T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Eski satanların zamanı geçti

Hatay'dan Halep'e, Halep'ten Şam'a yolculuk, eşimin büyükbabası Süleymaniye Kütüphanesi'nden emekli büyük birikim sahibi rahmetli Mehmet Safayhi'yi hatırlattı. Safayhi'nin babası eski Tunus Kadısı İsmail Sururi Efendi, Tunus'u Fransızlar işgal edince ailesiyle birlikte Şam'a göç etmiş.

Akıncı atalarımız, Balkanlar'ı, Kuzey Afrika'yı, Suriye'yi ve Hicaz'ı Anadolu'nun doğal uzantıları olarak görüyorlardı. Onlar Hicaz demiryoluyla tren Şam'dan Medine'ye üç gün üç gecede gitse de, Mekke'siz bir Osmanlı Devleti düşünemezlerdi.

Birinci Dünya Savaşı sonrasında Fransızlar Şam'a da gelince, Suriri Efendi malını mülkünü bırakıp, İstanbul'a göç etmek zorunda kalmış. Tunus, Suriye, Filistin ve Hicaz, Osmanlı Devleti'nin sınırları dışında kalmıştı. Sultan Abdülhamit yönetimi 'İttihatçı'lara bıraktığında, Osmanlı 4.383.000 kilometrekare toprağa, 43.103.000 kişilik nüfusa ve 7.000 kilometrelik demiryoluna sahipti.

Kemal Tahir'in dediği gibi: "İttihat ve Terakki Osmanlı'yı içinden çökerten bir beşinci kol ihaneti" oldu. Sultan Abdülhamit'in yönetimden ayrılması, Avrupa'da olan, ancak Avrupalı olmayan Osmanlı Devleti'nin sonunu getirdi.

Aralıksız dört yüzyıl Osmanlı yönetiminde kalan Şam'da hiç yabancılık çekmeden, kızım Selva ile saatlerce dolaştık. Kaysun dağından eski ile yeni Şam'ın arasındaki gizli ve açık yarışın şifrelerini çözmeye çalıştık. Eski Şam'ın odak noktasında çevresiyle barış içinde medrese ve türbeleriyle elele büyük cami ve çarşı var. Yeni Şam'ın merkezinde ise, çevreye meydan okuyan çokkatlı yönetim binalarıyla birlikte oteller ve apartmanlar yer alıyor.

Şam bir medeniyet şehri, İslam medeniyetinin merkezlerinden biridir. Eski şehrin simgesi, Emevi Halifesi Velid tarafından 706 ile 715 yılları arasında yaptırılan Şam Emeviye Camii. Bu cami Şam'ın olduğu kadar Emeviler'in yönetiminin de odak noktasıdır. Suriye'deki İslam bilim, kültür ve sanatı bu cami çevresinde yoğunlaşır.

Anadolu, Suriye, Filistin ve İspanya'da Roma tapınaklarıyla birlikte kiliselerin yerine ya da onların sütun ve taşlarını kullanarak camiler yapılmış. Yunan ve Roma kültürünün eskidiğini, Hristiyanlığın yürürlükten kalktığını ve İslam'ın her şeyi kuşattığını göstermek için camileri onların mabetleriyle yan yana inşa etmişler. Bunun en çarpıcı örneği Ankara'da Augüstus mabedinin yanına yapılan Hacı Bayram Veli'nin camiidir.

Osmanlılar "eski satanların zamanı geçti" dercesine, eski Roma tapınağının yanına cami yapmakta hiç tereddüd etmemişler. Çünkü Müslümanlar'ın ilk mimari harikası olan Şam Emeviye Camii de Roma tapınağının üzerine kurulan kilisenin yerine, onun yapı elemanlarından yararlanılarak yapılmış. Caminin iç ve dış süslemelerinde Bizans mozaik sanatının en güzel örnekleri verilmiş.

İster Babil, ister Mısır, ister Yunan ve isterse de Roma medeniyeti olsun, İslam en son gelen, ancak en başta olan medeniyettir.

Nasıl Mekke bütün şehirlerin anasıysa, ilk insan ve ilk peygamberle başlayan İslam da bütün medeniyetlerin kaynağıdır.


1 Temmuz 2001
Pazar
 
NAZİF GÜRDOĞAN


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED