![]() |
![]() |
![]() |
| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
Hırvat Cumhurbaşkanı Çankaya’da...Aslında "Görgüsüz adam" diyebileceğiniz korkusuyla yazmayacaktım; ancak adım Hürriyet’te katılanlar arasında özellikle geçirildiği için yazmam farz oldu: Geçtiğimiz çarşamba akşamı, Hırvatistan Cumhurbaşkanı Stjepan Mesiç’in Türkiye ziyareti sırasında, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in verdiği yemeğe ben de dâvetliydim... Cumhurbaşkanı biri yeniyıl, diğeri Cumhuriyet bayramı vesileleriyle yılda iki büyük resepsiyon veriyor ve çeşitli alanlarda adları öne çıkmış kişileri çağırıyor. Bu yerleşik gelenekte gazeteciler de konuklar arasında bulunuyorlar. Bir de, değişik zamanlarda resmi ziyaret için ülkemize gelen yabancı devlet büyükleri onuruna verilen yemekler var; onlara da gazetelerin Ankara temsilcileri genellikle dâvet ediliyorlar... Çankaya Köşkü’ne dâvet edilmek için ‘meslektaşlarını güç odaklarına ihbar etme’ şartı yok... Hırvat Cumhurbaşkanı Mesiç onuruna verilen yemekte, "Türkiye’nin gelini" denilebilecek, bu durumundan olağanüstü gururlu bir hanımefendiyle yanyana düştüm. Hayatının otuz yılını ‘bizden biri’ olarak geçirmiş sandalye komşum, salonun dört bir tarafına göz gezdirdikten sonra iç geçirerek, duvarların çıplaklığı, koca mekânın renksizliği yüzünden "Niye Türkiye’yi ve Türklüğü temsil eden görüntüler yok?" diye hayıflandı. Duvarlarda Türk ressamlarından tablolar, köşelerde kocaman Osmanlı mangalları, pencerelerde oyalı işlemeler, koltukların üzerinde kırlentler... Bunların hiçbiri yok Demirel’in cumhurbaşkanlığı döneminde hizmete sokulan salonda... "Tıpkı Hilton’un balo salonu" dedi sohbet ettiğim hanımefendi... Yemekte yaptığı konuşmada, Mesiç, Türkçenin zenginliğinden de yararlanarak ‘Balkan’ sözcüğü ile oynadı: "Bildiğim kadarıyla Türk dilinde Balkan kavramı iki sözcükten oluşmaktadır: ‘Bal’ anlamına gelen bir sözcükle ‘kan’ anlamına gelen bir diğer sözcük... Söz konusu metaforda buraya geldiğim andan itibaren dile getirdiğim tüm mesajlar mevcuttur. Avrupa’nın en çok hırpalanmış bölgesini, bu sözcükle, ‘kan’ dönemini geride bırakarak ‘bal’ dönemine dönüştürmek istiyoruz. Savaşlar döneminden gelişmeler dönemine, kavga döneminden işbirliği dönemine geçmek istiyoruz; bu yolda sizin desteğinize büyük değer veriyoruz." Böyle yemeklerde evsahibi de konuk da, kendi dillerinde konuştukları için çoğu kez fazlaca üzerinde durulmayan, konuşmalar yaparlar. Balkan coğrafyasında dikkate alınan bir lider olduğunu bildiğim ve Türkiye’ye gerçekten ‘dostça’ niyetlerle geldiği konusunda uyarıldığım için, Mesiç’in dediklerine kulak verdim. Şu cümlenin altını çizmişim sözgelimi: "Geçen yüzyılın ortalarına kadar Hırvatlar, sizin kentlerinizde ve kurumlarınızda Türkçe’yi kullandıkları gibi, kendi anadillerini de konuşabiliyorlardı..." Dikkatimi konuşmalar üzerinde yoğunlaştırdığım için, dâveti gazetesine yazan Hürriyet temsilcisinin gözüne batan ayrıntıları bütünüyle kaçırmışım. Meğer yemeklerin boş duran tabaklara garsonlar tarafından servis edilmesi Fransız protokolü imiş; Çankaya ise yemeklerin hazır tabakta servis edildiği Amerikan protokolünü tercih etmekteymiş... Bu yüzden biz dâvetliler yemekleri yeterince sıcak bulmamışız... "Aynı sorun" demiş Hürriyet’in teşrifat uzmanı yazarı, "İki hafta önce Gürcistan cumhurbaşkanı için verilen yemekte de yaşanmıştı." Oysa benim itirazım, yemeklerin Amerikan veya Fransız usulü ikramına değil; sandalye komşumun hayıflanmasından hareketle, ayağımıza kadar gelen yabancı konuklara, neden Türk mutfağının seçkin örnekleri yerine ‘vişneli bavaruaz’ gibi adı bile bizden olmayan yemekler sunduğumuzu anlamakta zorlandım ben... Eminim, ülkemize gelmeden önce nelerimizin ünlü olduğunu merak etmiş ve zengin yemek çeşitlerinden hangisinin ikram edileceğini heyecanla beklemiştir konuklar... Bereket, ‘yemek müziği’ olarak yalnızca ‘yaylı sazlar dörtlüsü’ ve çaldıkları Batılı örneklerle sınırlı kalınmadı; TRT Ankara radyosunun Türk sanat müziği saz sanatçıları, Tanburi Cemil Bey’den Bimen Şen’e uzanan çizgide görkemli eserler icra ettiler. Ardından da, devlet halk dansları topluluğu Trakya ekibinin gösterisi izlendi. Bana kalsa, önce halk dansları sergiler, sonra klasik Türk müziği ziyafeti çekerdim... Uzaktan baktığımda, "Ben burada ne arıyorum?" sorusunu okudum başbakanın yüzünde. Yardımcıları Devlet Bahçeli, Mesut Yılmaz ve Hüsamettin Özkan dâvete icabet etmemişlerdi. DYP lideri Tansu Çiller’i aradı gözlerim; gelmemişti. FP lideri Recai Kutan ise, ‘yeni bir dâvâ’ anlamına gelen gelişme o gün yaşandığı halde neşeli görünüyordu. Anayasa Mahkemesi başkanı Mustafa Bumin ile ellerindeki konular üzerinde ayrıntılı görüşme imkânı buldum... Ben Mustafa Bumin’le konuşurken diğer meslektaşlar Genelkurmay başkanı Org. Hüseyin Kıvrıkoğlu’nun yanında toplanmış Fenerbahçe-Galatasaray maçı üzerine tahminlerini alıyorlardı. Org. Kıvrıkoğlu, "Galatasaray daha şanslı" tahmininde bulunmuş arkadaşlara... Esad Coşan Hoca’nın Süleymaniye haziresine gömülmesi amacıyla çıkartılan bakanlar kurulu kararı için de, "Siz o konuyu siyasilere sorun" demiş... Oysa, o konuda son sözü, gecenin evsahibi olan Cumhurbaşkanı Sezer söyledi ertesi gün... Zorlanmasaydım kalem oynatmayacağım geceden benim notlarım bu kadar...
tkivanc@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|