![]() |
![]() |
![]() |
| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
Tehlikeli adamların da insan hakları var…İngiltere’de birkaç gündür bir Kıbrıslı Türk’ün cezaevinde yaptığı insan hakları mücadelesi konuşuluyor. Konu, Türkiye’de de kısa bir haber olarak yayınlandı. Tabii, hem insan hakları sorunlarına olan aşırı duyarsızlık hem de gündemin sürekli değişkenliği, bu olayı da ‘meseleler çöplüğü’ne atmakta gecikmedi… Buna gelinceye kadar geçtiğimiz bir ayda neler atılmadı ki bu çöplüğe? Kanlı cezaevi baskınlarını, ölüm orucuna yatmış tutuklu ve hükümlüleri, yakınları ve insan hakları savunucuları dışında hatırlayan var mı? Ne oldu F Tipi cezaevleri ile ilgili sorunlar? Onların eksiklerini düzeltme girişimleri? Ne oldu ölüm orucuna yatan o insanlar? Sağlık durumları, fiziki sorunları nedir? Cezaevi baskınları ile birlikte alalacele açılan F tipi cezaevlerinin, Adalet Bakanı tarafından da belirtilen eksiklerinin, sistemin aksayan yanlarının düzeltilmesi için yapılan bir şey var mı? Varsa da bilmiyoruz ve sanırım cezaevlerinde yeni bir kanlı olay patlayana kadar da öğrenemeyeceğiz. En basit konuları bile krize dönüştüren siyasal ve yönetsel yapı herhangi bir sorun etrafında odaklanmasına müsaade etmiyor. Böylece de sorunlar, çözülmek bir yana, üzerinde tartışma olanağı bile bulunmadan o dediğim çöplüğe atılıveriyor. Türkiye’de devlet ne hatasını, yanlışını düzeltiyor ne de bu konuda başkalarını dinliyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Türkiye aleyhine verdiği ve vermesi beklenen kararlarla ilgili olarak Dışişleri Bakanlığı’nın yüksek yargı organlarına yazdığı yazı nedeniye çıkan tartışmaya geçenlerde bir yazımda değinmiştim. Türkiye, uluslararası platformlarda haksız bulunuyor, dava kaybediyor ama bırakın kaybedilen davalarla ilgili olarak mevzuatta ve uygulamada bir değişiklik yapılmasını, sistem, bu meselelerin tartışılmasına bile imkan tanımıyor. İngiltere, insan haklarının beşiği olarak bilinir. İnsan hakları denince de temel insan haklarının ilk ilkelerinin yazılı olduğu ve 1215 yılında kabul edilen Magna Carta gelir hemen akla, değil mi? İşte bu ülkede devlet, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararlarıyla değişen insan hakları anlayışına uygun olarak kendi yasalarını ve uygulamalarını değiştirme çabasında. Geçen yıl bu amaçla yeni bir ‘İnsan Hakları Yasası’nı kabul etti… Burada klasik hak ve özgürlükler anlamında tabii ki tartışılacak bir şey yok. Herkes düşündüğünü en açık bir şekilde, istediği araçlarla dile getirebiliyor. Rahatça toplantı, gösteri yürüyüşü ve grev yapılabiliyor bu ülkede… Şu partiyi kapatalım mı kapatmayalım diye bir konu, kimsenin aklına bile gelmiyor. Sokaklarda bir tek, ama bir tek askeri üniformalı insan göremiyorsunuz. Neyse, yine de bunlar günümüzde, bir ülkede insan haklarına bütünüyle uyulduğuna ilişkin sağlıklı göstergeler sayılmaz. Birey hakları açısından İngiltere’de hâlâ sorunlar var. Özellikle de cezaevlerindeki koşullar açısından. Daha önce de bir Londra Mektubu’nda yabancılar için cezaevlerinin bir cehennem olduğunu yazmıştım… Sorunlar var ama, sistem de kensini geliştirme konusunda esnek… Denetim mekanizmaları iyi çalışıyor ve sivil toplum örgütleri görevlerini tam anlamıyla, bağımsızca yapıyorlar. Netice olarak, 27 yıla hükümlü Kıbrıslı Türk Rıfat Mehmet, bizdeki F tipine benzer özel bir cezaevi uygulamasının, insan haklarına aykırı olduğunu İngiliz devletine kabul ettiriyor. Konu, bizde şu anda mucize bir formül olarak sunulan F tipi uygulamasına çok benziyor. İşlediği suçlar nedeniye 18 ve arkasından 27 yıl hapis cezalarına çarptırılan Kıbrıslı Mehmet, Hapishaneler Müdürlüğü’nün uygulamaya koyduğu yeni sistemin denendiği bir hapishanede, sisteme karşı direnmeye karar verir. Çünkü sistem çok acımasızdır. Hapishaneleri A, B, C ve D bölümlerine ayırmayı öngören sisteme göre kriminal suçlular önce B bölümüne konulacaklar, burada iyi davranış gösteririlerse C bölümüne, daha da iyi mahkum olurlarsa normal hapishanelere aktarılacaklardı. Tam tersi, sistemin ölçülerine göre ‘kötü’ davranmayı sürdürürlerse, A bölümüne, oradan da cehennem azabı çekecekleri D bölümüne alınacaklardı. Bir çeşit ‘havuç ve sopa’ sistemi yani… Şimdi bizimkiler de aynı şeyi bir ölçüde yeni F tiplerinde yapıyorlar. ‘Uslu’ duranlara oynamaları için top verip, havalandırma saatlerini artırıyorlar… İngiliz sistemine göre, D bölümüne konulanlara gazete, radyo, kitap yasağı getiriliyor ve havalandırmaları bir saatle sınırlanıyordu. En berbat yemekler onlara veriliyor, telefonda kendi dillerinde konuşmalarına bile izin verilmiyordu. Adalet Bakanlığı 3 milyon pound (yaklaşık 3 trilyon TL) ayırdığı bu proje ile suçluların daha iyi davranmaya teşvik edileceği, yani ‘yola gelecekleri’ kanısındaydı. Mehmet, 1999 yılında getirildiği bu cezaevinde, 7 arkadaşıyla birlikte bu projeye karşı direndi. Bir yandan da hukuk mücadelesine girişti… Bu uğurda ruhsal sağlığı bozuldu, ama davasını da kazandı. Bakanlık, bu projeden vazgeçmek zorunda kaldı. İnsanlık dışı D bölümleri kapatıldı. Dikkatinizi çekerim, Mehmet, D bölümünde insanlık dışı koşullarda yatıyordu ama mücadelesini de sürdürebiliyordu. Bu süre zarfında kimse ona yönelik operasyon falan düzenlemedi. Kimse de yakmaya kalkmadı. Sistem yanlışını kabul etti… Yanlıştan geri döndu. Rıfat Mehmet’in insanlık mücadelesini alkışlıyorum…
kduzgoren@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|