|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
"İçinden geçtiğimiz dönemde Türkiye'yi en iyi nasıl anlayabiliriz?" diye düşündüğümde, aklıma hep, "Bindik bir alâmete, gidiyoruz kıyamete" cümlesi geliyor... Emin olun, kimsenin bir gün sonrasını görmediği, göremediği bir ülke burası... Böyle ortamlar beni tedirgin eder, aklıma hep kötü şeyler gelir, umutlarımı yitirip karamsarlaşırım... Bendeki bu halin 'bulaşıcı' olduğunu etrafımdaki asık yüzlerden çıkartabiliyorum. Kimse kendinden, yaptığı işten, elde ettiklerinden memnun değil; böyle olunca da herkes herkese 'negatif enerji' aşılıyor... Geçen gün, bu konular üzerinde konuşurken, bir dostum, tesadüfen karşılaştığı eski bir 'militer' tanıdığının anlattığı fıkrayı aktardı. 'Militer' sözcüğünü Çetin Altan'dan ödünç aldım. Asker, subay, general, paşa gibi sıfatlar yerine, usta yazar, 'militer' sözcüğünü tercih ediyor. Aslında, sözcüğün bu biçimde kullanımı, üniformalı olmasa bile belli biçimde düşünen kimseleri de anlatma kolaylığı sağlıyor... Benim dostumun havaalanında tesadüfen karşılaştığı eski tanıdığı emekli bir havacı general; bu anlamda 'militer' diye tanımlanmayı haydi haydi hak ediyor... Emekli havacı generalin anlattığı fıkra, tahmin edebileceğiniz gibi, uçakta geçiyor. İçi yolcuyla dolu uçağı kullanmak üzere görevlendirilen iki pilotun gözleri görmüyormuş. Pilotlar ellerinde beyaz sopalarıyla uçağa gelmişler, kumanda odasına girip kapıyı kapatmışlar. Gözleri hayretten açılmış yolcular, gözleri görmeyen iki pilotun kokpite girdiğini farketmiş, ama ses çıkartmamışlar... Biraz sonra, kuleden, uçağa hareket izni ulaşmış... Uçak, gözleri görmeyen pilotlarca pist üzerinde hareket ettirilmiş... Ancak, havalanmak yerine pistin sonuna dayanmış uçak... O sırada, içerideki yolcular, hep bir ağızdan, "Amanin, ölüyoruz" diye bağırmaya başlamışlar... Başpilot, yanındaki yardımcısına dönmüş ve "Neyse" demiş, "Yolcular hiç değilse dilsiz değilmiş..." Yardımcı da, başpilota, "Dua etsinler, bizim de kulaklarımız duyuyor" deyivermiş... Arkadaşımın tanıdığı 'militer', "Türkiye ne durumda?" sorusuna, bu fıkrayla cevap vermiş, iyi mi? Bana kalırsa, durumumuz, fıkradakinden daha da vahim... Sadece pilotların değil, bizlerin gözlerimize de mil çekilmiş... Fıkradaki pilotların kulakları duyuyor, yolcuların dilleri var; gerçek hayatta ise, yönetenler sağır, bizler de lâl-ü ebkem vaziyetteyiz... Sizin anlayacağınız, durumumuz, fıkradaki gözleri görmeyen pilotlar yönetimindeki bir uçak dolusu yolcununkinden daha kötü... Acaba, Gorbaçov Rusyası ile aramızda bir paralellik kurulabilir mi? Öyle ya, Gorbaçov da, Rusya'da 'yeniden yapılanma' ve 'şeffaflık' diye propagandası yapılan bir reform hareketinin başlatıcısıydı. Bazılarının, burada, Kemal Derviş'e ve onun temsil ettiği misyona biçtikleri role benziyordu Gorbaçov'dan beklenenler... Gorbaçov'la başlayan süreç başladığı gibi gitseydi ne olurdu bilebilecek durumda değilim, ama o ayrıldıktan hemen sonra sapılan yol, Rusya'yı mafya yönetimine götürdüğü gibi, halkını da acayip fukaralaştırdı. Şimdi dikkatinize sunacağım Rusya ile ilgili şu bilgilere her yerde rastlanmıyor: Rusya dev bir ekonomiye sahip, kalabalık nüfuslu bir ülke. Ancak, Rus ekonomisi, kısa sürede yarı yarıya gücünü kaybetti ve gayrı sâfi hasılası (GDP) küçücük Hollanda düzeyine iniverdi. İşsizlik son 60 yılın en yükseği, yiyecek sıkıntısı çekiliyor. "Her yerde uzayan ömür Rusya'da kısaldı" desem inanır mısınız? Evet doğru: 1950'lerin sonunda Rus erkeklerinin ortalama ömrü 69'du, bu, şimdilerde 58'e düştü. Rusya, bu denli keskin bir yaş kısalması yaşanan dünyanın ilk ülkesi... Bir gözlemci, Rusya'da olan-biteni, mümkün olduğu kadar efendice ifadeler kullanmaya çalışarak, şöyle özetliyor: "Liberal demokrasi maskesi altında, totaliter devlet varlığını aynen sürdürmekte: Stalinizm ile muzaffer üstün gücün IMF ve benzeri unsurlarının güdümündeki serbest piyasanın dikkatli bir bileşimi, eski düşmanı nötralize etmek ve Rusya'nın da önemli bir kapitalist güç haline dönüşmesinin önünü kesmek niyetinde." (Michel Chossudovsky, Third World Resergence, s. 80, 1997). Dengeleri bozulmuş bir yapının, ister Rusya'da olsun, ister Türkiye'de, bakana, "Bindik bir alâmete" cümlesini hatırlatması normal... İşin en hazin tarafı ise, kendilerini ülkelerinin sahipleri olarak gören kesimlerin bu olup bitenlerde oynadıkları rol... Rusya'da, hem Gorbaçov'un iktidara tırmanışı hem de koltuğundan oluşu askerlerin müdahalesiyle gerçekleşmişti. Heveslendirilen Rus generalleri, 'ağustos darbesi' adıyla tarihe geçen bir darbe girişimiyle kendilerinin (ülkenin de) sonunu getirecek bir süreci başlatmış oldular. Gorbaçov'la başlayan süreç Putin'le sona erdi. Rusya'da o işi bu denli ustaca kim becerdiyse, hepimizin ona şapka çıkarması gerekiyor... Zamanında aklımızı başımıza toplayamazsak, benzer bir âkıbetin üç vakte kadar Türkiye'yi beklediğini hissettiğim için yazdım bu yazıyı. İsterseniz kesin saklayın; eğer gözleri görmeyen ve kulakları sağır pilotların hükmettiği uçağın dilsiz yolcuları olarak sağ-sâlim ve ayakta kalırsak, ama ancak o zaman, bana dönüp "Ne kadar da şom ağızlısın" deme hakkına sahip olursunuz... Yanılmayı ne kadar isterdim, bilemezsiniz...
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |