T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Derviş sorumsuz, bereket bunlar sorumlu

Dördüncü ortak Kemal Derviş, yurtdışı gezisine çıkar çıkmaz, geride kalan üç ortak, hemen bir basın toplantısı düzenleyip, Derviş'i çekiştirmişler..

Devlet Bahçeli hem Derviş'e küstüğü için, hem de ağzından yanlış bir söz çıkar korkusuyla, hiç konuşmamış, bu basın toplantısında..

Ama, hiç olmazsa kulağının sağlam olduğu anlaşılan Bülent Ecevit ve "güçlü adam" Mesut Yılmaz, bol bol konuşmuşlar..

Mesut Yılmaz, orada olmayan Kemal Derviş'in haddini bildirmiş..

-Kemal Derviş'den siyasi sorumluluk beklenmez, demiş..

Kendilerinde fazlası ile mevcut olan, ama Derviş'te olmadığı anlaşılan "siyasi sorumluluk" kavramını, şu şekilde açmış..

-Sayın Derviş haklı olarak meseleleri sadece ekonomik yönden değerlendirmektedir. Oysa biz ekonomi ve siyasetle bir denge kurmaya çalışıyoruz.. Bu yüzden bazan Sayın Derviş'le diğer bakanlar arasında sorunlar çıkabiliyor..

Mesut Yılmaz'ın bu değerlendirmesine katılmamak, tabiî ki mümkün değil..

Yakın geçmişte de, İçişleri Bakanı olan Tantan, sadece kokuşmuşluğun üzerine gidiyor ve olayları "temizlik yönü"nden değerlendiriyordu..

Oysa Mesut Yılmaz ve iş arkadaşları, kokuşmuşlukla siyaset arasında denge kurmaya çalışıyorlardı..

Sonunda, bu dengeyi kuramayan Tantan, hem bakanlıktan, hem de ANAP'tan gitmek zorunda kalmadı mı?

Mesut Yılmaz'ın sözlerini bir kenara bırakalım.. Onları irdelemek ve ders çıkartmak Kemal Derviş'e düşer..

Dileriz, aldığı bu dersin sonunda, o da "siyasi sorumlu" olmayı öğrenir.

Öyle, musluk tamir eden teknisyen gibi, sadece patlak boruyu onararak, bakan olunmaz..

Suyun, kaynaktaki paylaşımına da girmesi gerekir..

Bülent Ecevit'e gelince..

Çok şükür sağlıklı olduğu anlaşılan Başbakanımız da, Kemal Derviş'i çekiştirme ve Devlet Bahçeli'nin gönlünü alma konulu basın toplantısında, şöyle konuşmuş..

-Her konuyu uzlaşmaya bağlama yeteneğini gösteren hükümetimizin, bu olumlu davranışının karşılığı olarak, İMF ve Dünya Bankası, Türkiye'ye 18 milyar dolara yaklaşan önemli bir dış kaynak sağladı. Bunu her zaman şükranla belirtiyor ve bu yardımı, fazlasıyla hak ettiğimize de inanıyoruz..

Ecevit'in konuşmasını izledikten sonra, ünlü ekonomi dergisi "Forbes"in internet sitesine girdim. (w.w.w.forbes.com/global/2001/0709/028)

Burada, Johns Hopkins Üniversitesi'nin ekonomi profesörü Steve Hanke'nin Türkiye ve Endonezya'yı karşılaştıran makalesi vardı.. (Turkey: Here we go again)

Prof. Hanke'ye göre, Türkiye İMF'ye üye olduğunda (1947), 1 dolar, 2,8 TL'ye eşitmiş.. Aradan geçen yıllarda TL., 429 bin oranında değer kaybedip, 1, milyon lira olmuş 1 dolara karşı..

Endonezya da, bağımsızlığından (1949) beri, ulusal parası Rupi'nin, dolar karşısında 2,9 milyon oranında değer kaybetmesine tanık olmuş..

Prof. Hanke'ye göre, İMF'nin Türkiye'ye verdiği ve 19 milyar dolara ulaşan kaynak karşısındaki şartlara uyum için, Türk anayasasının bile değiştirilmesi gerekiyormuş..

Neticede Türkiye, Endonezya kadar dibe batmamış.. Ayrıca Türkiye'nin jeo-stratejik önemi de fazlaymış..

Neyse, uzun bir makale bu.. Merak edenler, tamamını okur "Forbes"den..

Ama Ecevit'in işi de zor..

Hem sağlığını koruyacaksın.. Hem ortak Bahçeli'yi kırmayacaksın.. Hem İMF'ye şükran arzedeceksin.. Hem Derviş'i dizginleyeceksin.. Hem de Tantan'ın harcanmasına göz yumup, Yılmaz'ı mutlu edeceksin.. Bu arada da, vatandaşa zarar vermeyen vergiler çıkartacak, köy kentler kuracak ve ülkeyi esenliğe çıkartacaksın..

ŞAKA

Hülya ileri gitmiş!..

Hülya Avşar ve Kaya Çilingiroğlu, medyada sürekli yayınlanan "Boşanıyorlar" haberlerine kızmışlar. "Eğer böyle birşey olsa, buna medya değil biz karar veririz" demişler.

Açıkçası ayıp etmişler..

Medya varken, böyle kararları onların vermesi nasıl düşünülebilir?

Kızdırmasınlar medyayı..

Sonra ileride boşanmak isteseler bile, medya buna izin vermez..

Öyle hep evli kalakalırlar..

EKŞİ-TATLI

MGK, "28 Şubat"ı unuttu mu?

"Hürriyet"in haberine göre, Milli Güvenlik Kurulu'nun "irtica mücadelesi raporu"nda, şöyle denilmiş..

-Tarikat ve mezheplerin önde gelenleri ile kurulan diyaloglar ve bu çerçevede sürdürülen çalışmalar sonucu, bu grupların devlet ve hukuk sisteminin içine çekilmesi ve devletin yanında yer almaları noktasında önemli mesafe alındı..

Başyazar olduğu için sütununda kendi görüşünü açıklaması mümkün olmayan ve sadece gazetenin yarı-resmi görüşünü açıklamak zorunda bulunan Oktay Ekşi de, bu "MGK raporu"na kızmış..

Kırgınlığını ve öfkesini de, şu soru ile belirtmiş..

-Oysa itiraf edelim ki Türkiye'de irtica ile mücadelenin bir devlet politikası olarak benimsenip uygulanmaya başladığı 28 Şubat 1997'den sonraki süreçte, biz daha somut ve başarılı sonuçlar alınacağını sanmıştık..

Ekşi haklı.. İrticanın başını ezmek yerine tarikat ve mezheplerin önde gelenleri ile içli-dışlı olmak, insanı üzer.. Bereket "Hürriyet", MGK'dan daha kararlı.. 28 Şubat çizgisini hep koruyor Hürriyet..

Bu gafletin daha ilerisi de var..

Bir sayın okurumuz (O. Karakaş) ihbar etmiş.. Geçenlerde TRT-1'deki sabah programında "Çile Bülbülüm" şarkısı söylenirken, programı sunanlar ve izleyiciler, topluca "Allah" çekip, tempo tutmuşlar..

İrtica, TRT'ye de sızmış görüldüğü gibi.


1 Temmuz 2001
Pazar
 
MEHMET BARLAS


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED