|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
FP zeminindeki partileşme girişimlerini değerlendirmeye devam edelim: -Kimlikleri FP'dekinden daha sıkı dokunmuş bağlıları olan bir parti kurmak mümkün. Merkezi iradeye daha bağlı, biat ölçüsünde bağlı bir parti. Cemaat niteliği ağırlıklı bir parti. Böyle bir parti, merkezi iradeye bağlılığı öne çıkararak oy ister ve o bağlılık ölçüsünde de oy alır. Böyle bir partide, aynı değerleri paylaşsa bile farklı bir merkezi irade ile kalbi bağları bulunan insanlar bile bir ölçüde yabancılık hissederler. Sanırım bile bile kimse böyle bir parti kurmak istemez. Çünkü bu parti ister istemez biraz dışlayıcı olur. Ama bazan merkezi irade farkında olmadan, bazan da merkezi iradeye bağlı olanların aşırı bağlılık duygularıyla parti bu hale dönüşebilir. Böyle bir partiyi sistemin bünyesi reddetmeyebilir. Çünkü kaçınılmaz olarak etki alanı daralmış bir siyasî harekettir bu ve sistem kolaylıkla kontrol edebileceği böyle bir minyatür hareketi faydalı bile bulabilir. -FP gibi bir parti kurmak da mümkün. Dışardaki bir merkezi irade ile sorunlu bir ilişki içinde, bu yüzden yönetimi karar zorlukları çeken, bu yüzden ayrışma sürecine girmiş, ana muhalefet olmasına rağmen yeterli ağırlığa ulaşamamış, geniş toplum kesimleriyle buluşamamış bir hareket. Bu hareketin kendi içinde bütünleşmeyi sağlayamamış olması altı çizilecek bir durumdur. (Tayyip Erdoğan, Abdullah Gül, Bülent Arınç, Abdüllatif Şener, bu misyon içinde yetişmiş insanlardır ve farklı bir tavrı seslenirmektedirler. Cemil Çiçek, Nevzat Yalçıntaş, Abdülkadir Aksu, Melih Gökçek farklı yerlerden gelen ancak aynı misyonu paylaşan insanlardır ve onlar da entegrasyon güçlüğü çekmişlerdir. Yani hem kendi içinizde büyüyen çocuklarınızla, hem de dışarda aynı misyonu paylaşan kesimlerle sorunlu bir ilişki oluşmuştur) Kendi içinde sancılı olan bir hareketin cazibe merkezi haline gelmesi de büyümesi de mümkün değildir. Hele özeleştirisini yaptığına inandıramayan ve yaşanan derin süreç içinde birçok kayba uğramış toplum kesimlerine yeni umut taşıyamayan bir hareket ne ümit üretebilir, ne de ona bağlı heyecan. Böyle bir oluşum, kendi tabanında bile oy verme heyecanını üretmekte zorlanır. Benim gözlemim o ki, FP tabanında bile şu anda önemli ölçüde bir "Hiçbiri" eğilimi mevcuttur. FP türü bir yapılanma, en fazla yüzde 15'lerde bir oya talip olmak demektir. -Bir de, FP'de en geniş bir şekilde özeleştiri yapıp, ana misyonu ve tabiatıyla ana kütleyle olan kalbî bağlarını koparıp kaybetmeden, yeni bir siyasî dil ve yeni bir siyasî hareket oluşturmak mümkün. Toplum önüne "Biz yenilendik" söylemiyle çıkmak. Toplumun beklentilerini, Türkiye'nin ve dünyanın gerçeklerini doğru okumak, ayağı yere basan yenilikler üretmek ve bununla toplumla en geniş iletişimi sağlamaya yönelmek. Bu çizginin Fazilet'in faziletlerini taşıma noktasında tereddüdü olmayabilir. "Ama geniş toplum kesimleriyle iletişimde hangi eksiklerimiz oldu?" sorusunu cesur biçimde cevaplandırmayı tercih edeceği de kesindir. Bir süredir Türkiye'de, böyle bir siyasî yapılanma ihtiyacının seslendirildiği açıktır. Toplumun hemen tüm mevcut siyasî kadrolar karşısında soğuk bir tavır sergilediği görülüyor. Ve bir arayış söz konusu... Bu arayışa karşılık olabilmek sorunu duruyor her siyasî yapılanma girişiminin önünde... Diyelim yüzde 30 üzerinde bir oy potansiyeline ulaşmayı hedefleyen bir siyasî hareket... Bu hareketin FP'deki merkezi iradenin kontrolünde olması zor. Belki saygı ilişkisini korumayı tercih edebilirler. Bana göre etmeliler. Hatta böyle bir kollektif bilgelik alanı oluşturmak da sağlıklı olabilir. Ama bir büyük yapının uzaktan kumanda ile yürümesi en azından fiilen imkânsızdır. Öyle bir yapının, büyük açılımı kuşatması da mümkün değildir. Bu değerlendirmeler ışığında, FP'deki yeni oluşum dikkate değer bir yapılanma örneği sergiliyor. Hem açılım hem kimi değerlere itina... FP'den gelen insanlarla yolda buluşulacak insanlara bakıldığında, bunların ahenkli bir bütün oluşturabileceği ümidi ortaya çıkabilir. Meral Akşener, Sadık Yakut bu ekibe katılan ilk isim... Ertuğrul Yalçınbayır, Hüseyin Çelik, Sadi Somuncuoğlu FP'den gelenlerle bir arada bulunmaları yadırganmayacak isimler... Parlamentodaki mevcut partilerden gönülleri bu iklimle buluşacak başka isimler de sayılabilir. Ayrıca ben, bu hareketin BBP-YDP kadrolarıyla hangi noktada buluşacaklarını da merak ederim. Bir noktada LDP ile, İlhan Kesici ile neden buluşmasın yollar? Türkiye "yeniden yapılanma"yı konuşuyor, AB ile ilişkiler nerdeyse bir "devlet reformu" öngörüyor, ekonomi, sorunlarını geleceğe yığarak ilerliyor, yani önümüzdeki yılların iktidarları çok daha zor görevleri ifa edecek... Ve halkın mevcut siyasî kadrolara güveni en alt seviyelerde... TBMM'ye güven 2.8 idi ANAR'ın Haziran anketinde... TBMM'nin itibarını parlatacak bir hareket... Oluşturacağınız yeni siyasî hareket böyle bir Türkiye'yi taşımaya talip olabilecek mi? Asıl soru bu... Parlamentoda zaman zaman hedef gösterilip, dövülecek marjinal bir temsil değil, Türkiye'yi sırtlayacak bir hareket... Çok seslendirilen bir deyişle "küçük olsun benim olsun" demek de mümkün, Türkiye'yi sırtlayacak bir hareketi oluşturmak da... Türkiye şu anda böyle bir siyaset iklimine sahip. FP zeminindeki kadrolar böyle bir iklimi ne ölçüde değerlendirebileceklerinin imtihanını veriyorlar bugün.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |