en önemli sebebidir: Bunun adı İmtihan'dır. Kur'anda dile getirilen bu kavram; insanın kendine emanet edilmiş tabii yapısı ile dış dünya arasındaki ilişkinin insanı ulaştıracağı en ideal noktada kurulması manasına gelir. İslamın ana mesajı, bu noktada toplanır: Tabii nitelikler ile sun'i niteliklerin en uygun bileşimi... Ama buradaki öncelik "feraset" denilen bilgi seviyesidir. İmanın kontrolundaki akıl; böyle bir noktaya insanı ulaştırır.

Bu bileşimde insan; ruhi niteliklerini değiştirmeden; dünyayı verimli kılacak ve ondan belirli bir dozda istifade edecek. Bu nokta, maddi dünyanın en uygun şekilde, insan ve toplum hayatına hizmet eder hale getirilmesidir. Bu kullanılış tabiatın mahvına yol açacak bir hoyratlık içinde değil, onun tabii sistemine zarar vermeden, ondan istifade noktasında kalır.

Bilgi; en önemli rolünü, insanı ulaştırdığı o muhteşem vasıfta kendi varlığını ortaya koyabilmek durumundadır. Böylece bilginin asıl amacının, "insanın gerçek inşası" etrafında şekillendiğini görmüş oluyoruz. Çünkü asıl bilgi, insan ruh ve aklına yön veren bilgidir ve sonuçta, insanın dengeli kişiliğini oluşturacaktır. Bu durumu, bilgi-insan etkileşimi şeklinde de ifade etmek mümkündür. Bilgi insanı da bilgi ile yeniden bütünleşip, yeni bilgilerin oluşumunu hazırlamaktadır. İslami ve değişik birçok literatüre göre, insan eliyle oluşan bilginin ilk bilgi olmadığını biliyoruz. Çünkü insanın niteliğini oluşturan bilgi; ahlaki ve manevi bilgidir. Clark Kerr ve L. Fisher'e göre, sosyal bilimler alanında yürütülen hiçbir araştırma, değer hükümlerinden tam olarak bağımsız olamaz. Sosyal bilimlerin değerler dünyasının bir tarafa bırakmak zorunda olduğu iddiası, geçersiz bir tutum olarak kalmaya devam etmektedir.


4 ŞUBAT 2001


Kağıda basmak için tıklayın.

 


Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim
İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED

Bu sitenin tasarım ve inşası, İNTERNET yayını ve tanıtımı, TALLANDTHIN Web tarafından yapılmaktadır. İçerik ve güncelleme Yeni Şafak Gazetesi İnternet Servisi tarafından gerçekleştirilmektir. Lütfen siteyle ilgili problemleri webmaster@tallandthin.com adresine bildiriniz...