T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Türkiye: Borç kapanında ama İsrail'in sevgilisi

Türkiye'nin gayrısafi milli hasılasının neredeyse yüzde 90'ının iç ve dış borçlara rehin olduğunu bir türlü idrak edemeyen ve bunun ne anlama geldiğini anlamaktan aciz bizim "milliyetçiler" yeldeğirmenleriyle vuruşmaya devam ediyorlar. Kolay hedef, Kemal Derviş. O, el altında. Siyasi bakımdan hayli 'acemi' olduğu da ortada. Üstelik, 'Harput'ta bir Amerikalı' görüntüsünden de sıyrılamadı. Üç koalisyon ortağından 'kötek' yemeye başladı. Hükümet ile 'şaibeli' bir çıkar birliği içinde olan 'merkez medya' Derviş'e salvo ateşine girişiyor. 'Milliyetçi sağ'dan 'anti-emperyalist sol'a uzanan ve aralarındaki sınırlar büyük ölçüde silikleşmiş ideolojik yelpazede kollayanı da pek yok. Kemal Derviş'in işi zor.

Kemal Derviş'in sırtında yumurta küfesi de yok. Olmadı, basar istifayı gider. Bir özel üniversitede yeri bile hazır. 'Ekonomik kriz'den ötürü 'işsiz' kalmaz...

Diyelim ki, asıl düşman IMF. Gerçi IMF'nin batan ekonomileri ayağa kaldırmak konusunda pek parlak bir sicili bulunmuyor; hatta IMF'ye yakayı kaptıranlar Washington'daki uluslararası bürokratların masabaşı hesaplarına maruz kalınca, çok kez, beladan kurtulamıyorlar. Bütün bunlar doğru ama dünyada IMF'yle mücadele ederek, 'ekonomik kurtuluş' elde etmiş tek bir örnek de ortada yok.

IMF soyut bir hedef. Kime karşı 'bayrak' açacaksınız? Horst Köhler'e mi, isimlerini bile bilmediğiniz İcra Direktörleri'ne mi? Yoksa, IMF'de en büyük 'hisse'ye sahip ve IMF politikalarını yönlendiren Amerika'ya mı?

Bu sonuncusuna karşı olabilir. Peki, Avrupa ile gitgide uzaklaşmış bir Türkiye, başta Türkiye'nin en güçlü kurumu Silahlı Kuvvetler'in en yakın müttefiki ve silah kaynağı olan Amerika'ya nasıl ve niçin ve en önemlisi hangi zemin üzerinde 'savaş' açacak?

Zaten Türkiye'nin yöneticilerinde böyle bir niyet yok. 4 Temmuz yani Amerikan Bağımsızlık Günü'nde Ankara'daki Amerikan Büyükelçiliğine koşan 'Türk eliti' izdihamdan neredeyse birbirlerini çiğneyeceklerdi. Türkiye'de hiç kimse 'anti-Amerikanizm' ile bugünkü dünyada ve ülkemizde 'siyasi prim' toplayamayacağını biliyor.

O yüzden, palavracı milliyetçiliğe karnım tok ve bazılarının ruhunu yelpazelemek için bu köşede, palavracılıkla popülizm yapmak ucuzluğuna hiç sapmadık, bundan sonra da sapmayacağız. Gerçekler olduğu gibi görülmedikçe, gerçekler üzerine siyaset inşa edilmedikçe, Türkiye, hiçbir bataktan ve bugün içine kısıldığı 'borç kapanı'ndan çıkamaz.

Kemal Derviş ve IMF'nin şahsında 'yeldeğirmenleri'yle didişmeyi yeğleyen 'milliyetçi Don Kişot'larımız' acaba Türkiye'nin hangi dış politika çerçevesinde kuşatıldığının farkında mı? Örneğin İsrail'in Haaretz gazetesinde önceki gün yer alan "Türkiye: İsrail'in en yakın ikinci dostu" adlı yazıdan haberleri var mı?

İsrail'in 'bir numaralı dostu' tabii ki Amerika. 'İkinci' olarak da bizi görüyorlar. Hatta, yer yer 'birincilik'te Türkiye, Amerika'yı da sollayabiliyor.

Söz konusu yazıda İsrail Savunma Bakanı Benyamin Ben-Eliezer'in önümüzdeki Pazartesi günü Türkiye'yi ziyaret edeceği hatırlatılarak şu ilginç satırlara yer veriliyor:

"Amerika'ya gidip Pentagon yöneticileriyle yapacağı görüşmelerden iki hafta önce gerçekleştireceği ziyaretinde, Ben-Eliezer, İsrail'in ikili ilişkilerinin en göz kamaştırıcısı diye tanımlanabilecek Türkiye ile ilişkilerinin bu özelliğini ilk elden doğrulamak fırsatını bulacak. Kudüs'teki Dışişleri yetkilileri dahi bu ilişkilerden çok etkilenmiş durumdalar."

Kısa bir süre önce, İsrail Dışişleri Müsteşarı Avi Gil Ankara'da idi. Haaretz'den öğrendiğimize göre, Türk hükümeti İsrail Başbakanı Ariel Sharon'u Türkiye'ye davet etmiş. Avi Gil, İsrail'e Türk hükümetinden Sharon için 'resmi davet'le dönmüş. Yani, tam Miloşeviç, "savaş suçlusu" ithamıyla Hollanda'da cezaevine atılırken ve Sharon hakkında da 'Sabra-Şatila Katliamı' dosyası yeniden açılır ve bu konuda 'dünyanın herhangi bir ülkesindeki katliamı suç sayan' Belçika mahkemelerinde adli süreç başlatırılırken.

Haaretz, Ankara'daki diplomatik gözlemcilerin -her kimlerse- böyle bir ziyaretin ikili ilişkilere yarardan çok zarar getirmesiyle sonuçlanabileceğine işaret ettiklerini bildiriyor. Ankara'daki 'diplomatik gözlemciler'in kafasının, epey bir dozda 'milliyetçi' olan Ankara hükümetinden, daha fazla çalıştığına kuşku yok.

Herşeye rağmen, İsrail Dışişleri Bakanlığı Türkiye ile ilişkileri 'özel ilişki' olarak nitelerken, İsrail Savunma Bakanlığı'nın Dışişleri'nden sorumlu Müsteşar Yardımcısı emekli Tuğgeneral Yekutiel Mor, daha da ileri giderek, 'stratejik ilişki' diye isimlendiriyor.

Böyle düşünmekte haksız sayılmaz. Türkiye, Amerika ve İsrail arasında ortak hava tatbikatı iki hafta boyunca Konya semalarında yapıldı. Yine Haaretz'den öğreniyoruz ki, İsrail Dışişleri Bakanlığı'nın gözünde bu 'çok önemli' imiş. İşgal altındaki topraklarda kan gövdeyi götürürken bu tatbikatın yapılması şöyle yorumlanıyor:

"Bir başka deyimle, Türk hükümeti İsrail ve Filistinliler arasındaki ihtilafı ortak tatbikatın ertelenmesi ve hatta iptali için yeterli bir gerekçe olarak addetmedi."

Acaba bizim 'milliyetçiler'in bu 'özel' ve 'stratejik ilişki' konusundaki görüşleri ne? Meraka değer...

Bu 'ilişkiler'in Türkiye'nin 'borç yükü' ve 'IMF ile ilişkileri'yle hiç mi irtibatı yok? Yarın devam edelim...


6 Temmuz 2001
Cuma
 
CENGİZ ÇANDAR


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED